Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Samet Güzel Röportajı

Sayın Samet Güzel Röportajı ;


YORUM YORUMCULARIN İŞİDİR!

   Çok genç yaşta olmasına rağmen gelecekte çok önemli işlere imza atacağının sinyallerini daha şimdiden veriyor.

 

    Samet Güzel’ le röportajımız Samandıra tesislerimizde gerçekleşti. Özellikle bir çok Fenerbahçelinin bir kere bile yaşamak istediği ortamda gerektiğinde 24 saatini geçiriyor. Sağa baktığınızda Tuncay, sola baktığınızda Tümer, arkanızı döndüğünüzde Önder, Can, Alex, ve diğer göz bebeklerimiz. Onun buradaki görevi Zico ile Türk futbolcular arasındaki bağı kurmak. Görevini başarı ve özveriyle yerine getiriyor.Bu başarıyı sadece yurt dışında aldığı dil eğitimiyle değil, bilinçli bir ailede yetişmesinin payının da büyük olduğunu gözlemliyoruz. Kendisine Sibelinsahasi.com’ a verdiği bu röportaj için teşekkür eder başarılarının devamını dileriz.  
 

 

    - Samet önce eğitimini nerden aldın? Dilini nerden geliştirdin?    
      
    Ortaokulu ve liseyi Burak Bora Anadolu Lisesi’nde okudum. Lise son sınıfta annemle babamın  bana sunduğu bir fırsat vardı: Lise sonu yurt dışında burslu olarak okuma fırsatı! AFS sınavlarına girdim. Hem yazılı sınavı, hem de sözlü mülakatı vardı ve bir ülke seçmem gerekiyordu. Bu ülke seçimi sırasında çocukluğumdan beri ilgim olan Brezilya en büyük hayalimdi. Brezilya’yı seçtim. Hayallerim gerçek oldu ve kabul edildim. Brezilyalı bir ailenin yanında kalarak oranın lisesine devam ettim. Bu süre zarfında orada Portekizce öğrendim. Giderken üniversite sınavına girip kazanıp1 sene dondurmuştum.Döndüğümde Mimar Sinan Üniversitesi İstatistik bölümünde okumaya başladım. Şu an 3. sınıftayım.    
  
  

    - Fenerbahçe ile nasıl tanıştın?  
    

    Öncelikle şunu belirtmeliyim: Annem Galatasaraylı, babam Fenerbahçeli. İkisi de takım seçimimde beni etkilemeye çalışmadılar. Fenerbahçe’yi ben kendimi bildiğim yaşlarda hiç kimsenin etkisinde kalmadan seçmiştim. Üniversiteye devam ederken bir gün annemle aklımıza FB TV’ye bir mail atmak geldi. Portekizce bildiğimi, bir sene Brezilya’da kalıp eğitim gördüğümü, Fenerbahçe’de bir çok Brezilyalı futbolcu olduğunu ve yapabileceğim bir şey varsa buna hazır olduğumu belirttim.Genç ve koyu bir Fenerbahçeli olduğumu da ekledim. FB TV Genel Müdürü Sayın İhsan Topaloğlu “Gelin görüşelim.” dedi. Kendileriyle irtibatı koparmamamı, ortamı tanımam açısından sık sık gelip gitmemi istediler. 1-1,5 sene boyunca televizyona sık sık gidip geldim. Yabancı oyunculara destek veren bir önceki tercüman arkadaş askere gidince, tercüman ihtiyacı doğdu. Sayın Topaloğlu’nun ve Futbol Takımı İdari Menajeri Sayın Volkan Ballı Bey’in izlenimlerinin pozitif olması ve zamanla karşılıklı güvenin oturmasıyla tercümanlık görevime başladım.  
  
    

    - Önce hangi oyuncuların tercümanlığını yaptın?  
    

    Başta bildiğiniz gibi Alex, Nobre, Aurelio… Daha sonra yeni teknik direktörümüz Zico geldi. Brezilyalı olduğu için o anda da tercüman olarak da ben olduğumdan dolayı ve zamanla da o güveni verebilmişim ki Zico ile de çalışmaya başladım. İlk başladığım zamanlarda çekingenlik olmuştu. Televizyondan gördüğüm yaklaşması imkansız olan insanlarla beraber çalışmaya başlamak ve onlarla iç içe olmak insanı biraz farklı hissettiriyor. İnsan ister istemez çekingen olabiliyor. En başta kendisi gibi olamayabiliyor. Bu noktada özellikle Alex’in ve Aurelio’nun çok yardımlarını gördüm. Özellikle Alex’in antrenmanlar sırasında bana yaptığı espriler, bana olan yakınlığı ve sıcaklığını hissettirmesi içimi rahatlatmıştı. 
  
     

    - Kendi branşında dünyanın en iyilerinden biri olan Zico gibi biriyle çalışmak nasıl?    
       
 
    Çok çok iyi. Onun geldiği günden beri 24 saat yanındayım diyebilirim. İlk geldiğinde kulüpte tanıştık. Bana her zaman hem bir profesyonel hem de bir baba şefkati ile yaklaşıyor.  Antrenmanlardan evvel bana antrenmanın amacını anlatır. Bugüne kadar futbola taraftar gözüyle bakıyordum. Fakat Hocam Zico bana futbola artık daha profesyonel gözle bakmam gerektiğini ve futbolu daha fazla öğrenmem gerektiğini sürekli anlatıyor. Ve bunu eyleme dönüştürüp, hayatından kesitler veriyor.    
 
     
 
    - Zico’nun söylediklerini futbolculara aktarırken tercümanlık ve duyguların birbirine karışıyor mu?  
    

    Hoca ve Türk futbolcular arasında bir bağ kurulması gerekiyor. Bu durumda ben sadece Brezilyalıların değil Türk futbolcularının da tercümanıyım. Maçın taktiğini Türkçe’ye çevirip ileten benim. Ya da Brezilyalı bir futbolcu bir şey söylemek istediğinde onları da ben tercüme ediyorum. Saha içinde, saha dışında, soyunma odasında... Mesela futbolcunun veya hocanın bir gergin anında veya tam tersi tüm durumları görevim gereği aynı şeklide ifade etmek durumundayım. Genç yaşta ve ortama yeni giren biri olarak ilk başlarda bir çekingenlik vardı. Fakat sonra herkesin desteği ile bu çekingenliği üzerimden attım. Şu günkü geldiğim noktada bunu en iyi şekilde yaptığıma inanıyorum. Hoca şefkatli söylediğinde ben bunu şefkatli bir şekilde veya Hoca çok kızdığında çok kızgın bir şekilde aktarabiliyorum. Burada kendi duygularınızı asla karıştırmamanız gerekiyor.  

      

    - Kısa da olsa Malatyaspor’da çalıştın. Bir deneyimin var, futbolcuların Türk veya yabancı hocalara ilk yaklaşımları nasıl?  
    

    Genelde futbolcular önce hocanın karakterini analiz etmeye çalışıyorlar. Sert mi, yumuşak mı, şefkatli mi nasıl bir karakteri var bu tip şeylere bakıyorlar. Ve sonra yavaş yavaş iletişim kurmaya başlıyorlar. Bu birbirlerini tanıma aşamasının çabuk geçilmesi teknik direktöre de bağlı oluyor. Evet, Malatyaspor’dan teklif gelmişti. Fenerbahçe’ye başlamadan evvel bir süreliğine Malatyaspor’da görev yaptım. 2-3 aylık bir deneyimim olmuştu. Orada da Feyyaz Uçar ve Ziya Doğan’la çalıştım. Bu iki seneye yakın süre içinde toplam dört teknik direktörle çalıştım. Bu teknik direktörlerin karakterlerinin analizini yaptığım zaman; şu ana kadar çalıştıklarımın hepsinin farklı yapıları var. Bazısı şefkatli, bazısı sert, bazısı çok sert yanına yaklaştırmayan türden... Bazısı daha babacan.   
 
     
   
- Maçtan bir gün önceki kamp gününüzü anlatabilir misin? 
     

    Maçımızın kendi stadımızda olduğu bir günü anlatayım: Kamptan başlayalım… Akşam üstü  geliriz antrenmanımız vardır. Basına kapalıdır bu antrenman. Birlikte tüm teknik heyet, takım halinde yemek yenir. Yemekten sonra tedavisi olması gereken oyuncular varsa tedaviye girer. Diğerleri dinlenmeye çekilirler. Artık herkes maça konsantre olmuştur. Bu malzemecisinden teknik direktöre kadar aynıdır. Ve burada genelde sessiz bir ortam oluşur. O gece sessiz geçer. Belki hep beraber bir film izlenir. Belki bir program izlenir. Bazen de toplanıp, şakalaşıp biraz konuşma ortamı oluşur. Erken uyunur. Çünkü ertesi gün maç bizleri beklemektedir. Ertesi sabah erkenden kalkılır. Kahvaltı serbest saatlidir. Fakat öğle yemeği takım ruhunu oluşturmak adına hep beraber teknik heyetle yenir. Mecburdur. Öğlen yemeği yedikten sonra herkes tekrardan dinlenmeye çekilir. Maç saatine göre 15:30-16:00 gibi yemek  yenilir. Çay kahve molası yapılır. Buna “coffee- break” deriz. Bu da toplu bir şekilde gerçekleşir. Ve yine çok güzel bir ortam oluşur. Artık herkes maç stresine girdiğinden bir şekilde kendilerini rahatlatmaya çalışırlar. Espriler olur daha rahat daha samimi bir ortamdır. Çünkü artık futbolcular birbirleriyle kaynaşmış durumdadır. Maça çıkacak, birlikte mücadele edecekler. Son hazırlıklarını yaptıktan, toparlandıktan sonra maç toplantısı vardır. 
     
Maç toplantısında teknik heyet, Zico ve futbolcular bulunur.  %100 olmazsa da son antrenmanda zaten oynayacaklar kişiler kadro şekillenmiştir. Hemen hemen herkes tahmin eder. Hoca antrenmanda dağıtılan yeleklerden kimlerin oynayacağını belli eder. Ama asıl kadro o toplantıda hoca tarafından açıklanır. Hoca gelir tahtaya yazar ya da kimlerin nasıl oynayacağını söyler. Kadro açıklandıktan sonra taktik verilmeye başlanır. Rakibin nasıl olduğu, rakibin futbolcuları yazılır birer birer. Nasıl futbolcular oldukları, ne tür oyun oynadıkları şimdiye kadar olan maçlarda neler yaptıkları bugün neler yapabilecekleri hakkında görüşler belirtilir. Sonra hoca futbolculara söz verir. “Herhangi bir fikir sunmak istiyor musunuz?” diye sorar. Futbolculardan isteyenler olursa sorar veya görüşlerini bildirirler. Bütün bunlar tamamlandıktan sonra en son hocanın motive sözleriyle toplantı biter. Herkes otobüse gider. 

       

    - Ve stada geldiniz…
     

Stadımıza gelindiğinde de direkt soyunma odasına gidilir. Herkes formasını giyer, bandajını yapar. Son ikazlar olur. Herkesin kendine göre uğurları var. Bizim Edu ve hocayla yarattığımız bir uğur var. Bu son zamanlarda kendi içimizde ufak şekerlerin bir tanesini sahanın ortasına fırlatırız o gergin ortam gitsin diye. Fakat herkesin kendi uğurları farklıdır. Genelde Brezilyalı futbolcular formalarını ellerine alır ve dua etmeye başlarlar. Bazısı değerli bir şeyini, yüzüğünü öper.   
  
    

    - Takımda tercümanlığında en rahat olduğun insan kim?  
    

    Hepsinde çok rahatım ama en çok hocayla rahatım. Öyle bir noktaya geldim ki; hocanın cevaplamasından önce ne diyeceğini tahmin edebiliyorum. Ne düşündüğünü bile bilebiliyorum. Bazen maç içerisinde herhangi bir olay olduğu zaman, bana arkasını döndüğünde bile aynı şeyleri birbirimize söylüyoruz.  
  
    

    - Bazı çevrelerde, Zico’nun 1 söylediği kelimeyi sen 5 kelime olarak tercüme ediyorsun gibi bir görüş var. Bu konuya bir açıklık getirebilir misin?  
    

    Bunu artık açıklamanın zamanı geldi. Hatta Okan Bayülgen’in programında da konu oldu. Fakat bu tamamen televizyonun içinde olan insanların bilmesi gereken bir şey.
Zico’nun söylediklerinden büyük bir çoğunluk anlayamayacağı ve yayın akışında zaman kaybı olacağından Zico’nun söyledikleri kesilir. Benim konuşmam daha uzun gözükür.    

  

    - Peki  canlı yayınlarda da uzun konuşuyor izlenimi bırakıyorsun .... 
     

    Benim görevim hocanın söylediklerini en doğru şekilde tercüme etmektir, bununla yükümlüyüm. Yorum yorumcuların işidir. Canlı yayınlarda da ben kesinlikle uzun çevirdiğim görüşüne katılmıyorum. Benim tercüman olarak bir görevim var. Hocanın söylediği kelimeleri, düşüncelerini ve duygularını benim en iyi şekilde dinleyenlere aktarmam lazım. Simultane tercümelerde cümle cümle olmadığı sürece kelime kelime anlatmanız çok zordur. Simultane tercüme demek aslında anında çevirmek yani cümle kurulduğu anda cümleye paralel olarak çevirmektir. Tabii bu da ancak kulaklık mikrofon ve belirli bir ses düzeni gerektirir. Maç sonrası canlı yayında yapılan röportajlarda tüm dünyada olduğu gibi böyle bir imkan olamayacağı için hocanın ifadelerinin ardından ben bütünsel olarak çevirmek durumundayım. Ve aynı anlamı vermek için bazen daha fazla cümle kurmaya ihtiyaç olabilir. Siz burada bana 20 tane cümle söyleyin, ben o 20 tane cümleyi ne yaparsam yapayım kelime kelime tercüme edemem. Ama sizin ne dediğinizi  anlarsam ve sizin düşüncenizi bilirsem onu en iyi şekilde karşımdakine anlatabilirim. Benim de yapmak istediğim bu devrik cümlelerle kimsenin anlamayacağı kelimelerle tercüme etmektense belki 10- 15 saniye uzun olur ama hocanın o andaki duygularını anlatır şekilde anlatmayı çok daha düzgün buluyorum. Fakat hocanın 2 saniye söylediğine ben 5 dakika konuşuyorum görüşüne asla katılmıyorum. Dil konusunda %100 Portekizce’yi çok iyi bildiğimi ve kullandığımı söyleyebilirim.    
 
   

 

    - Mourinho’ya baktığımızda tercümanlıkla başlayan dev bir başarı yolculuğu var. Senin böyle hedeflerin var mı?  
    
   
Neden olmasın? (Gülüyor) Öncelikle tercümanlığı meslek edinmeyi düşünmüyorum fakat futbol içerisinde ne zaman ne yapacağınız hiç belli olmaz. Mourinho tercümanken şu an dünyanın sayılı teknik direktörlerinden birisi… Ben öyle olurum demiyorum ama futbolu şu an öğreniyorum. Dünyada futbolu en fazla bilen insanlardan bir tanesi ile birlikte çalışıyorum.  Zico gelmiş geçmiş 5 tane en iyi futbolcu sayarsanız, onlardan bir tanesi. Ve 40 yıldır futbolun içinde olan bir insandan futbolu öğrenmek büyük bir şans. Kendimi bu açıdan ayrıcalıklı hissediyorum. Futbol içerisinde ve özellikle Fenerbahçe camiası içinde olmayı seviyorum ve bundan müthiş keyif alıyorum. Bunun değerini de biliyorum. 

       

    - 100. yılımızı yaşıyoruz. Senin duyguların nelerdir?   
   
 
    Ben kalpten doğuştan bir Fenerbahçeli olarak, Migros, Telsim tribünlerinde ufaklığımdan beri  maç izlemiş biri olarak Fenerbahçe’nin bu 100. yılında, bu kadar önemli bir yılında ufak da olsa bir payım olabildiyse takım posterine girebildiğim için çok mutluyum yani duygularımı bile anlatmak çok çok zor. Benim için büyük bir gurur büyük bir onur. Umarım çok uzun süre burada kalabilirim ve inanıyorum ki; 100. yılımızda hep birlikte şampiyonluğa ulaşacağız.    
   
  

    - Sezonun son maçları… Taraftara mesajını alabilir miyim?   
   

    Özellikle son Vestel Manisaspor maçından sonra ben şu an yedek kulübesinde değil de tribünde olsaydım ne tepki verirdim diye düşündüm. Kesinlikle yuhalama olayına girmezdim. Çünkü futbolcunun desteğe ihtiyacı var. Ben her salise bunu birebir yaşayan insan olarak onların bunlardan ne kadar etkilendiğini kendi gözlerimle görebiliyorum. Bu Alex de olabilir. Bu en genç Kerim de Olcan da olabilir. Tribünden çıkabilecek bir ses bile onları saha içerisinde çok fazla etkiliyor. Bir taraftar olarak söylüyorum: Ben onların yerinde olsam ki çok fazla isterdim şu an da takımıma hem profesyonel olarak hem de tribünden destek verebilmeyi; çok az maçımız kaldı ve şampiyon olabilmek için bunlardan başka maçımız yok ve şampiyon olmak için her şeyi kazanabiliriz de her şeyi kaybedebiliriz de taraftar olarak hiçbir şekilde “Keşke şu maçta daha çok destek verseydim, keşke şunu yapmasaydım.” dememeyi diliyorum taraftar adına… Her türlü desteği versinler. Hiçbir futbolcuya tepki göstermesinler. Emin olsunlar ki; buradaki tüm futbolcular ve teknik heyet en az onlar kadar 100. yılda şampiyon olmayı istiyor.    
 
  

Röportaj: Sibel Kurtbr
Fotoğraf: Serkan Hoşgör

 

 

 

Videolarım
Site Haritası
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam7
Toplam Ziyaret139514