Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • Togay Bayatlı/Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Aralık 2009 - 16/12/2009
  •   

    GÖNLÜM FENERBAHÇE’DEN YANA

     

       “Uzun soluklu bu yolda; az sakatlanan, inanan ve de motivasyonunu kaybetmemiş hangi takımsa o kazanacak. En çok da Fenerbahçe- Galatasaray arasında çekişmeli geçecek bu lig ama tabii ki benim gönlüm Fenerbahçe’den yana.”  Böyle diyordu TMOK Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Başkanımız Sayın Togay Bayatlı… Biz de inanıyor ve bunu gönülden arzu ediyoruz…

     

    Yine örnek bir Fenerbahçeli… Niğde’nin “Bor” ilçesinden çıkış, dolu dolu yaşanan bir hayat ve yükselen bir başarı grafiği… Togay Bayatlı 1938 doğumlu, İ.Ü. İktisat Fakültesi'ni bitirdi. İstanbulspor’da futbol oynadı, spor yazarlığı, 1957'de UEFA Gençler Futbol Turnuvası, 1978'de İstanbul'da UEFA Kongresi, 1985'te İstanbul AIPS Kongresi, 1987’de ise İstanbul'da IOC organizasyon komitelerinde görevler aldı. 1981'de AIPS Yönetim Kurulu üyesi olan Bayatlı, 1985'te asbaşkanlığa getirildi. 1988'de TMOK Genel Sekreterliği'ne seçildi. 1986-1992 yılları arasında TSYD Genel Başkanlığı yaptı. 1993'te Dünya Spor Yazarları Birliği (AIPS) Genel Başkanlığı'na, 1994'te Avrupa Olimpiyat Komiteleri Birliği Teknik Komisyon üyeliğine giden uzun bir yol. Ve halen Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi başkanımız. Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca olmak üzere dört dil biliyor.

    Kendisiyle keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Bir gün İstanbul’da gerçekleşebilecek olimpiyatın hayallerini kurduk… Neden olmasın?

      

    - Biz aramızda “Fenerbahçeli olunmaz Fenerbahçeli doğulur” deriz her zaman. Peki, siz nasıl Fenerbahçeli oldunuz Togay Bey?

    Benim babam da futbolcuydu… Adanaspor’da futbol oynamıştı. Koyu bir Fenerbahçeliydi. Avrupa takımlarından da Arsenal’i tutardı. Beni Fenerbahçeli yapan da babamdır. Babamın tayini maarif müfettişi olarak Samsun’a çıktığında onun da teşvikiyle yoğun bir şekilde futbola başladım. Samsun’da iki takım vardı. Birinin renkleri sarı lacivertti. Benim sevdiğim başarılı bir takımdı. Sonra annem ve babamın Tarsus Amerikan Koleji’nde okumam isteğiyle tayinimiz Mersin’e çıktı. Kolejde okurken hemen hemen bütün sporlara yoğunluğum vardı. Ama yine de en çok futbolu severdim. Okul takımında benden büyük ağabeyler varken, ben futbol takımının kaptanı oldum. Özellikle bizim sınıf tam bir futbolcular sınıfıydı. Bir de Adil Dayım vardı. Hem Mersinspor’da hem Çukurova karmasında, Adana’da Torosspor’da, Seyhanspor’da oynuyordu. O da beni futbola daha çok teşvik etti. Bir keresinde Adana Lisesi’yle bizim kolej maç yapmıştık. O sırada da İstanbulspor, Adanademirspor’la oynadı. İstanbulspor teknik heyeti bizim maça da gelmiş… Futbolumu beğenip bana İstanbulspor’un genç takımına gelmemi teklif ettiler. Ben de onlara şu an gelemeyeceğimi ama üniversiteyi İstanbul’da okumayı planladığımı ve geldiğimde onlara uğrayacağımı söyledim. Sonra okul için İstanbul’a geldiğimde uğradım ve beni genç takıma aldılar. O dönemde bayağı iyi futbolcular vardı. Onlarla oynama şansı elde ettim. Kasapoğlu, Güngör, meşhur kaleci Yüksel Aydemir, Kadri vardı. Şansız bir şekilde ayağımı sakatlamam futbol hayatımın bitmesine neden oldu.

    - Bir şansızlık sonucu oyuncu olamadınız fakat başarılı bir spor yazarı oldunuz…
       

    Teşekkür ederim. Evet, oyunculuk sonrası gazetecilik hayatımda başladı. Yeşildirek, Cağaloğlu’nda oturuyordum. Orda da oynamıştım. Spor yazarlığı, gazetecilik, idarecilik yaptım. Bir yandan da iş hayatım da başlamıştı. Çeşitli kurumlarda görev aldım. Emin Cankurtaran’ın şirketinde Genel Koordinatörlük görevini üstlendim. Alo, Mintax, Unilever şirketlerinde genel satış müdürlükleri görevlerinde yer aldım. Tabii bu işler devam ederken gazetecilik yönümde devam ediyordu ikisini hiçbir zaman birbirinden ayırmadım.

     

    - Fenerbahçe Spor Kulübü’nde de görev üstlendiniz, biraz anlatabilir misiniz?

    Fenerbahçe yönetim kurulunda görev almam eski başkanımız Sayın Ali Şen’in ısrarıyla gerçekleşti. Ben o tarihlerde Amerika’daydım. Bana “Geleceksin, hiçbir neden istemem” dedi.  Fenerbahçe yönetimine girişim böyle başladı.  Bana amatör şubeleri verdiler. O şubelerin kürek, boks branşlarını Semih Bayülken’le idare ediyorduk. Sonra Bayülken bana “Sen Kürek şubesine karışma” dedi. Ben de “Tamam” dedim. Bir süre sonra Kürek Kaptanı geldi ve bana dedi ki “Valla ben bırakıyorum” niçin diye sorduğumdaysa “Semih Ağabey Dereağzı’nda lokanta açtı onunla ilgileniyor” diye cevapladı. Sonra tamamıyla idareyi ben aldım. Fenerbahçe yönetiminde olduğum süre içinde yaptığım en iyi işlerden birisi Fenerbahçe takımını Avrupa karmasıyla oynattım. "Sarı Fare" lakabıyla ün yapan Hollandalı sporcu Johann Cruyff bile sakat sakat gelmişti. On iki ülkeden değişik futbolcularla maç yaptık. İstanbul’da enteresan bir maç oldu, herkesin hoşuna gitti.  O arada TSYD başkanı seçildim. Hem işim hem Fenerbahçe hem TSYD Başkanlığı çok zor gidiyordu. Bunun üzerine bir de AİPS Dünya Spor Yazarları Birliği 2. Başkanı seçildim. Bizim futbol takımımızda bir Alman hoca vardı. Friedel Rausch. Bir dönem Frankfurt takımını şampiyon yapmıştı. Bu başarısından sonra Fenerbahçe onu transferini gerçekleştirdi. Fakat bir maçta bir basın mensubuna tokat atmıştı. TSYD Başkanı olunca bu tip konularda çok arada kalıyorsunuz. Ali Şen yönetimde kalmam için çok ısrar etti. “İstikbalin var, seviliyorsun da” dedi. Fakat ben yine de rahatsızlık duyarak çok sevdiğim Fenerbahçe yönetiminde kısa süre yer alabildim. Sonra çok değer verdiğim ve sevdiğim Eyüp Karadayı arkadaşım görev aldı. TSYD başkanlığım üç dönem sürdü. Bu arada 1988 yılında uluslararası olimpiyat komitesinin genel kurulunu yaptık. Turgut Atakol başkandı. “Sen de benimle çalış medyayı sen al” dedi. Milli Olimpiyat Komitesi’ne her gün gidiyordum. Sonra Turgut Atakol vefat etti. Yeni bir seçim yapıldı. Başkan Jerfi Fıratlı olacaktı. Asbaşkan da Sinan Erdem, bana da “Genel sekreter ol” dediler. Ben de genel sekreter oldum.
       

    TSYD başkanlığına ve Milliyet Gazetesi’ndeki çalışmama devam ettim. Daha sonra Tunus’ta her 4 yılda bir yapılan Akdeniz oyunları, olimpiyatlar başladı. Bunlara genel sekreterlik nedeniyle gitmem gerekti. Beni gazeteden çıkarttılar. Gerekçe olarak ise şunu söylediler: “Yok artık sen gazeteye değil, olimpiyata çalışıyorsun.” Hâlbuki bu görevde olan bir insan gazetenin yüzüdür. Hepsi için onurdur. Bunu sık sık Aydın Doğan da söylerdi, sanırım onun olmadığı bir dönemde bitti. Sonra ara sıra Hürriyet Gazetesi’ne ve farklı gazetelere de yazıyordum.

     

    - Milli Olimpiyat Komitesi Başkanlığınız ne zaman başladı?

    1993 yılında Sinan Erdem rahmetli oldu. Bizde seçimler dört yılda bir yapılır. Başkanı da yönetim kurulu seçer. O dönem beni seçtiler. O gün bugündür de bu göreve devam ediyorum. Yoğun ve sorumluluğu olan bir iş. Başkan olduktan sonra benden boşalan TSYD başkanlığı için Esat Yılmaer’in önü açıldı. O da çok ilerleme kaydetti. Çok da başarılı oldu. Ben de tamamen kendimi olimpiyat komitesine verdim. Olimpiyat komitesi insana onur veren bir görev hiçbir zaman maddi bir karşılığı yoktur. Olimpiyat komitesinin çok genişleme sahası yok. Neden yok?
    Çünkü federasyonlar var arada.

     

    - Türk sporuna bakış açınız… Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi’nin Türk sporuna katkıları nelerdir?

    Bir defa, federasyonlar bağımsız olacak. Devletin hiçbir yöneticisi sporun içinde olmayacak.  Spor konseyi kurulmalı. Tam anlamıyla bağımsız olmalı. TMOK aslında uzun yıllar sessiz kalan bir kurumdur. Devletin normal prosedürler içinde yürüyen spor bünyesinin içinde bazı zamanlar yardımcı olmuş, fakat aktif rol oynamamıştır. Aktifleşme, Başkan Sinan Erdem zamanında başlamıştır. O dönem ben de genel sekreterdim. İstanbul Olimpiyat Hazırlık Düzenleme Kurulu Kurumu’nu kurduk. Oradan akan gelirle, bir takım işlerin yanı sıra olimpiyat komitesi binası da yapıldı. Zamanla daha çok tanındık. Başkan olduğumdan bu yana da aktif çalışmalarıma devam ediyorum.

    Olimpiyat Komitesi’nin en önemli faaliyetlerinden bir tanesi, ücretsiz spor okulları organizasyonudur. Anadolu’nun çeşitli illerinde ücretsiz spor okullarımız var...
    Deprem bölgesinde çocukların spor yapacak bir alanları yoktu. Çadırlarda bu hizmeti verdik. Cumartesi ve pazar günleri spor imkânı olmayan çocuklara malzeme veriyoruz, salon ve hoca buluyoruz. Bu arada spor eğitimi veriliyor. Onlara, sporun ne olduğunu, hangi spor dallarının olduğunu, spor dallarına göre sporcunun nasıl yetişmesi gerektiğini, neler yapması gerektiğini ve spor seyircisinin kötü söz söylemeden maç seyretmesi lazım geldiğini anlatıyoruz. Tabii bu çalışmalarda en büyük katkı sponsor bulmaktan geçiyor. Sponsor çok önemli...
    “Spor Kültürü ve Eğitimi” kitabını hazırladık ve Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderdik. Bakanımız tarafından bastırılacağına ve ders olarak işleneceği sözü aldık. Fakat hala bir cevap için dönülmedi. Amacımız spor eğitimini ders kitabı olarak sokmak. Tabii bunlar hemen olan şeyler değil, zaman içinde gerçekleşeceğine inanıyorum. Amacımız Olimpiyat Komiteleri’nin daha fazla görev yapıyor konumuna getirmek. Olimpiyat Stadı’nı da canlandırmak istiyoruz. Bir de en önemlisi olimpiyatları kazanabilmek. Keşke elimizden gelen bir şey olsa, bu da oyla ilgili. Bu göreve talip olduğumuzu göstermek için oraya çağdaş, kaliteli açık ve net bir sunumla gitmek gerek. Bunun için de, ihale sisteminden kurtulmak gerekir.

     

    -TMOK’nin şu anki aktif çalışmalar nelerdir?
    Önümüzde Akdeniz Oyunları var…
       

    Bazı futbol genç takımlarımız var olimpiyatlara giden, Akdeniz Oyunları’na giden ama fazla bir başarımız yok. Biz daha fazla spor eğitimi, olimpik eğitim, uluslararası olimpiyatlarla Akdeniz Oyunları komiteleriyle bizim ülkemiz federasyonlarıyla Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü müfettişleri arasındaki irtibatı biz sağlıyoruz. Olimpiyatlara gidecek kafilelerin kesin karar ve tespitini Türkiye Olimpiyat Komitesi olarak biz düzenliyoruz. Her 4 yılda bir yapılacak olimpiyatlar için çalışmaları yapıyoruz. Federasyonlara ve Gençlik Spor Genel Müdürlüğü’ne bilgi veriyoruz. Bizde çalışan profesyonel arkadaş sayısı az. Genelde amatör. Burada bir de İstanbul Olimpiyat Hazırlık Düzenleme Kurulu var. Onlarda bu binanın içinde ayrı bir kurum. Sponsorumuz şu an Efes Pilsen. Coca Cola ile de anlaşmaya çalışıyoruz. Bazı bankalarla anlaşmamız var. Koç grubuyla çalışmalarımız var. Uzun süre Türkcell ile çalıştık.  Burslarımız var. Bu çalışma Olimpiyat Düzenleme Kurumu’yla birlikte yaptığımız bir başka faaliyet. Uluslararası Olimpiyat Komitesi’nin bize tanıdığı kontenjanla daha fazla bu işi iyi yapıyoruz. Olimpiyatlara gidecek olan sporculara 2 yıl evvelden aldığımız bu burslarla destek sağlıyoruz. 2010’da Trabzon’da kış oyunları yapılacak. Sporda seyirci nedir, olimpizm nedir?
    Seyirci nasıl olur?
    Bu eğitimleri veriyoruz.  2010 kış oyunları var sırada Londra var. 2016 Rio olimpiyatları var. TMOK Uluslararası Olimpiyat Komitesi himayesinde Uluslararası Asya’dan Avrupa’ya Yüzme, Kürek ve Yelken Yarışları her sene Temmuz ayında düzenleniyor. İstanbul’un kıtaları birleştiren şehir olma özelliğini de spor yoluyla tanıtan bir organizasyondur. Yine aynı komiteyle düzenlenen Olimpik Gün Etkinlikleri var. Her yaştan insanın katıldığı spor yapmanın heyecanını yaşatan bir etkinlik…

    -Kış oyunlarda başarı grafiğimiz yok denecek bir noktada…
       

    Buradaki en önemli neden tesislerimizin olmaması... Örneğin Erzurum tesisleri önümüzdeki sene biterse gençlerden bayağı iyi sporcu çıkacağına eminim.

     

    -Ülkemizde yaşayan tüm insanların hayali İstanbul’da bir olimpiyat gerçekleşmesi bu sizce bir rüya olarak mı kalacak?

    Bunu TMOK olarak tabii ki biz de arzuluyor ve bu konuda çalışmalarımız devam ediyor. Yakın gelecekte gerçekleşebilir gibi görünüyor desem yalan olur.   Lisan bilen, dış ilişkileri iyi olan ve insanları çok iyi tanıyabilen bir ekibe ihtiyacımız var. Onları sık sık bizim çeşitli kurul toplantılarına göndermek gerekir. Tabii ki bir gün bu gerçekleşecek.   G7 dediğimiz zengin ülkeler talip. Onların da olanakları çok fazla. Bu olanakları kullanarak her zaman alabiliyorlar. Uluslararası alanda çok etkinlikleri var. Bizim kurum gibi yıllarca kapalı kalmamış. Ayrıca finansal katkı her şeyin başı. En az 13-14 milyar devletin katkısının olması lazım. Biz IMF’nin kontrolü altında olan bir ülkeyiz. Zaten her şey bir yana bizim İstanbul’un kentleşme için daha birçok gider harcamak gerekiyor. Herkesin içinde olması gereken çok büyük bir iş bu. Olimpiyatları yapan ülke hem tanıtım açısından, hem gelir getirme açısından, hem ürettiği malların kalitesi açısından çok büyük gelişme göstermiştir. Bunları anlatmaya çalışıyoruz. Bakın Kore olimpiyatlarına onlar bu olimpiyatı yapmadan önce kendi mallarının tanıtım oranı  % 7 ve 8’di. Olimpiyattan sonraysa  % 40’lara kadar çıktı. Şirketlerini reklamlarıyla dünyaya tanıttılar. Hyundai gibi şirketler nasıl geldiler buralara kadar. Olimpiyatlardaki tanıtımlarından çok kazandılar.  Bunun tabii bir de sporcu tarafı var. Türkiye’de futbola önem verilip, amatör sporlar yok sayılırsa Türkiye’nin olimpiyat adaylığı söz konusu olabilir mi?
    Tabii ki olamaz. Amatör şubelere önem vermeliyiz. Bizim sadece futbolumuz yok. Atletizmimiz, güreşimiz gibi branşlarımız da var.  Futbola milli sporumuz gözüyle bakmamalıyız.

     

     - TMOK olarak engelliler sporuna yakın ilgi gösteriyorsunuz, destek veriyorsunuz…
       

    Ne yazık ki her şey hala çok yetersiz. Engelliler de sporda yapacak, zevkle bir spor müsabakasına gidecek ve keyifle seyredecek ortamı, rahatlığı bulacak. Devletin bu konuda çok daha büyük çabalar göstermesi gerekecek. Tabii halkında bu konuda yoğun bir biçimde iş birliği içine girmesi gerekiyor. Orduyla çalışmalar yaptık. Ordu içinde de bu tip uygulamalar var. Bu bizim başlıca görevimiz olmalı ve bu konuda büyük bir duyarlılık göstermeliyiz.  Normal olimpiyatın hemen sonrasında bir de engelliler olimpiyatı düzenlenmesi IOC’nin önemli ve vazgeçilmez kuralları arasında yer alıyor. Bizim bu konularda kentsel ve kültürel eksikliğimiz var. Ama Avrupa Birliği çalışmaları kapsamında daha çabuk yol kat edeceğimize inanıyorum. 

     

    - Milli Olimpiyat Komitesi olarak beklentileriniz nelerdir?

    Tüm kulüplerden ricamız; sporcu yetiştirsinler, rekabet içinde çok daha kaliteli rekabete ulaşacaklar. Tüm branşlarda kendilerini göstermelerini bekliyoruz. Sporcu başka nerede yetişecek.

     

    - AIPS Dünya Spor Yazarları Birliği Başkanlığı yaptınız. İspanyolca, İngilizce, Almanca ve İtalyanca olmak üzere dört dil biliyorsunuz. Çok değerli bir görev olduğunu düşünüyorum. Ayrıca seçimle alınan bir makam. Bu başarıyı nasıl yakaladınız?

    Bu konuma gelmek tabii ki çok kolay olmadı benim için. Çeşitli kademeler atlayarak geliyorsunuz. Brezilya’da Sao Paulo’da yapılan kongre ile önce yönetim kuruluna seçildim. Sonrası karşılıklı iletişim ve ilişki konularına dayalı. İlişkilerim her zaman aktif ve mesafeliydi. Herkesi tanıma fırsatım oldu. İlişkiler sıcak olunca onlar sizi iyi anlıyor, siz onları iyi anlıyorsunuz. Toplantılar konusunda her zaman titiz davrandım. Tabii ki her şey de olduğu gibi birinci felsefem çok çalışmak. Çalışarak, güven kazanarak AIPS Dünya Spor Yazarları Birliği Başkanlığı’na kadar yükseldim. Üç dönem başkanlık süresi sonunda bile karşıma rakip çıkmadı. Tekrar seçime girseydim yine kazanacaktım. Fakat iki ayrı nehirde aynı anda yüzemiyorsunuz. MOK başkanı olduktan sonra bu görevi bırakmak zorunda kaldım. 

     

    - Birebir sporla ilginiz…
       

    Yüzüyorum. Haftanın 3 gün elli dakika yüzüyorum.

     

    - Tempolu bir işte çalışıyorsunuz. Ailenize zaman ayırabiliyor musunuz?

    Çok seyahati olan bir iş...
    Toplantılar, konferanslar yoğun bir trafik var. İki evladım, dört torunum var. Tabii çocuklarım evli olduğundan eşim daha fazla yalnız kalıyor. Elimden geldiğince birlikte zaman geçirmeye çalışıyoruz. Eskiden çocuklar vardı, ev kalabalıktı. Şimdi eşimi de fazla yalnız bırakmak istemediğimden çoğu maçı evde izliyorum.

     

    - Bir dönem Fenerbahçe’de yöneticilik yapan Fenerbahçeli bir kişi olarak kulübümüzün bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Fenerbahçe Spor Kulübü’nün özellikle son zamanlarda amatör şubelere gösterdiği önem için biz olimpiyat komitesi olarak teşekkür ediyoruz. Sanıyorum bu sene sonunda teşekkürlerimi farklı bir şekilde de göstereceğiz. Amatör dalda en çok emek veren kulüp Fenerbahçe… Bu konudaki duruşu, çabası çok değerli...
    Ayrıca çok iyi, müstesna bir yönetim kurulu var.  Kurumsal ve çağdaş bir şekilde çalışıyorlar. Dünyayı çok gezen bir insan olarak gördüğüm manzara bana gurur veriyor. Fenerbahçe tanınmış bir kulüp olarak karşımıza çıkıyor.

     

    -Şükrü Saracoğlu’na maçları izlemeye gelebiliyor musunuz?

    Bir dönem açık tribünde izlerdim. Aslında tercihim her zaman öyle ama protokolde izlemek durumunda kalıyoruz.  Maçları seyrederken veya izlerken zaman zaman heyecanlanıyorum. Özellikle basketbol maçlarına çok heyecanlandığımdan gidemiyorum.

     

    -Taraftarlara mesajınız…
       

    Spor evresel bir olaydır. Dostluk, arkadaşlık sporun ana temeli. Maalesef her kulübe ait bazı seyirciler kendilerini 5. kuvvet olarak görüp, biz bağırmasak çağırmasak takım kazanamaz diye düşünüyorlar. Böyle bir şey yok. Futbolcu duymaz, dikkatini oyuna verir. Ben taraftarların bağırmalarından, kötü söz söylemelerinden çok futbol maçını seyredip keyif almalarını isterim. Spor keyif almadır, eğlencedir. Kaybetmek de var kazanmak da. Takım tuttuğun zaman centilmen bir seyirci olman lazım. İyi yapanı alkışlayacaksın. Bunlar oyunun kuralında var. Her zaman maç kazacak, sevinecek, üzüleceksiniz. Bu devam ediyor, bitmiyor. Alışacaksınız, ben maça geldim, keyif alacağım demelisiniz.

     

    - Tarihe damgasını vuran futbolcularımızdan beğendikleriniz kimlerdir?
    Maçta uğurlarınız var mı?

    Lefter, Can Bartu, Şükrü Ersoy’u beğenirdim. Uğur mavi boncuğum var, hep onu takarım. Tesislerimizin isimlerinin bu futbolun duayen isimleriyle değiştirilmesi çok güzel. Lefter ve Can’ın zamanında büyük paralar alınmıyordu. Sayın Aziz Yıldırım’ın yaptığı çok güzel bir jest oldu. Tabii onların yanında çok değerli futbolcularımız vardı. Fenerbahçe bir futbol fabrikasıydı. Zaten her zaman bu üç büyük kulüp temel teşkil etti. Lefter, Can Bartu, Beşiktaş’tan Şükrü Gülesin, Galatasaray’dan Metin, Bülent, Reha Eken kardeşler Avrupa’da gezdiğimde çok büyük bir sempati toplamış, tanınmış futbolcular. Onlarla her zaman iftihar ediyoruz. Bunlar Türkiye’yi yükselten prim veren değerli futbolculardı. Tabii şu anda da tanınmış futbolcularımız var. Fakat o gün o koşullarda bu futbolcularımızın başarısı her zaman bize gurur veriyor.  

     

    - Dergimiz hakkındaki düşünceleriniz…
       

    Fenerbahçe Dergisi de Fenerbahçe kadar güzel. Özellikle sporcu röportajlarını çok yararlı buluyorum. Seyirci onları bu sayede daha iyi tanıyor, çocuklara karşı ön yargıları varsa bunların ortadan kalkmasını sağlıyor. Bu arada dergide bazen kardeşimi de görüyorum. Ziya da Yüksek Divan Kurulu’nda Genel Sekreter.

    - Son sorumuz… Bu senenin lig şampiyonu kim sizce?

    Uzun soluklu bu yolda, az sakatlanan, inanan ve de motivasyonunu kaybetmemiş hangi takımsa o kazanacak. En çok da Fenerbahçe - Galatasaray arasında çekişmeli geçecek ama tabii ki benim gönlüm Fenerbahçe’den yana. Başarılar diliyorum. 

      

     



    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam13
    Toplam Ziyaret135276