Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • Yüksel Günay/Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Şubat 2010 - 05/01/2011
  •   

      Yüksek Divan Kurulu Başkanımız Yüksel Günay:

     “Her şeyi kürsüye taşımam”

      

      Bir kurum içinde her an başarılı ve aktif bir şekilde ayakta kalmak kolay değildir. Yüksek Divan Kurulu Başkanımız Sayın Yüksel Günay’ı 50.yıla taşıyansa Fenerbahçe sevdası ve alçakgönüllülüğü ile paralel olan başarısıdır. Manevi değerlere önem veren bir insan gerçek başarıdan başka ne yakalayabilir ki…Sayın Yüksel Günay’a daha nice yıllar diliyoruz…

     

      Ben spordan gelen biri değilim, tribünden gelen biriyim. Çocukluğumdan beri maçlara giderdim. Kar, kış dinlemezdim. Özellikle Ankara’da olduğum yıllar çok soğuklar yaşadım fakat bu beni hiç maçlardan uzaklaştırmadı.

     

     Elli yıldır bu camianın içindeyim. Beni etkileyen tek bir maçı vardı. O da Denizlispor- Fenerbahçe maçı…  O dönem yine Yüksek Divan Kurulu Başkanıydım. Bu olay beni taraftarlığımın yanı sıra yönetici olarak da çok etkilemiştir. O maç şampiyonluğu Denizlispor’a bıraktığımız maçtır. Onun dışında yapılan bütün maçları spor olarak kabul etmişimdir.

     

     Bu benim ölümle ilk tanışmamdı. Hayatında yüzünü gördüğüm, elini öptüğüm bir insanın ölümüydü. Bu kişinin de Atatürk olması beni derinden etkilemişti. O’nun elini öpmek benim için yaşadığım sürece gurur kaynağı.

     

     Taraftarken mağlup olduğunuzda unutuyorsunuz, fakat yönetimin herhangi bir ucundaysanız unutmak daha zor oluyor, mesuliyeti hissediyorsunuz, ağırlığı hissediyorsunuz. Mağlubiyeti kabullenmek kolay olmuyor.

     

      Fenerbahçeli taraftar en ahlaklı en dürüst taraftar

     

    Biz aramızda “Fenerbahçeli olunmaz Fenerbahçeli doğulur” deriz her zaman.  Peki, siz nasıl Fenerli oldunuz Yüksel Bey?

    Ailemizde herkes Fenerbahçeliydi. Doğuştan Fenerbahçeliyim. Şöyle geriye doğru baktığınız zaman medeni kanuna göre soyadımız Günay aile ocağımız Yalamanoğulları. Araştırın (Gülüyor) İçimizde bir iki tane Beşiktaşlı ya da Galatasaraylı ya var ya yok…

     

    Sporla birebir ilginiz oldu mu?

    Sporla ilgim çocukluğumda futbol oynardık. Pendik’te 14 yaş civarında seçmelere gelmiş ve seçilmiştim. Ama seçildikten sonra devam etmedim. Çocuğum nedendir bilmiyorum.  İşin ilginç yanı yıllar sonra 1957’de Pendik Spor Kulübü’nü kurdum. Kulübün kurucu başkanıyım. Boşluk dönemimde hem başkanlık yaptım hem de futbol oynadım.

     

    Yıl 2010 ve 50. yılınızı tamamladınız. 23 Ocak’ta yapılan divan toplantısında da plaketinizi aldınız. Öncelikle tebrik ediyoruz. Duygularınızı alabilir miyiz?

    Çok teşekkür ederim. Ben de bununla gurur duyuyorum. Ben spordan gelen biri değilim, tribünden gelen biriyim. Çocukluğumdan beri maçlara giderdim. Kar, kış dinlemezdim. Özellikle Ankara’da olduğum yıllar çok soğuklar yaşadım fakat bu beni hiç maçlardan uzaklaştırmadı. Yazları İstanbul’daydık. İstanbul’da da eski stadımıza giderdik.  Kimleri sahada görmedim ki;  Büyük Fikret, Küçük Fikret, Taka Naci, Selahattin, Cihatlar, Muratlar, Küçük Haliller, Naciler, Necdetler, Lefter, Can Bartu… Hepsini keyifle seyrettim. Sonra ileriye doğru gelirseniz, yöneticilik yıllarımda Serkan Acary, Cemil Turan... Hem seyrettim, hem de profesyonel şube görevlisiydim. Fenerbahçelilik benim için bitmeyen bir sevda…

     

    Fenerbahçe’de görev ve sorumluluklarınız arasında ikinci başkanlık da vardı. Biraz o günlerden bahsedebilir misiniz?

    1976 yılı Eylül ayıydı. Büromda oturuyordum. Semih Bayülken geldi. Beraberce o zamanki adıyla Dereağzı’na geldik. Semih bana “Bir ay içinde kongre yapacağım, sen de yönetime gireceksin” dedi. “Tabii” dedim. Kongre yapıldı… Faruk Ilgaz başkanken yönetime girdim, iş taksimi yapıldı ben de ikinci başkan oldum. 1976-1977-1978 yılları ikinci başkanlığım devam etti. 1979 da genel sekreterdim. Sonra Faruk Ağabey bıraktı. 1979-1980-1982 de tekrar rahmetli Razi Trak başkanlığında ikinci başkan seçilerek devam ettim. Sonra ayrıldım. Fakat beni tekrar göreve çağırdılar. 1984-1985-1986 yıllarında Tahsin Kaya başkanlığında tekrar ikinci başkanlık görevine getirildim. 2000 yılında tekrar görev aldım tabii bu sefer Yüksek Divan Kurulu başkanı olarak… 2000 ve 2001 yıllarında bu görevi sürdürdüm. 2002 ve 2003 yıllarında bu görevde yoktum. 2004’te tekrar YDK başkanı seçildim. Halende bu görevi bildiğiniz gibi sürdürmekteyim.

     

    Karşınıza bir seçimde aday çıkarıldı fakat yine bu yola siz devam ettiniz…

    Evet, doğru. Aslında o seçim YDK Başkanlığı’na rakip değildi, hedef genel kuruldu. Yani yanlış yoldu, etik olmayan bir mücadeleydi. Çünkü Yüksek Divan Kurulu Başkanlığı seçiminde Fenerbahçe Başkanlığı için inşaat aranmaz. Bu yanlıştı.

     

    Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü görme şerefine nail oldunuz. Bu anınızı bizimle paylaşır mısınız?

    1937’de Kadırga’da ilkokuldayken Sultanahmet’e Atatürk gelmiş, bizi aldılar, Kadırga ile Sultanahmet birbirine yakındı, uzun yol değildi, güzel bir bahar günüydü. Orada bir Mektebi İktisadi vardı, şimdiki ismiyle İktisadi Ticari İlimler Akademisi, oraya gittik.  Herkes sırayla Atatürk’ün elini öpüyordu. Ben de Atatürk’ün elini öptüm. Bu benim için anlatılamaz bir duyguydu, aslına bakarsanız şimdi bile aklıma düştüğünde heyecanlanıyorum, fakat bu anının bir de beni derinden üzen bir kısmı da var; 1938 yılında babamın görevi nedeniyle Ankara’ya tekrar gittik. Fakat kötü talih 1938’de Atatürk’ün naşı Etnografya Müzesi’ne giderken önümüzden geçti. Ben Atatürk İlkokulu’nda okuduğum için bizi en ön sıraya almışlardı, o sene ikinci sınıfa gidiyordum. Tabii bu hazin olayı yakından gördük. Bu benim ölümle ilk tanışmamdı. Hayatında yüzünü gördüğüm, elini öptüğüm bir insanın ölümüydü. Bu kişinin de Atatürk olması beni derinden etkilemişti. O’nun elini öpmek benim için yaşadığım sürece gurur kaynağı. Ve Atatürk beş sene Etnografya Müzesi’nde kaldı, ta ki Anıtkabir yapılana kadar. Sonra her sene okul bizi Anıtkabir’e götürdü. Şimdi de sık sık ziyaret etme olanağı buluyoruz.

     

    Taraftarlık yönünüze gelirsek siz en çok hangi maç etkiledi?

    Elli yıldır bu camianın içindeyim. Beni etkileyen tek bir maçı vardı. O da Denizlispor- Fenerbahçe maçı… O dönem yine Yüksek Divan Kurulu başkanıydım. Bu olay beni taraftarlığımın yanı sıra yönetici olarak da çok etkilemiştir. O maç şampiyonluğu Denizlispor’a bıraktığımız maçtır. Onun dışında yapılan bütün maçları spor olarak kabul etmişimdir. Sporun iyi tarafı, bol olan tarafı var. Taraftarken mağlup olduğunuzda unutuyorsunuz, fakat yönetimin herhangi bir ucundaysanız unutmak daha zor oluyor, mesuliyeti hissediyorsunuz, ağırlığı hissediyorsunuz. Mağlubiyeti kabullenmek kolay olmuyor.

     

    Maç seyrederken ve iyi ya da kötü sonuç belli olunca tepkiniz nasıldır?

    Seyrederken aşırı bir heyecanım olmaz, galip geldiysek çok sevinirim, kaybettiğimizdeyse çok büyük bir üzüntü içine girerim dışa vurmamaya gayret ederim.

     

    Fenerbahçe Spor Kulübü bir dünya kulübü, mağlubiyetleri bazen yaşayacağız, önemli olan kulübümüzü ekonomik açıdan alt yapısını sağlamlaştırarak hedeflerimizde daha kolay ilerleyebilmek… Siz bu konuda neler söyleyeceksiniz?

    Fenerbahçe’nin yapısına baktığımızda büyük bir kulüp olduğumuzu görüyorum. Sporu her dalda yapan ve ayrıca ahlaklı yapan bir kulüp olarak görüyorum. Bu da beni mutlu eden en önemli faktör.

     

    Yüksek Divan Kurulu Başkanı olarak görev ve sorumluluklarınız nelerdir?

    Bizim tüzüğe göre en üst denetleme kuruluyuz. Ama tüzüğe göre bazı yaptırıcı maddeler var. Benim en beğendiğim huyum da dargınlığı ve muhalefeti pek sevmem, bir şikâyet varsa kulüp yönetiminden randevu alıp gider, kulüp başkanını ziyaret eder, söylerim. Her şeyi kürsüye taşımam. Üç ayda bir toplanıyoruz, bu toplantılarda herkese eşit olarak söz veriyoruz, herkes dilediği şeyi söylüyor. Tabii her zaman ahlak ölçüleri içinde eleştirilerini yapabiliyorlar, öneriler, istekler sunulabiliyor. Mali durumlar konuşuluyor, bunlar hakkında konuşmak isteyenler konuşuyor. Denetimi en ağır olan kuruluşuz.

     

    Göreviniz nedeniyle başkanımız Sayın Aziz Yıldırım’a en yakın kişilerden birisiniz…

    Sayın Aziz Yıldırım hem yönetim kurulu başkanımız aynı zamanda kulüp başkanımız kendisiyle hiçbir zaman ters düşmedik. Her zaman içerdeki ve dışarıdaki eleştiriyi paylaşmışımdır. Ve bu eleştirileri her zaman değerlendirip düzeltilmesi gerekiyorsa düzeltmiştir.

     

    Göreviniz nedeniyle birçok davete katılmak durumundasınız. Bu yoğun tempoyla aranız nasıl?

    Nereye çağrılırsam oraya giderim. Çünkü gitmeye mecbursunuz. Birine gidip birine gitmemek de olmuyor. Verilen davete icabet etmek gerekir. Fakat 100. Yıl gerçekten çok yoğun bir tempoda geçti. Bütün yorgunluklara da değdi doğrusu sonunda da şubelerimizde yaşanan şampiyonluklar bize bu yorgunluğu unutturdu. Taraftarlarımızla da bir bütün halinde çok emek verdik. Bu emeğimizin karşılığını da aldık. Fenerbahçe için verdiğim hizmet olan yorgunluğumu da alıyor.

     

    Fenerbahçe Spor Kulübü olarak yapılan projelerle ilgili görüşleriniz…

    Fenerbahçe’nin her sene yeni veya devam eden projeleri var.  Bizim kulüp başkanımız bu konuda çok titiz yakında Kenan Evren Lisesi buradan taşınacak ve yıkım çalışmaları başlayacak. Bu sene sonuna doğru biliyorsunuz. Karşılığında devlete dört okul yapacağız. Bunlar hep yatırım projeleri. 2010 da bir takım ilerlemeler olacak. İstanbul Ataşehir’deki Fenerbahçe Spor Kulübü Spor Kompleksi 2011’den sonra Fenerbahçe’ye bir gelir sağlayacaktır. Sayın başkan bunun da üzerinde titizlikle duruyor. Bu projelerde de şahsıma görev düştüğü zaman biz de koşa koşa gidiyoruz, görevi yerine getirmek istiyoruz.

     

    Sizce sportif başarılar için 2010’da bizi neler bekliyor?

    İlk yarıları kapattık, her branşta hedefimiz tabii ki şampiyonluk.  Futbolda da öndeyiz. Yeni seneye önde girdik. Oynadığımız tüm liglerde şampiyonluk bekliyorum.

     

    Taraftarımıza mesajınız?

    Biz de taraftar fotoğrafına baktığınızda değişik; eskiden yalnız taraftar maçla ilgili yorum yapardı futbol oynandığı an her şey saha içinde yapılırdı. Son 6-7 yıla baktığınızda taraftar bir takım sızmalar oluyor,  biz buna hizip, grup diyoruz, toplum psikolojisini elde tutuyorlar, bundan istifade ediyorlar. Taraftar kendi futbolcusuna küfür ediyor, saha kapatmak için futbol oynanan yere çakmak, bozuk para, su şişesi atıyorlar. Bunlar taraftar olamaz, çünkü sahamız kapanıyor. Bunlardan 5 lira 10 lira değil, milyonlarca lira zarar ediyoruz. Bütün bunlara rağmen çoğunluğu göz önüne alırsak benim şahsi görüşüm; Fenerbahçeli taraftar en ahlaklı en dürüst taraftar…

     

    Fenerbahçe Aylık Resmi Dergimizle ilgili düşünceleriniz?

    Dergimiz çok kaliteli, Fenerbahçe’yi medyaya da, taraftara da çok güzel aktarıyor. İçerik hareketli, tüm bilgilere ulaşabiliyorsunuz. Rakip tanımıyor, gün geçtikçe de daha da güzelleşiyor. Çalışanlarımızı kutluyorum.

      



    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam9
    Toplam Ziyaret133799