Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • Ali Şen/Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Ekim 2008 - 16/12/2009
  •  

     

     

     

    FENERBAHÇE HAYATIMA HAYAT KATIYOR

    O’nu sonsuz güveninden, etrafını yönetebilen ve kitleleri yönlendirebilme özelliğinden; cesaretinden ve bu cesaretini çevresine yayan enerjisinden; düşüncelerini her zaman açık ve net olarak ifade etmesinden; yeniliğe açık olmasından, mantık kuralları çerçevesi içinde verdiği kararlarından; ve bence en önemlisi; hayata devamlı gülümsemesinden tanırsınız… O Fenerbahçe’nin efsane başkanı… Bir liderde olması gereken tüm özellikleri taşıyan ender kişi Sayın Ali Şen. O şimdi çok mutlu ve huzurlu… 15 Şubat 1998 yılında devir teslim ettiği Fenerbahçe başkanlığı, içine sinen ve başarılı bir kişinin ellerinde… 


    Efsane başkanlarımızdan biri olan Sayın Ali Şen için çok şey yazılmıştır. Fenerbahçe ve Türk sporu başta olmak üzere siyaset, politika, magazin tüm konularda Sayın Ali Şen’e danışılır, fikri alınır. Bazen bir cümlesi gündemi renklendirir, aynı zamanda da düşündürür.
    Sayın Ali Şen’in başkanlık dönemlerinin yanı sıra taraftarlık yanını birebir sizler için öğrenmek son derece keyifliydi. Sayın Ali Şen hepinizin bildiği gibi Bodrum’da yaşıyor…
    Güzel bir ev, renkli çiçeklerle, ağaçlarla dolu bir mekan, minik bir hayvanat bahçesi…  Dikkatimizi çekenlerse; bir çift sarı lacivert papağan ve kedilerinden “Sultan” kedi…  Sevgi yüklü Ali Şen… Bu sevgiyi paylaştırması kolay olmasa gerek…
    Bir yanda ailesi ve torunları bir yanda da gördüklerinde unutulmaz başkan olduğunu dile getirmek adına yıllar yılı “Ali Şen Başkan Fenerbahçe Şampiyon” diye bağıran milyonlarca taraftar… Fenerbahçe Dergimiz adına bizlere evini açtığı için efsane Başkanımıza sevgi ve saygılarımızı iletiyoruz…

     

     

    - Kosova Prizren kenti doğumlusunuz… Bu kent için “Paris yokken Prizren vardı” denir… Türk kültürünü ve mimarisini korumuş,  Şar Dağları eteğinde bir nehir kıyısı kenti. Hem Prizren de doğmak hem Fenerbahçeli olmak… Nasıl bir şey bizlerle paylaşır mısınız?

     

    Evet,  Kosova doğumluyum. Arnavut değil, Boşnak değil, Sancaklı değil. Rumeli’den gelen öz Türkleriz yani “Evladı Fatihan”… Türkiye’deki çok insan Rumelileri karıştırır, “Evladı Fatihan” Rumeli’de yaşayan Türklerle bütünleşmiş bir deyimdir. “Evladı Fatihan” dediğimiz kişiler; 500 yıldır Türkiye Osmanlı yönetimindeyken buradan gelen asker ailelerinin torunları ya da bürokrat ailenin torunlarıdır. Bizim ecdat burada…  Evladı Fatihan 1697 yılında 17 bin civarı kişiden oluşmakta olup, Osmanlı akıncı güçlerinin ilerlemelerine destek sağlardı. Vergi sisteminde ve toprak sahibi olma konusunda da bazı ayrıcalıkları vardı. 1846’da Selanik müşirine gönderilen bir emirle ortadan kaldırıldı. 1846 yılına kadar eğer ki Rumeli’deki bir Türk ailesi kendi hayatını kökünü merak ediyorsa, ecdadını takip etmek isterse öz Türklerde 500 yıla kadar geri gidebilirsiniz. Maalesef 1845 yılından sonra İstanbul Deftardarlığı kaydı durdurmuş. Osmanlı arşivinden de bulduğumuz gibi buradan giden Türkleriz.
    Fenerbahçeliliğime gelince; 1948 yılında Yunanistan- Türkiye milli maçında başlar. Henüz 9-10 yaşlarındaydım. Türkiye’nin Yunanistan’ı 3-1 yendiği maçta efsane futbolcumuz Lefter oynuyordu. İlk golü Lefter atıyor. Lefter Rum asıllı ama Türk ve de Fenerbahçeli. Lefter’in Fenerbahçeli oluşu ve Yunanlıları yendiğimiz bu maçta iki golü atıyor olması Rumeli’de özellikle Kosova’da çok insanı benim gibi Fenerbahçeli yapmıştır.

    - Kosova’daki Fenerbahçeli olan kişilerin sayısındaki artışta sizin de büyük katkınız olduğunu düşünüyoruz…

    Tabii geçen yıllar içinde Fenerbahçe taraftarlığı daha çok büyüdü. Dünyanın her yerinde nasıl Türk takımlarının içinde Fenerbahçe taraftarları fazlaysa Kosova’da da çoğunluk Fenerbahçe taraftarıdır. Kosova ile ilgili benim de büyük payım olduğu doğru. Fenerbahçeli olduğum için öncelikle Fenerbahçe’den bahsediyorum. Tabii ki Galatasaraylı, Beşiktaşlı, Trabzonspor’u tutanlar da var. Kosova’daki Türkler, Türkiye’yi az takip ederlerdi. Şimdi telekomünikasyon devri, her şey evinize kadar geliyor. Bugün Kosova’daki Türk’lerin evinde bizim evlerimizde olandan daha fazla televizyon, daha fazla internet var. Merak ettikleri için… 
    Sadece Kosova’da değil bu haberleşme ağı sayesinde ve Şampiyonlar Ligi maçlarımızla Fenerbahçe sevgisi dünyanın her tarafında çoğalıyor. Çok seyahat eden bir insanım. Dünyanın her tarafına gidiyorum, o gittiğim yerlerde de Türkleri görüyorum. Hawaii’de bir Türk kasabası bulabilirsiniz, Güney Amerika’da, Kenya’da, Lavinia’da çok Türk var. Büyük bir çoğunluk Fenerbahçeli… Onların Fenerbahçeli olduğunu görmek bana son derece keyif veriyor.

    - Sporla dolu bir hayatınız var. Birebir sporla ilginiz ne zaman nasıl başladı?

    Hayat boyu hep sporun içinde oldum. Spora olan merakım çocukluktan başlar. Kosova’da okulda el topu, basketbol oynadım. Kayak yaptım. Şar Dağı’nda başlayan bir kayak merakım var, o zamanlardan beri de devam ediyor. Her yıl kışın kar kayağı, yazın su kayağı, dalgıçlık yapıyor, su altına dalıp fotoğraflar çekiyorum. Bu deniz altı filmlerini de çekmek için dünyanın her tarafına gidiyorum.
    Karayip Adaları, Hawaii, Güney Afrika Capetown’da,  hatta Umut Burnu’nda köpek balıklarıyla daldık, film çektik. Seyşel Adaları’nda, Kızıl Deniz’de ve tabii bizim sahillerimizde… Haftada iki veya üç kez 10-12 km yürüyor ayrıca yüzüyorum, yazın günlerim Bodrum’da geçiyor, kışın ise çok seyahat ediyorum, İstanbul’a çok sık gitmiyorum. Çocuklarım Adnan ve Metin İstanbul’da işlerimizin başındalar. Tabii bu arada Fenerbahçe hayatımın bir parçası olmaya devam ediyor. Fenerbahçe’yi takip ediyor, Fenerbahçe’nin bu noktaya gelmesini sağlayan Aziz Yıldırım’ın çalışmalarını, çabalarını keyifle izliyorum…
    Bugün Fenerbahçe Spor Kulübü’nde olanlar ve sahip olduğu güç Fenerbahçe’yi tartışılmaz dünyanın ilk 10 kulübü arasına soktu.

    - Fenerbahçe Spor Kulübü’nde efsaneleşmiş başkanlarımızdan birisiniz. Birçok ilklere imza attınız. 1981-1983 ve 1994-1998 yılları arasında iki dönem başkanlık yaptınız. O dönemlerden biraz bahseder misiniz ve tekrar bugüne dönmenizi istesem…


    Fenerbahçe’ye ve Türk sporuna kazandırdığım katkılardan gurur duyuyorum.   
    Yenilikleri ve dünyadaki gelişmeleri gözlemleyen her zaman takip eden bir insanım. İlk şirketleşmeyi dile getiren bendim. Bugün elbiselerden tutun, ürünlerin satılmasını başlatan ve Ertuğrul Hataylı’yı yurtdışına göndererek Fenerbahçe kravatını gözde hale getirten benim.
    O yıllarda sanayi yoktu. Ayrıca stadın büyümesi yerine trafikten korunmak adına bugünkü stadın olduğu yere 5 yıldızlı bir otel kurmak istiyordum. O zamanki spor bakanı Yücel Seçkiner’le anlaşmıştık, o da gittikten sonra gerçekleşemedi. Fatih Sultan Mehmet Köprüsü yolunda 17-18 km sonrasındaki alan, stat olması için bize tahsis edilmişti. 12 Eylül hükümetindeki spor bakanıyla mücadele ederek, çatışarak bugünkü stadı da 1980’li yıllarda hizmete açmıştım. O yıllar kolay değildi. Samandıra Tesisleri’ni sonra yine Fenerbahçe Koleji... Benim aklımdan geçen ve yapmayı arzuladığım projeleri Aziz Yıldırım geldi ve devam ettirdi. Çok da iyi yaptı. Onun için diyorum ki; ben fena bir başkan değildim, sevilen bir başkandım, taraftarlar tarafından büyük ilgi gören bir başkandım ama bugün Aziz Yıldırım benden 30 defa daha iyi başkanlık yapıyor.
    Sabahtan akşama kadar en ufak detaya kadar ilgileniyor, 24 saatini Fenerbahçe’ye ayırıyor. O’nun bu heyecanını kimi zaman bana stadı gezdirdiğinde, kimi zaman bir açılışta; o Fenerbahçe sevgisini, coşkusunu gözlerinde parlayan ışıkta görüyorum. Görevlerini tam olarak yapmanın gururunu taşıyor. Bunlar son derece önemli şeyler Aziz Yıldırım gibi bir başkan biz olamadık, yapamadık, o kadar vaktimizi kulübe harcayamadık, diğer kulüplerde böyle bir kişi bulamaz. Her kulübe birer Aziz Yıldırım tavsiye ediyorum. Diğer kulüpler kongrelerde loto oynamasınlar kendilerine “Aziz Yıldırım” gibi bir başkan bulsunlar.



    - Sizce iyi bir lider nasıldır?

    İnsanlara yol gösterdiğiniz zaman sizi dinliyorlarsa, sizin konuştuklarınıza değer veriyorlarsa, size itibar ediyorlarsa - ki bu kendiliğinizden olmaz mutlaka yaptığınız hareketlerin, konuştuğunuz sözlerin iz bırakması gerekir - konuştuklarınız iz bıraktıysa, konuştuklarınız, tahminleriniz doğru çıktıysa, bir kulüpte veya fahri bir görev yaparken insanlarla ilişkiniz ötesinde toplumu başarıya götürüyorsanız; işte lider odur.  Başkasının görmediğini gören, başkasının diyemeyeceğini diyebilen, gönül açıklığıyla, fikriyle, cesaretiyle kendine güveni olan adam tam liderdir.

    - Liderlik vasıflarınız çok yüksek, zaman içinde kendinizi yetiştirdiğiniz kişisel vasıflarınız da ortada, bununla birlikte bu liderlik ruhunuzun sizin yetiştiriliş ortamınızla da ilgili olabilir mi?

    Benim babam Hasan Maga, hatta bazı şirketlerimin adı da Maga...  Kosova’da “Maga”, ağa demek. Fakat Arnavutlar Hasan Ağa yerine “Hasan Maga” diye lakap takmışlar. Prizen’de Türklerden Hasan Maga’nın oğluyum, oraya gittiğim zaman babam dolayısıyla da herkes beni tanır. Orada doğdum, büyüdüm. Oradaki Türklerin de lideriydi. Her dönemi o günkü şartlara göre değerlendirmemiz lazım. Biz Yugoslavya’daki Türk insanlarına eğitim veren bir okulda ilk Türk talebelerdik. 12 kişiydik. Türkiye Fenerbahçe ile beraber anılır. Rumeli’de hayatımın çok büyük parçası hep spor ve Fenerbahçe oldu.

    - Peki, başkanlık döneminiz nasıl başladı?

    Türk Futbol Federasyonu’nda 1974’de basketbol umumi kaptanı olarak görev yaptım. TFF Basketbol Şubesi’ndeyken, Fenerbahçe yönetimini tenkit ediyordum devamlı… “Yönetim iyi değil,  siz spor kulübü olarak yönetmiyorsunuz sadece futbol kulübü olarak yönetiyorsunuz.” diyordum. Halbuki Fenerbahçe büyük kulüptür. Büyük kulübün ötesinde birçok branşları vardır. Fenerbahçe 14 branşta faaliyet göstermiştir. Başlangıç yıllarında 1908’de kule ve tramplen atlama, 1911’de kriket, 1912’de su topu, 1913 yılında avcılık, 1914 çim hokeyi, patenli hokey ve tenis gibi branşlar vardı. Bunu çok az kişi bilir. Fenerbahçe’nin Türk gençliğine hizmeti, sporcu yetiştirmesi o yıllardan beri vardı. Ben de bu nedenden dolayı 1974’lü yıllarda yönetime kızıyor “Basketbola önem vermiyorsunuz.”diyordum. O dönem Beşiktaş’ın, Galatasaray’ın, Şekerspor’un güçlü birer basketbol takımları vardı. 
    Aydıner, Doğan Hakyemez’in oynadığı kadro ve Eczacıbaşı da müthişti. Bizde hiçbir şey yoktu. Ben de böyle devamlı konuşurken Başkan Emin Cankurtaran “Madem çok iyi biliyorsun, gel şubeyi sana teslim edelim ama para isteme bizden” dedi. Ben de Fenerbahçe Basketbol Şubesi’nin başına geçtim…
    Demek ki 34 yıl geçmiş… Evet, 34 yıl evvel para istemeden göreve başladım. Tabii yönetim kuruluna da çağırıp bana “Ne oluyor bu basketbol şubesine?” diye çağırıp sormayın; “Siz yönetim kurulunda görevlisiniz, sabah gazeteyi açarsınız basketbol şubesi antrenörü gitmiş, bakarsınız başkası gelmiş veya oyuncu gitmiş başkası gelmiş, bana bu tam yetkiyi verirseniz olur.” dedim. Başkan ve yönetim kurulu da bu yetkiyi verdi.

     
     
    - Tabii bir yer de yetki verilmedi, tarafınızdan alındı…

    Aslında herkesin düşüncesi şu yöndeydi: “Ali Şen, zaten bunları yapamaz, yaparsa heykellerini dikelim.” diyorlardı. Çalışmalara başladığımda ilk önce salonları doldurduk. Boş olan salonlar doldu. Hiç unutmam Galatasaray’la 72-72 berabere kaldık, herkes seviniyor tabii ben “Galatasaray’ı niye yenemedik” diye üzülüyorum. Bir sonraki maçta 14 fark yaptık, yendik. Böylece Fenerbahçe taraftarı Ali Şen’le tanıştı. Bu arada Abdi İpekçi’nin ricasıyla Milliyet Gazetesi’nde de yazı yazıyordum. Ama Fenerbahçe taraftarının bana sevgiyle bağlanması, basketbol maçlarındaki başarılarla birlikte oluştu. Ben de onlara gönül verdim. Fenerbahçe taraftarı benim hayatımda Allah’tan ve ailemden sonra en sevdiğim insanlar oldu. 1976 yılında Fenerbahçe’nin ilk maçında kapatma bize nasip oldu. TFF’de 2. Başkan, Asbaşkan, basın sözcüsü, Milli takımlar sorumlusuydum. Türk futbolunu yöneten bizdik. 7 kişiydik. TFF Başkanı İbrahim İskeçe’ydi. Yönetimde Kaya Çilingiroğlu da vardı, rahmetli şimdi bile onu çok özlüyorum. Türk futbolunda çeşitli yeniliklere imza attık. İlk UEFA’nın İstanbul’daki Intercontinental Oteli’nde kongresinin olmasını sağladık.
    Şenes Erzik genel sekreterimizdi. Büyük hizmetler verdi. Türk futbolunun dünyada tanınmasında çok önemli rolü oldu. Şenes Erzik çok önemli görevlere geldi. Keşke UEFA’nın başkanı olsaydı. Olabilirdi de…  Bizler az mı destek verdik? Bilemiyorum ama olabilirdi. Her şeye layık bir insandı. Gün geldi ona da kızmıştım. “Niye Fenerbahçe’ye yardım etmiyorsun?” diye… Ben Basketbol Şubesi’ni yönetirken kendisi de Fenerbahçe’nin yönetiminde genel sekreterlik yaptı. Büyük camia Fenerbahçe…
    1978-1979 yıllarında tribünlerden “Ali Şen Başkan; Fenerbahçe Şampiyon!” sesleri yükselmeye başladı ama bu sözü kim söyledi bulamadık. Milyonlarca insan yani kulüp taraftarlarımız, 25-30 yıl, bir insanın peşinden gitsin, bu bağlılığı göstersin, dünyada örneği yok!

    - Ve başkanlık seçimleri…

    1981 yılında Fenerbahçe Spor Kulübü başkanlığına tek aday olarak girdim. Ve ilk başkanlığım 12 Nisan 1981 tarihinde oldu. Bir yıldan sonra görevini yapmış olmanın rahatlığıyla tekrar kongrede görev almak istemedim, Şubat 1982’de olağan kongreye girdiğimizde rahmetli Cevher Özden aday oldu, sonra ben aday olmak istememe rağmen bir takım sataşmalardan dolayı “Ben de adayım” dedim. O kongre de Fenerbahçe’nin tarihindeki en uzun kongresiydi. Suadiye Atlantik Sineması’nda 10 saat sürdü. Kongre üyelerinin büyük çoğunluğu beni seçti. O sene bütün kupaları aldık. 5 tane kupa… 12 Eylül İhtilali yapılmıştı. Amiral Ömer Şentürk Paşa, Hasköy’deki Deniz Kuvvetleri tersanesi komutanıydı. Bir donanma kupası hazırlamışlardı, O kupayı da almıştık. 10 Aralık 1983’de ayrıldım. İlk başkanlığa geldiğimde Fenerbahçe 4 yıl şampiyon olamamıştı kıyamet kopuyordu, 4 yıl arka arkaya tarihte ilk defa… 18 Aralık 1994’de ikinci kez başkanlığa geldiğimdeyse, Fenerbahçe 7 yıl şampiyon olamamıştı. Bir faciaydı o dönem yine “Ali Şen Başkan; Fenerbahçe Şampiyon!” sloganları vardı… Ben kalktım Bodrum’dan İstanbul’a gittim ve tekrar aday oldum. Ve ikinci başkanlığımda yine şampiyon olduk. Büyük bir mutluluktu tabii… 15 Şubat 1998’de olağan kongrede görevi devrettim.

    - Özellikle futbol karşılaşmalarının çok iyi bir takipçisisiniz… Çoğu zaman Bodrum’dan İstanbul’a maçları seyretmeye geldiğinizi biliyoruz, görüyoruz. Maçları hangi gözle seyreder veya izlersiniz?

    Bir maçı 3-4 gözle izleyebilir ya da seyredebilirsiniz. Futbol sever, kulüp taraftarı, sporcu sıfatı veya yönetici gözüyle… Her göz ayrı netice getirir. Bir futbolseverseniz; taraftar değilsiniz böylece her iki takımdan da çok iyi oyun beklersiniz. Bir kulüp taraftarıysanız;  sizin takımın hem iyi oynamasını, hem de kazanmasını istersiniz. Kötü oynuyorsa kızarsınız ama sonunda kazanmışsanız mutlu olursunuz. Eski sporcuysanız; oyunu beğenmediğinizde sizin zamanınızdaki mükemmeliyeti ararsınız, bulamazsanız kızarsınız. Yöneticiye gelince; bu gözle baktığınızda mutlaka kazanmak istersiniz. Kötü maçlar unutulur ama neticeler tarihe geçer.
    Şampiyonlar Ligi maçlarını tüm bu sıfatları içine koyarak izliyorum. Fenerbahçe kazanıyor, mutluyuz. İyi oynamıyor, kızgınız. Fenerbahçe’nin kadrosunun futbola daha elverişli olduğunu görüyorum, her gelen antrenör dünya antrenörleri fakat sözleşmişler gibi geldikleri sezon, öğrenene kadar aynı yanlışları yapıyorlar. İnatçı antrenörler vardır. Kafasındaki sistemi futbolcuya sokmak ister, halbuki futbolcunun yapısı o sisteme uymayabilir.
    İşte o zaman kötü. O antrenör kaybeder yani futbolcuyu zorlar; adapte etmek isterseniz, kaybedersiniz. Kadroyu oyuncularınıza uygun sistemde adapte ederseniz başarılı olursunuz. Zdeněk Zeman geldiğinde 4-3-3 oynatırdı, inatçı antrenördü, başarısız oldu.
    Bizim takımda bugün Aragones 46 yıllık hoca, İspanya’yı şampiyon yapmış, şampiyon yaptıktan sonra da orada kalmamış, 5 gün sonra takımımızın başına gelmiş. Bu çok hoşuma gitti. Çünkü ben de düzen ve disiplin taraftarıyım. Fakat aynı adam yanlışlıklar yapmaya başladı. Ön liberonun önünde Alex’i oynatıyor, Semih’i en önde oynatması lazım, daha geride oynatıyor. Bir takım eleştirilerde bulunuyorum ama tabii futbolu ben mi daha iyi bileceğim Aragones mi? Tabii ki Aragones daha iyi bilecek.

    - Başkanlık döneminizde, antrenörlerinizin işine müdahale ediyor muydunuz?

    Ben yabancı antrenörün işine karışırdım. “Başkan soyunma odasına girer mi?” diye de tenkit ederlerdi. Tabii ki sadece soyunma odası değil, başkan her yere girer. Başkan her yere girecek, girmeli, bakmalı ne oluyor diye... Karışma ne demek; yanlış yapılan işlerin yanlış olduğunu söyleyeceksiniz. Türk futbolcusunu ben yabancı antrenörden daha iyi tanırım. Beynini tanırım, ne yapmak istediğini bilirim, neye öfkelenir, neye kızar, neye güler hepsini bilirim. Şimdi Fenerbahçe iyi oynuyor. Kazandık ve Şampiyonlar Ligi’ne kaldık ben ona bakarım. 

    - Ve başkanımızın büyük projesi olan “Bir milyon üye”… Bu konuda sizin görüşünüz nedir?

    1981 yılında Fenerbahçe derneklerini açan, tüzüğe sokan benim. Türkiye’nin her tarafında hatta yurtdışında da derneklerin açılmasını sağladık. 1981 yılındaki başkanlık dönemimde hedef 100.000 kişi üye olsun diyorduk. Çünkü buna inanan bir kişiyim. O zaman nüfus kırk milyon kişiydi. Bugün yetmiş beş milyon. Şu an yetmiş beş milyon olduğuna göre 1 milyon hedef çok doğru. O yıllardaki demeçlerim bunlar, o yüzden şiddetle destekliyorum. Fenerbahçe Fenerbahçelilerin… Fenerbahçe taraftarları, Fenerbahçe Spor Kulübü’ne kongre üyesi olamazlardı. Bir gün kürsüye çıktım dedim ki “Cenazelerde daha çok buluşuyor, doğum evlerinde daha az. Yani daha çok ölen, daha az doğan var. O zamanki tüzüğe göre Fenerbahçe % 2 büyüyebilirdi. Fenerbahçe Kulübü’nün 9. maddesini değiştirdim. Halka açtık. Halk da taraftar da üye olabilsinler dedik. Bugün Fenerbahçe’nin 16.000 üyesinin olması ve grupların güçlerini kaybetmesinin ana sebebi benim ve arkadaşlarımın yaptığı tüzük değişikliğiydi. İsteyen herkes üye olsun, kim istiyorsa… Fenerbahçe’nin sahibi taraftarları ve üyeleridir, başkası değildir. Bir milyon üye projesini destekliyorum.

    - Fenerbahçe ile ilgili bir dileğiniz…

    Hatırlıyorum 10 yıl evvel ilk defa Manchester’ı kendi sahasında yenen bu takımdı. O zaman ben şunu söylemiştim: Şampiyonlar Ligi’nde bir gün gelecek Fenerbahçe Atatürk Havaalanı’na Avrupa şampiyonu olarak inecek. Fenerbahçe bu olanaklarla Şampiyonlar Ligi’nde kesin şampiyon olur. Hatta rahat rahat olur, kimseye hayal falan satmıyorum.  
    Kimseye de olmayacak bir hedefi göstermiyorum. Fenerbahçe bugün dünya kulüpleri neleri elde ederse onu kolayca elde edecek güçte…
    Gün geldi; Chelsea’yi yendik, Sevilla’yı yendik, CSK’yı yendik. Bunlar Şampiyonlar Ligi’nde şampiyonluk için yarışan, bazıları UEFA’yı alan takımlardı. Zaten Fenerbahçe takımlar içinde en fazla UEFA şampiyonlarını yenen takımdır. Neden?  Galatasaray da UEFA’yı aldı lakin Fenerbahçe Galatasaray’ı tarihinde en çok yenen takımdır. Sözün özü UEFA şampiyonlarını yenme gibi bir alışkanlığımız var. Galatasaray’ın önünde olmamız ve Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunu elde etmemiz lazım. Bu yıl da bekliyorum asla vazgeçmeyeceğim ve o sabrı göstereceğim, bir gün gelecek şampiyon olacağız…

    - 90’lı yıllarla kıyasladığımızda televizyonlarda bu kadar spor programının olmasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz…

    Kulüp tarihinde ve Türk futbol tarihinde ilk defa pek çok ilkleri başlatıp, dile getirip, tatbik etmeye başladım. Televizyon yayınlarının bu rakamlara çıkmasında katkım var sanırım. Her zaman Fenerbahçe’nin menfaatlerini düşünür ve Fenerbahçe’nin daha çok taraftarı olduğunu ısrarla söylüyordum. Şimdi bu noktalara kadar geldik. Bu kadar spor programı varsa ve izliyorlarsa normal. İnsanlar Türkiye’de iki şey çok konuşulur biri spor ikincisi politika… Sabaha kadar konuşulur ikisi de bir şey olmaz, fakat yıllar geçtikçe de bu gelişmelerden memnunum daha iyi olabilir. Hem çok konuşulan politika hem de çok konuşulan futbol ve Türk sporunun daha iyiye gideceği kesin. Özellikle yeni jenerasyon gençlerin daha fazla ilgi duyması; sporun yayılmasını ve bu doğrultuda kazanılan başarıların grafiğini arttırıyor. Ben ülkemin insanlarına inanıyorum, umutluyum.

    - Yıllardır tarafınıza gelen ısrarlara rağmen siyaset hayatına girmeyi tercih etmiyorsunuz. Neden?

    Hemen hemen bütün partilerden teklif almışımdır. Fakat politikacılık yapmam zor, asla yapanları küçümsemek adına söylemiyorum. Anayasamıza göre bizde parlamenter rejim var.
    Bizdeki demokrasi, parlamenter rejimimizde sistemimize göre Başbakan icra ve onun başında da cumhurbaşkanı var. Ben hem cumhurbaşkanı hem de başbakan olmalıyım. Hiçbir zaman ikinci olmadım. Bunu açıkça söyleyeyim: Anayasa değişmiş olsa ben politikaya girmiş olabilirim. Bana sadece Cumhurbaşkanlığı veya sadece Başbakanlık yetmez çünkü Cumhurbaşkanından onay almam gerekir. Başkanlık sistemine geçilirse neden olmasın…

    - Sizin için “Yürüyen Kütüphane” diyorlar. Taşıdığınız Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanlığı unvanınız dışında, bu yakıştırma da sizi çok iyi tanımlıyor…

    Devamlı kitap okurum, hem de 8 ayrı lisanda... Okuyorsunuz fakat gezmiyorsanız o okuduklarınız ne kadar uygun ne kadar hayatla kavuşuyor bilemezsiniz, çok geziyor ama okumuyorsanız o zaman da kimin ne yaptığını bilmiyorsunuz. Her ikisi de lazım. 1962 yılında bir “İpana bilgi yarışması” vardı. Sunucu Orhan Boran’dı. Radyolu yıllardı. O programlar müthiş dinleniyordu, haftada bir defa Eczacıbaşı’nın hazırladığı bir programdı. O kültür yarışma programına ben de iştirak etmiştim. Bir kulübe içine giriyorsunuz, rakibinizde başka bir kulübede, zarfı çekiyorsunuz. Beş kişilik jüri heyeti ve elit tabakadan hanım ve beyleri geliyorlar, sizleri izliyorlar. 30 saniyede cevap vermeniz gerekiyor. İlk katıldığımda şampiyon oldum sonra bir kez daha şampiyon oldum, bir kere de ikinciliğim oldu. Bir sene sonra Hürriyet Gazetesi “Şampiyonlar yarışıyor” adında bir yarışma açtı. Orada da 2’nci oldum. Necati Zincirkıran benimle Hürriyet Gazetesi’nde “Yürüyen kütüphane” diye başlık atarak bir sayfalık röportaj yaptı.
    Yıllar geçti Fenerbahçe Spor Kulübü’ne ikinci kez başkan oldum. Frankurt yakınlarında bir Hürriyet matbaası vardı. 1994 yılında bize bir öğle yemeği daveti verdiler. Necati Zincirkıran’la orada tekrar karşılaştım, 30 yıl geçmiş… Ona “Beni tanıyor musun?” diye sordum.  O da “Aman beyefendi Ali Şen’i tanımayan mı var” dedi. “Bırak Fenerbahçe’yi, öncelere git” dedim…  Sonra “ Aa… Ben sizi bir yerden tanıyorum ama” dedi…
    Hala çok okuyorum, klasiklerden oluşan bir koleksiyonum ve 6.000’den fazla kitabım var. Çok film izliyorum, sinema salonum var. Beni nerede görseniz mutlaka elimde, yanımda kitap bulunur. Herkese, gençlere, çocuklara tavsiyem ediyorum, okumanın yaşı yok. Örneğin futbola, spora merakınız varsa, okursanız daha fazla ilgi duyarsınız. 
    Bir futbolcunun da kitap okumasını çok isterim. Okumadan önce her kitabın başına bakarım, her yazarı okumanın da bir anlamı yoktur. Hatta bazı yazar sizi yanıltır, bazı yazarların yazdığı kitaplar sizi okumaktan da soğutabilir… Yeni kitap okumaya başlayanlar heveslenenler hep öncelikle ilgi duydukları sevdikleri konuları, iyi yazarların kitaplarını okusunlar…


    - Vefa duygusu duyguların en değerlisi…


    Fenerbahçe camiası büyük bir camia, kulübe hizmet edenleri kişileri asla unutmamalı. Mesela bir Faruk Ilgaz, Semih Bayülken, Emin Cankurtaran, Metin Aşık, Güven Sazak, Eşref Aydın, Orhan Ergüder, 10 yıldan fazla ve halen yöneticilik yapan Vedat Olcay’lar ve daha ismini sayabileceğim kişiler… Hepsinin katkıları çok çok büyük bu hizmetler, katkılar unutulmasın. Fenerbahçe tarihinde hizmet veren her kişi ayrı ayrı iz bıraktı. Dünyada başka eşi olduğunu sanmıyorum. “Türkiye’nin başbakanlığı mı, Fenerbahçe Kulübü’nün başkanlığı mı?” diye başkan olduğum 1981 yılında sorsalardı; cevabımın Fenerbahçe olduğunu söylemek 2 saniye sürer miydi? Bilmiyorum. Fenerbahçe’nin başkanı olmanın mesuliyeti de ayrı, keyfi de ayrı bir şey… Başkan kendini kitlelere sevdirmezse, laflar yetmez. İcraat önemli. Sokağa çıkıyorum yaşlılar, gençler hep ilgiyle sevecenlikle yaklaşıyorlar. Duyulan bu ilgi karşısında yabancı turistler ise “Kim bu adam” diye merakla bana bakıyorlar… Bunları yaşamak çok güzel…

    - Taraftarlarımız için neler söyleyeceksiniz?

    İki türlü taraftar var... Bir; kendi takımını coşkuyla destekleyen, yanlışları görmeyen, yanlışların üzerine gitmeyen, yanlışların düzeleceğini umut ederek takımını kapalı gözle destekleyen taraftar. Bir de; tiyatroda eser seyreder gibi seyredenler var. Bu coşkulu kısım içinde küfür eden de var. Fenerbahçe taraftarının dünyanın en iyi taraftarı olduğuna da asla kuşkum yok. GS-BJK-TS’nin de tabii ki coşkulu taraftarları var. Türk futbol taraftarlarının kulüplerine gösterdikleri ilgiyi, tüm dünya taraftarlarına örnek olarak gösterebilirsiniz
    Yine söylüyorum, Fenerbahçe taraftarı, Allah ve ailemden sonra hayatıma hayat katan topluluktur. Grupların kavga ettiğini görüyorum, duyuyorum. “Tek kimlik Fenerbahçe’dir.” O cümle her şeyi anlatıyor. Kim bulmuşsa çok iyi bulmuş.
    Bütün taraftarlar ve Fenerbahçe taraftarları kavga ederse, ben Ali Baba Bodrum’da içim cız eder. Taraftarlara bu kadar yıllarını veren beni kahreder, sakın ola ki kavga etmesin, başkan da buna müsaade etmesin. Aziz Yıldırım’ı bu kadar çok seviyoruz. Gençler de, yaşlılar da, tümü Aziz Yıldırım’ın yanında olsun. Yoksa bundan büyük üzüntü duyarım. Öte yandan, herkesin Şeker Bayramı’nı ve yine bu ayın sonunda paylaşacağımız Cumhuriyet Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum.

    - Son olarak dergimizle ilgili düşüncelerinizi alabilir miyim?

    Fenerbahçe Spor Kulübü’nün tarihinde bu gördüğünüz ilk iki Almanak’ı biz çıkardık. Çok titiz bir çalışmaydı. Yöneticilik yaptığım her iki dönemi anlatan ilki 1981, ikincisi 1994 yılında çıkarılmıştı. Büyük bir itinayla hazırlanmıştı. 80’li yıllarda Avrupa takımlarının dergilerine baktığımız zaman özenirdik. Şimdiyse kendi dergimize baktığımızda gurur duyuyoruz.


     
    Röportaj:Sibel Kurt

    Fotoğraflar:Serkan Hoşgör

     




    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi2
    Bugün Toplam13
    Toplam Ziyaret135276