Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • İsmet Sezgin/Fenerbahçe Aylık Resmi dergisi Eylül 2008 - 16/12/2009
  •  

     
    FENERBAHÇE SOLUKLU BİR YAŞAM

    Sanatçılar, politikacılar yıllarca hangi takımı tuttuklarını sakladılar. Onların hangi takımı tuttuklarını öğrenmenin yoluysa; ya sohbetlerde kulaktan kulağa edinilen bilgiler ya da emekli olmalarını beklemek oldu. Fakat Türkiye’nin İsmet Abisi’nin Fenerbahçeli olduğunu herkes bilirdi. Nasıl mı?

    Sayın İsmet Sezgin, yaşamı memleketine, siyasete yaptığı hizmetlerle geçmiş değerli bir politikacı ve büyük bir devlet adamı. Eski cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel’in de sağ kolu. Yaptığı görevler arasında belediye başkanlığı, meclis başkanlığı ve çeşitli bakanlıklar bulunmakta. Bu görevlerini en mükemmel şekilde tamamlayan ve bugün aktif siyaset yapanların danışabileceği, deneyimlerinden yararlanabileceği örnek bir kişi olarak karşımızda…


    Türkiye’nin tarihinde önemli görevler üstlenmiş, krizler atlatmış, tüm darbeleri görmüş. 2002’den sonraki özel yaşamınıysa yıllardır fazla zaman ayıramadığı ve özlem duyduğu sporla, şiirle, sanatla süslemiş. O pırıl pırıl parlayan mavi gözleriyle Fenerbahçe’nin gözbebeği… Fenerbahçe ile ilgili her şey de her yerde kendisini görebilirsiniz… Sayın İsmet Sezgin’den ayrılmak hiç de kolay olmadı… “Yine gelin” diyordu her zamanki sıcak gülümsemesi ve içimizi ısıtan sevgi yüklü bakışlarıyla. Böyle uğurladı bizi Selimpaşa Sporkent’deki evinden.
    Şirin ve sade evi her zaman hayranlık duyduğu denize çok çok yakındı. Dilinde bir şiir, bakarken kim bilir ona ne kadar huzur veriyordu bu engin deniz…
    Yıllarını politikaya vermiş bir kişi için bu ne mütevazı bir ev. Görmeli örnek almalı herkes. Bir kez daha Fenerbahçeli olduğu için onur duydum. Sporkent’e gelince sanki bir Fenerbahçeliler kasabasıydı. Kimler yoktu ki bu minik kentte Ali Şenler, Eyüp Karadayılar, Eşref Aydınlar… Toplanırlar, konuşurlar… Biri sarıysa diğeri lacivert olur birbirlerini tamamlarlardı… Bu sevda bizlerde de bitmez onlarda da bitmez… Sizlerin de bu sohbetleri, buluşmaları hiç bitmesin İsmet Abi…

    - Biz aramızda “Fenerbahçeli olunmaz Fenerbahçeli doğulur.” deriz her zaman. Peki, siz nasıl Fenerbahçeli oldunuz Sayın Bakanım?

    1928’de Aydın’da doğdum. Ailemin en büyük çocuğuydum. 9 kardeştik. Babam koyu bir Fenerbahçe taraftarıydı. Ben de babadan Fenerbahçeli doğdum. Fenerbahçeli olmakla her zaman gurur duydum. Her zaman da her yerde de Fenerbahçeli olduğumu söyledim. Fenerbahçe kongre üyesiyim. İyi bir futbol seyircisi oldum. Yıllarca elimden geldiğince maçları kaçırmamaya çalıştım. Ne futbolcular geçmedi ki hepsini sayabilirim; Cihatlar, Müjdatlar, Fikret Kırcanlar, Fikret Arıcanlar… Fenerbahçe onlarla büyüdü, biz onlarla büyüdük. Taa ki günümüze kadar… Şimdilerdeyse Roberto Carloslar, Alexler.,Semihler bu gurur verici bir tablo adeta…

     

     

    - Biraz kendinizden bahseder misiniz?

    Büyük bir ailenin en büyük çocuğuydum. Öyle çalışkan bir öğrenci değildim. Fakat sınav vakti geldiğinde kendimi bir odaya hapseder, sabahlara kadar çalışırdım. Bu arada güncel haberleri hiç kaçırmaz hep takip ederdim. Üniversite öğrenci birliklerinde de çalışmalarım, başkanlıklarım oldu. Sorumluluklarım küçük yaşlarımda başlamıştı. Babam vefat ederken beni çağırıp tüm kardeşlerimi bana emanet etti. Bugün bu sorumluluğumu en iyi şekilde yerine getirdiğime inanıyorum. Ailem, evlatlarının iyi eğitim görmeleri ve iyi yetişmeleri için hiçbir şey esirgememişti. Hatırlıyorum daha iyi şartlarda eğitimlerimizi tamamlamamız için babam tarlamızı satmıştı. Eğitimin ülkemiz için ne kadar önemli olduğunun bilincindeydiler.
    İlk, orta ve lise eğitimimi Aydın ve İzmir’de tamamladıktan sonra bugünkü karşılığı Ticari İlimler Akademisi olan İzmir Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu’nu bitirdim.

    - Bu arada atletizm hayatınızın çok önemli bir parçasıydı…

     
    Evet, spor hayatıma atletizm ile başladım. Daha çocuk denecek yaşta hem futbolu hem atletizmi basın haberlerinden ve yarışlardan takip ediyordum. Her gün sahaya gidiyorduk, atletler vardı, hatta eski milli atletler de vardı. Onların arkasından sahada onlar ne kadar koşuyorsa ben de o kadar koşuyordum, beni seyrediyorlardı. Onlar gibi ben de koşardım. “Şu çocukla da ilgilenin” diyorlardı. Sonra ortaokulda bir Mustafa İlber diye ve daha sonra da Ziya Özçam diye bir hoca geldi, onlar da benim hızımı görünce “Sen 400 m. koşacaksın” dediler. Böylece başladım 400 m. koşmaya… Ayrıca hentbol oynadım. Üniversitede talebe birliklerinde çalışmaya başlayınca ne yazık ki 18 yaşında atletizmi bırakmak zorunda kaldım ama her zaman gene atletizm sevdalısı oldum. Çalışma hayatına başladığım yıllarda Denizli’de atletizm ajanlığı yaptım, futbol ajanlığı yaptım ve atletizm ile ilgimi hiçbir zaman kesmedim. Atletizm Türkiye’de ata sporudur. Fakat gereken ilgiyi görmemektedir. O yıllarda basın haberlerinde atletizm daha fazla yer almaktaydı. Fenerbahçe’nin başta atletizm olmak üzere her branşta daha fazla yol kat etmesini istiyorum. En son Pekin’de düzenlenen 2008 Yaz Olimpiyat Oyunları’na katılan Fenerbahçeli sporcularımızın sayısı göz önüne alınırsa bu da kulübün bu işi ne kadar ciddi tuttuğunu gösteriyor.

    - Aydın gibi bir turizm ilinde doğup, büyümenize rağmen denizi ilk 11-12 yaşlarında gördünüz…

    Evet, hayalimdeki denizi o yaşlarımda gördüm. O yıllarda televizyon olmadığından denizi ancak kitaplardan görüyorduk. Bu kadar geniş bir alan kapladığını asla düşünemezdim. Gördüğümdeyse onun ne kadar derin ve ne kadar uçsuz bucaksız olduğunu anladım ve saatlerce denizin kenarından ayrılamadım. Öylece seyrettim, durdum. İzmir’deki evimiz de deniz görüyordu. Deniz sevdam büyüdükçe, bilgim arttıkça üç tarafı denizle çevrili olan ülkemizde deniz sporlarının, deniz işletmeciliğinin azlığı karşısında adeta şaşırıyordum. Turgut Reislerimiz, Barbaroslarımız dünyayı dolaştılar. Bizlerse doğru dürüst bir tekneyle bir yere gidemiyorduk. Aydın’da, Kuşadası’nda 1950’li yıllarda denize giren de çok azdı. Hatta kadınların denize girmesi bir cesaret meselesiydi. O dönemlerde Kuşadası’nda “Kadınlar Denizi” adı altında kadınlar için plaj yapılmıştı. Oradan elbiseleriyle denize girerlerdi. Bu beni hep düşündürmüştü. Ne zamanki devlet kademelerinde görev almaya başladım tüm bakanlık görevlerimde denizciliğin önemini ve bu konuda gelişmemiz için gereken görevleri yerine getirmeye çalıştım.

    - Uzun yıllar siyasetin her aşamasında görevler aldınız. En önemlisi doğup büyüdüğünüz ve ülkemizin kurtuluş mücadelesinde önemli bir görevi üstlenen Aydın ilimizde belediye başkanlığı yaptınız. 1961 yılında milletvekili oldunuz. Ne ilginçtir ki ilk Gençlik ve Spor Bakanlığı sizin içinde olduğunuz hükümetteydi. Ve yeni kurulan bu bakanlığa 1969 yılında ilk siz getirildiniz. Neler sağlandı o dönemde?

     
    Bu makam, devletin spora önem vermesinden kaynaklanarak doğan bir bakanlıktır. Türk sporunun ilerlemesi açısından son derece önemliydi. Bakanlık kurulduktan sonra futbol dışındaki branşların da gelişmesi sağlandı. Gençlerin boş zamanlarını değerlendirmesi için
    İngiltere ve  Fransa’da, “Recreation” adı verilen olay Türkiye’de de gerçekleştirildi. Yani ilkokullardan başlayarak, liselere, üniversitelere sporun yayılması gençlerin boş zamanlarında spor yapmaları için olanaklar sağlanması gerçekleştirildi. Fakat sonraki hükümetlerde çok fazla ciddiye alınmadı. Bir ülkenin tanınabilmesinin ve sağlam bir gençliğin oluşabilmesi spora verilen önemden geçer. Şimdilerde başta Fenerbahçe Spor Kulübü olmak üzere spor okullarıyla, spor şubeleriyle bu faaliyetleri ciddi anlamda üstleniliyor.

      

    - Siyasi yaşamınız boyunca Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın dışında Maliye bakanlığı, İç İşleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Meclis Başkanlığı gibi üst kademe görevlerde bulundunuz. Bu rolleri hep ülkemizin zor zamanlarında üstlendiniz. Bunların yanında halk tarafından size verilen bir unvanınız var. “İsmet Abi”… Bu sizce nasıl oluştu?

    Türk halkının en büyük özelliği; bir unvan da onlar verir. Bu da bizim taşıdığımız ve bizim için anlamı olan ve sevgiyle birleşen bir unvandır. Baba unvanı Sayın Demirel’indi. Ağabey unvanını da bana uygun görmüşler. Nereye gitsem hep “İsmet Abi” diye çağırdılar beni. Bundan da her zaman mutluluk duydum.

    - Yoğun ve zor dönemleriniz oldu. Bu zaman zarfında sevdiklerinize ve hobilerinize zaman ayıramadınız, bir şekilde özel yaşamınızı ertelediniz. Şimdiyse bunları doya doya yaşıyorsunuz… Bir de  “Bir Uzun Soluklu Yaşam” adında şiir kitabınız bulunmakta…

    Aktif siyaset hayatıma veda ettikten sonra kendime daha çok zaman ayırmaya sevdiklerimle beraber olmaya çalışıyorum. O yoğun ve sorumluluğu ağır dönemlerimde bir gün torunum Efe beni bakanlıkta ziyarete gelmişti. Onunla haliyle fazla ilgilenemedim. Bana “Dede, sen de bu bakanlık işini çok ciddiye alıyorsun, biraz da beni ciddiye alsana” dedi. O yıllarda mecliste ne zaman işim bitse ve ne zaman Fenerbahçe’nin maçı olsa hemen soluğu statta alırdım. Herkes de ne kadar Fenerbahçeli olduğumu bildiğinden beni bulacakları yeri de biliyorlardı. Şimdilerdeyse rahat rahat maçları takip ediyor. Çağırılan davetlere iştirak ediyorum. Bu arada da şiir yazıyorum.

    - Nasıl bir futbol seyircisisiniz?

    Ben maçları izlerken hiç konuşmam gayet sessiz seyrederim. Evdeysem çevremde de kimsenin dolaşmasını istemem. Uğurlarım yoktur. Tabii ki yenildiğimizde üzülür, şampiyon olduğumuzda da sevinirim. Fenerbahçe benim hayatımın bir parçasıdır. 101 yılını dolduran anlı, şanlı bir kulüp. Bizler 80’li yaşlarımızda olduğumuzdan hemen hemen Fenerbahçe’yi dolu dolu yaşadık.

    - Aktif siyasette rol alırken Fenerbahçe Spor Kulübü’nden başkanlık teklifi aldınız…

    Kulüp başkanlığı için bana ilk teklif Semih Bayülgen’den geldiğinde bayağı heyecanlandım. O an ne diyeceğimi bilemediğimden “Düşüneyim” dedim. Sonra heyetler gelmeye başlayınca ciddi olarak ilgilenmeye başladım. Bu büyük ve onurlu görev yıllardır içimdeki duyguyu su yüzüne çıkardı. Ancak görevi kabul etmeden konuyu Süleyman Demirel Bey’e açtım. “Bak İsmet sen çok sevilen bir siyasetçisin Türkiye’nin İsmet Abisisin bu görevi kabul edersen sadece Fenerbahçelilerin abisi olursun, Galatasaray, Beşiktaş, Tarbzonsporlu taraftarlardan tepki almayı göze almalısın, tabii yine de sen bilirsin ayrıca siyasi hayatta da yapacağın daha çok işler var. Ben olsam kabul etmezdim.” dedi. Düşününce kendisine hak verdim ve öneri sahiplerine bu teklifi kabul etmeyeceğimi ilettim, çok üzüldüler tabii. Benim tarafıma gelince bir ukde olarak kaldı…

    - Peki, bugün baktığınızda nasıl bir kulüp Fenerbahçe?

    1940’lı yıllarda 2. Dünya Savaşı, Türk sporunu etkilemişti. Alman orduları sınırlarımıza kadar geldiğinde Balkan şampiyonaları kapanmış, yokluklar içinde faaliyetler sürdürülmüştü. 1. Dünya Savaşı’nda, Kurtuluş Savaşı’nda, Çanakkale Savaşı’nda sarı lacivertli formalı futbolcular da yer alıp bayrağımız için savaşa katılıyor ve spor sahalarındaysa işgal güçleri takımlarını yenerek, halka biraz olsun savaşı unutturuyorlardı. Çok başkanlar geçti Fenerbahçe’mizde çok başkanlar gördük saygıdeğer, sevilen Fenerbahçelilerin omuzlarında yükselen ve yaptıklarıyla iz bırakan başkanlar; Saracoğlular, Faruk Ilgazlar, Ali Şenler…
    O günlerden bugünlere hem maddi hem manevi temeller atıldı ve bu yapı taşları tek tek üst üste konarak bugüne gelindi. Bugüne geldiğimizdeyse karşımızda Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Başkanı Aziz Yıldırım’ı görüyoruz. 10 yıl kolay bir zaman değil. Aynı zamanda her bir yılı adım adım Fenerbahçe’nin menfaatine kullanılmış. Bir iğne oyası gibi işlenmiş.
    Her zaman istikrarlı bir şekilde çok ciddi ve cesaretli adımlarla yatırımları taraftarın da desteğini arkasına alarak mucize yaratan bir başkan… Aziz Yıldırım’ı çok beğeniyor ve takdir ediyorum. Tam anlamıyla kurumsallaşmış bir Fenerbahçe yarattı. Yapılan işleri ve projeleri de çok beğeniyorum. 100. yıl kutlamasındaki etkinlikler çok muhteşemdi. Özellikle taraftar kart projesiyle taraftarın kimliği oluşturuldu. Bugün ben Fenerbahçeliyim diyen bir kişi kartını cüzdanından çıkararak bunu kanıtlıyor. Bunun yanı sıra Bir milyon üye projesine çok sıcak bakıyorum. Fenerbahçe’de de bu potansiyeli görüyorum. Yurt dışında da bazı kulüplerde bu var. Şu an 300 milyon bütçesi olan bir kulübüz. Bu projeyle maddi kaynakların çok büyüyeceğine eminim.

    - O zaman “Artık her zamankinden daha çok taraftarın desteğine ihtiyaç var.” diyorsunuz. Taraftarımıza neler söyleyeceksiniz?

    Fenerbahçe Fenerbahçelilerindir. Bugün her Fenerbahçeliyim diyen kişi taşın altına elini koymalı. Bunun için de yönetim, taraftar, camia herkes elele olmalı. Bir yandan lisanslı ürünlerin satışı, bir yandan kombine satışları, taraftar kartları hepsine destek olmalı. Fenerbahçe var olduğundan beri taraftarın desteğiyle beslenen bir halk takımı. Geçmiş yıllarda da böyleydi, şimdi de böyle. Sorumluluk duygusu ve inanılmaz bir Fenerbahçe sevgisi olan bu taraftarında bu doğrultu da sevgisini desteğini ve fair-play örneğini esirgemeyeceğini görebiliyorum. Her Fenerbahçelinin gönlü aklı ile birlikte olmalı… Önümüzde bizi UEFA finalinin Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı’nda oynanması gibi önemli sorumluluklar bekliyor. Fenerbahçe Türk sporu adına çok büyük sorumluluklar üstlendi. Hep birlikte en iyi şekilde ülkemizi temsil edeceğimize inanıyorum  

    - Fenerbahçe Dergimiz hakkında düşünceleriniz nedir?

    Dergide hepinizin çok büyük emeği var. Bir ay Fenerbahçe’den uzak kalan tüm bu haberlere sayenizde ulaşır. Ayrıca futbola gösterilen titizliğin tüm branşlara da gösterilmesi çok değerli ve dikkat çekici. Verdiğiniz çaba çok değerli, başta yazı işleri müdürünüz olmak üzere hepinizi kutluyorum çocuklar.

     

     




    BAŞLIK: BÜYÜ

    Büyü mü kapladı evreni nedir

    Nedir Allahım bu gökyüzü

    Pul pul, ışıl ışıl, mavi mavi

    Nedir Allahım bu toprak

    Bire bin veren bereketli

    Nedir Allahım bu su

    Gürül gürül akan, tertemiz

    Nedir Allahım bu ateş

    Nar gibi

    Yakmıyor insanın elini

    Nedir bu insanlar Allahım

    Cıvıl cıvıl sokaklarda

    Gözbebekleriyle gülen, pırıl pırıl

    Ana, baba, oğul, kardeş, dost, sevgili!

    Nedir bu dünya Allahım!

    Öfkeden, kinden, kavgadan uzak

    Dertsiz, tasasız, korkusuz bir yaşam

    Dostluk, kardeşlik, barış, özgürlük el ele

    Akın akın gidiyor insanlar

    İyiye, güzele, sevgiye


    İsmet Sezgin

    Röportaj:Sibel Kurt

    Fotoğraflar:Serkan Hoşgör

     




    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam9
    Toplam Ziyaret137949