Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • Tuncay Uzun/Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Ağustos 2008 - 16/12/2009
  •  

     

     

     

     EN GÜZEL MİRASIMIZ FENERBAHÇE


      Çocukluk döneminde hayali Fenerbahçe sporcusu olmaktı… Bu özlemini belki hayallerinde yaşadı fakat zaman içerisinde bu isteğini Fenerbahçe’de yönetici olarak başarıyla gerçekleştirdi ve hala yönetim kurulu üyemiz olarak çalışmalarına devam ediyor…  Evet, o Sayın Tuncay Uzun…  Fenerbahçe Spor Kulübü Spor Ürünleri AŞ’den sorumlu Asbaşkan.
       

     

    Her şeyde öncü olan Fenerbahçemiz Fenerium’larıyla da kulübümüze çok büyük maddi katkılar sağladı, biz taraftarların değerli katkılarıyla da büyümeye devam ediyor… 2004 yılının şubat ayından beri de bu sorumluluk sayın Tuncay Uzun’da…
    Her konuda olduğu gibi bu konuda da rakiplerimize göre ciddi anlamda öndeyiz. Yaptığımız bu röportajlarla yönetim kurulumuzu daha yakından tanıyor, onları tanıdıkça da bu titiz seçimlerinden dolayı Başkanımıza bir kez daha şükranlarımızı sunuyoruz.

     

     

    - Fenerbahçe Spor Kulübü yönetim kurulundaki görevlerinizin ve sorumluluklarınızın yanı sıra; taraftarlık yönünüzü de bizimle paylaşmanızı isteyeceğim sizden. Biz aramızda  “Fenerbahçeli olunmaz Fenerbahçeli doğulur.” deriz her zaman. Peki siz nasıl Fenerbahçeli oldunuz Tuncay Bey?

    Herkes gibi bende Fenerbahçeli doğdum. Babam koyu bir Fenerbahçeli olup aynı zamanda Fenerbahçe kongre üyesiydi. Ben de yaşımı doldurduğumda hemen üye oldum. İnönü Stadı’nda maçlara gittiğimde henüz 5-6 yaşlarındaydım. Bütün maçları takip ederdim. O dönemde değerli futbolculardan Cemil Turan’ı çok iyi hatırlıyorum. Küçüklüğüm hep Fenerbahçe’de bir oyuncu olmak hayaliyle geçti. Yatağıma uzandığımda hemen Fenerbahçe’deki oyunculuk hayallerim başlardı. Oynardım, düşerdim, kalkardım, pas verirdim, gol atardım. Fenerbahçe hayatımızın içindeydi. Jübilem bile bu hayallerde yer aldı.
    30-32 yaşlarıma geldiğimdeyse hala Fenerbahçe’de oynama olasılığım olduğunu düşünürdüm. Çok içimde kaldı.

    - Ya oyunculuk hayalleriniz bittiğinde…

    Belli bir süre sonra oyunculuk hayallerimin yerini Fenerbahçe’de yönetici olma hayalleri aldı. Fakat bir yandan da bir işi iyi yapabilmek için dersinizi iyi çalışmanız gerekir, bir hedef koyduğunuz zaman o işte bocalamamak gerekir. Öğrenimimi Bursa Uludağ Üniversite’sinde tamamladıktan sonra iş hayatım başladı. Ailece merkezi Yeşildirek semtinde olan tekstil işimizi yapıyorduk. Yeşildirek Spor Kulübü’ne yönetici oldum. Takım o dönem İstanbul şampiyonu oldu. Benim hedefim orada bu işi öğrenerek kulüpçülük mantığını geliştirmek, sorunlar karşısında problemleri çözmeyi öğrenmek, kısacası; nedirleri, nasılları cevaplayarak işi öğrenmekti. Yeşildirek, Türkiye’nin 60’lı yıllarında profesyonel ligdeki spor kulüplerinden biri olmasına rağmen sonraki yıllarda 2. ve 3. liglere düşen amatör bir kulüptü. Amatör kulüplerde sorunları aşmak kolay değildir. Büyük kulüplerde, kulübün büyüklüğünün getirdiği avantajlarla bu daha kolaydır.
    İstanbul doğumluyum fakat aslen Malatyalı bir ailenin çocuğuyum. Sorulduğunda Malatyalı’yım diyorum ama Malatya’yı da fazla tanımıyordum. Yeşildirek Spor Kulübü’nden sonra Malatyaspor’dan teklif geldi. Sayın Hikmet Tanrıverdi’nin başkanlığında iyi bir yönetim kuruluydu. Malatyaspor’da görev almak benim için iki açıdan önemliydi: Hem Fenerbahçe’de görev almak adına bir mesafe kat etmek hem de Malatya ile tanışmak adına... Şanslı bir yönetici olduğuma inanıyorum. O sene Malatyaspor ilk defa UEFA Kupası’na katıldı. Bir sene devam ettim. Kısa bir süre sonunda da Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı’ndan yönetim kuruluna girme teklifi gelince çok mutlu oldum. Hayallerime ulaşmıştım. 2004 Şubat sonu göreve başladım.

    - Neler hissettiniz?

    Fenerbahçe’ye hizmet vermek benim için büyük şanstı. Bu inanılmaz teklifi sadece babamla paylaştım. Kimseye söyleyemedim. Çünkü oğullarıma bırakacağım en güzel mirastı. Fenerbahçe’nin tarihinde çok değerli başkanlarımız var, bense gelmiş geçmiş en değerli başkanla çalışacaktım. Yönetim de gerçekten uyumlu bir yönetimdi. Teklif geldiğinde başkanımızla konuştum ama hala inanamıyordum. İçimden kendi kendime; camialarda bazen son anda durum değişebilir, her şey olabilir, işin büyüsü kaçmasın diye düşünerek bir tek babamla paylaşmıştım. Pazar sabahı kongre yapılacaktı, takım elbiselerimi giydim, ailem tatil günü erkenden nereye gittiğimi sordu. Ben de bir işim olduğunu söyleyerek Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’nin yolunu tuttum. Yolda olduğum sıra Fenerbahçe Televizyonu yönetimde görev alacakların isimlerini açıklıyordu. Annem de tatildeydi, beni cep telefonundan arayarak  “Oğlum televizyonda Tuncay Uzun adı geçiyor, o sen misin?” diye sordu. Heyecanla “Evet o benim” diye yanıtladım. Tabii benim için bu büyük bir mutluluktu. 


    - Şansınız burada da devam etti, birçok şampiyonluk yaşadınız…

    Evet, çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Şubat ayında yönetime girdim 8 puan geride olmamıza rağmen o sezon sonunda şampiyonluk yaşadım. Yani üç ayın sonunda şampiyonluk… 5 senelik yöneticiyim. Üç şampiyonluk iki tane de ikincilik gördüm, Avrupa şampiyonluğunda çeyrek finale kaldık. Bunlar çok önemli ayrıcalık. Ayrıca 100. yılda yaşadığımız coşku asla unutulamaz. Bunları yaşamak gerçekten benim için büyük hayaldi. Spor tarihinde 15 sene şampiyonluk yaşamadan görevini tamamlayan yöneticiler var.

    - Fenerbahçe Spor Kulübü yönetim kurulundaki görev tanımınız ve sorumluluklarınız nelerdir?

    Fenerbahçe Spor Ürünleri A.Ş yani Fenerium’lardan sorumlu yöneticiyim. Fenerium’lar Fenerbahçe Spor Kulübü için maddi kaynak yaratmak amacıyla kurulmuş olup, Fenerbahçe lisanslı ürünler yapmak için de 2002 yılında Fenerium Spor Ürünleri’ne dönüşmüş bir şirket haline geldi. Kurulduğu günlerden bugünlere gelerek büyük başarılara imza atılmıştır. Büyümesinde ve o hedeflere ulaşmasında taşın altına elini koyarak, bu işlerin büyüyeceğine inanarak, desteğini esirgemeyen Fenerbahçe taraftarının da sayesinde çok ciddi büyük cirolara ulaşılmıştır. Aslında taraftarlar bizim ortağımız. Biz Fenerium’da bu lisanslı ürünleri Fenerbahçelilere satarken onları müşteri olarak görmüyoruz. Biz ortaklarımızla bunu paylaşıyoruz. Camiamızın üyeleri kulüplerine o kadar sadıklar ki; Fenerbahçe lisanslı ürünlerin Fenerium mağazaları dışındaki satış noktalarında bile Fenerium ürünlerini satın alıyorlar. Stadımıza gelen taraftarlarımız artık lisansız ürün giymiyorlar, sadece stat değil evlerinde ve sokakta da üstlerinde gururla taşıyorlar. Herkes aile duygusunu hissetmek için lisanslı ürünleri kullanıyor. Bu çok önemli bir şey. Böyle bir taraftar kitlesini de arkanıza aldığınızda gidecek çok yolunuz olduğunu, ufkunuzun açık olduğunu görebiliyorsunuz. Rakamsal anlamda geldiğimiz yer, yani spor tekstil pazarının büyük bir kısmının liderliğini almak da bize yetmiyor. Hedeflerimiz çok daha büyük olmalı, olacak da…

    - Kısa dönemde ne gibi hedefler var peki?

    Ciddi bir yapılanma var, 63 mağazaya geldik. 370 satış noktamız var ve her büyük alışveriş merkezinde hemen hemen olmaya çalışıyoruz. 6800 metrekarelerden 7500 metrekareye çıkacağız, bu sene yaklaşık 12-13 mağaza açtık. Hızlı bir şekilde yayılıyoruz. Avrupa’da, Pasifik ülkelerinde, Amerika’da mağaza açma planlarımız var. Kıbrıs Magosa’da bulunan Fenerium’un yanı sıra Girne’de de bir mağazamız açılacak. A futbol takımından tutun, tüm amatör branşların ihtiyaçları Feneriumlardan karşılanıyor. 30-35 tane lisanslı firmamız var. Oyuncaktan ev tekstiline kadar tüm ürünler Feneriumlar’da satışa sunuluyor. Bu da kulübümüz adına büyük bir gelir kaynağı.

    - Yeni formalarımızın tanıtımı görkemli bir defileyle gerçekleşti. Özellikle fosforlu formaların stadı çok renklendireceğini düşünüyorum… Herkes heyecanla bu formaları bekliyordu. Basın tanıtımı yapılmadan kendiniz giydiniz mi?

    Forma basın tanıtımı yapılmadan ben de dahil olmak üzere asla almam, iyi niyetli de olsa biri görür. Bu seneki fosforlu ürünlerin çok beğenileceğini düşünüyorum. Zaten kokteyl sonrası stadın altındaki Fenerium mağazasının nasıl dolduğunu ve taraftarların nasıl büyük bir hevesle o formaları satın aldığını gördük. Bu fosforlu formalarla tribünler bir cümbüş havası yaşayacak. İnşallah bu formayı giyen oyuncularımızda ligi şampiyonlukla tamamlayacaklar.

    - Başkanımız başta olmak üzere tüm yönetim kuruluyla hedefleri belirliyorsunuz ve bu hedeflere ulaşmak hiç de zor olmuyor. Bunda en büyük etken nedir?

    Başkanımızın büyüklüğü ve koyduğu hedefleri hayata geçirmesi… Başkanımızın Fenerbahçe taraftarlarına söylediği sözler, her zaman kulağınıza hoş gelecek sözler, bu sözleri söyledi, söylemeye de devam ediyor. İlk başlarda tüm bu konulan hedeflerin ulaşılabilirliğini hayal ediyorduk, ne mutlu ki hepsi hayata geçti. İşte Sayın Aziz Yıldırım’ı değerli kılan da bu.

    - Sizi hep maçlarda görüyoruz. Çocuklukta başlayan coşkunuz her gün daha fazla büyüyor. Uğurlarınız var mı?

    Yaş ilerledikçe Fenerbahçe sevgisi daha da büyüyor. Sizin hayatınızın bir parçası oluyor. Önce sempatiyle yaklaşıyor, spor amaçlı görüyorsunuz fakat sonra şirketimin sorunları kadar Fenerbahçe’nin sorunları benim için önemli oluyor. Kazara yenilirsek o hafta geçmiyor. Bir sohbette, toplantıda aklınız Fenerbahçe’de kalıyor. Aslında bu herkes için böyle ya…  Söz Fenerbahçe olunca, söz futbol olunca uğurlar da söylenince kerametini kaybediyor. Uğurlarımı paylaşamam fakat kardeşimin altıncı hislerine çok güvenirim. Bazen maçın uğuru kaçmasın diye maça gitmediğim hatta seyretmediğim bile oluyor. “Sen gitme!” diyor, “Aman biz kazanalım da ben gitmesem de olur.” diyorum.



    - 2008-2009 sezonuna başlarken en büyük değişikliklerden biri teknik direktörümüz… Transferlerle ilgili düşünceleriniz nelerdir?

    Kendini ispatlamış başarılı olmuş insanlar için ancak olumlu konuşulur ve geleceğe de olumlu bakabiliriz. Fenerbahçe’de çok değerli ve bilgili insanlar var. Bu insanlarla birlikte bu kararlar alınıyor. Tabii bu bir süreç. Bu kararlar da o kadar kolay alınmıyor. Her zaman doğru kişileri seçtiğimizi düşünüyorum. Fenerbahçe tarihinde belki ekonomik şartlar yüzünden istenen kişilerle çalışılamadığı dönemler oldu, fakat son 9-10 yıldır ciddi ve planlı çalışıyoruz. Nerede, neye ihtiyaç var hepsi planlanıyor. Fenerbahçe’de oynayamayacak, faydalı olmayan transferler yapmıyor. Alınan kişiler de yıldız isimler. Örneğin Türk milli takımının kaptanı Emre’yi alıyorsunuz, İspanya’nın gol kralı Guiza’yı alıyorsunuz… Ben Brezilya futbolu hayranıyım. Zico da Brezilya’lıdır… Onunla maç yaptık. Bu olacak şey miydi? Çok güzel bir duyguydu. Roberto Carlos’un gelmesi… Bunlar hep büyük olaylar… Fakat şimdilerde günlük olay gibi gelmeye başladı. Çünkü çıta yükseldi. Daha büyük hedeflere ulaşılması bekleniyor. Bu hedeflere ulaşırken de destek taraftardan geliyor. Şampiyonluğu kaçırdığımız günlerde bile, gün geldi bu taraftar “Kötü günümüzde de arkanızdayız” demesini bildi. Her şeyi hak eden bir taraftarımız var. Bu taraftarımızı da doğal olarak gıpta ile bakılıyor. Stadımız Avrupa’nın sayılı statlarından fakat atmosfer o taraftarla güzelleşiyor. Fenerbahçeli olmayanların bile stada gelip o zevki tatmak istediğini görüyorum. Seyircisiyle, oyuncusu birleşti mi bir keyif alanı oluyor, bir mabet oluyor bizimkisi… Sosyal sorumluluk projeleriyle de her konuda maziden aldığı büyüklük var, yıllarca hizmet etmiş bir kulüp Fenerbahçe. Türkiye’de spora sahip çıkmış, bunların hepsini birleştirdiğinizde daha lezzetli oluyor.

    - Fenerbahçe’deki görevinizin yanı sıra yoğun bir iş temponuz olduğunu görüyoruz…

    1995 yılından beri aile şirketimizde çalışmaya başladım. Tekstil kökenliyiz. İplik ticareti ve üretim yapıyoruz. Fabrika işlerimizin yanı sıra Zeytinburnu’ndaki Olivium İş Merkezi’nin sahibiyiz. Yeni proje olarak da Olivium gibi bir alışveriş merkezi daha yapıyoruz. Ülkenin ekonomisi istikrar ve bütünlüğüyle çok ilgili. İnsanların refahı ekonomide. Ülkelerin ekonomileri ne kadar büyükse dengelerde o kadar güçlü olur. Türkiye’nin son 5-6 senedir istikrara daha kavuşmuş bir ülke avantajı var ama şu an piyasalar şikayetçi yinede büyük devletimiz bunları da aşmasını bilecektir. 

    - İki evladınız var. Fenerbahçe sevgisini onlarla da paylaşıyor musunuz?  Sporla ilgileniyorlar mı?


    10 yaşında ikizlerim var: Ömercan ve Alican. İki oğlum da çok iyi birer Fenerbahçeli. Hisar Eğitim Vakfı’nda okuyorlar. 4. sınıfı bitirdiler. Tenis oynuyorlar, lisanslılar. Ciddi anlamda sporu seviyorlar. Bir tanesi Kemerburgaz’da tenis kulübünde 3 tenis turnuvasına katıldı. Bir birincilik, iki üçüncülük aldı. Yalnız onlarla aramızdaki tek sorun Fenerbahçe ile ilgili ne zaman üzücü bir durum olsa sorumlusu olarak beni görüyor ve bana ceza kesmeye kalkıyorlar. Maçlara onları da getiriyorum. Şampiyonlar Ligi maçlarınıysa büyüdük diyerek izlemek istiyorlar. Bazı kuralları yıkıp ara sıra izin veriyoruz.  

    - Spor dışında özel bir merakınız var mı?

    Profesyonel anlamda önemli bir pul koleksiyonum var. 1920 ile 1938 yılları arasındaki Atatürk pullarını topluyorum. 

     - Fenerbahçe Dergimiz için düşünceleriniz neler?

    Fenerbahçe ile ilgili en doğru temel bilgiye ulaşabileceğimiz tek adres. Tirajının da çok yüksek olduğunu biliyorum. Medyada da takip ediliyor. Her ay merakla bekliyorum. Başta Mehmet Çatay olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyorum.


     
    - Taraftarlara mesajınız var mı?

    Fenerbahçe taraftarı diğer spor kulüpler taraftarlarından çok farklı, destekleriyle tam bir bilinçli taraftar modeli sergiliyorlar. İyi günde tamam ama kötü günde bile bu kadar destek vermeleri takdir-e şayan, şükranlarımı sunuyorum. Fenerbahçe’nin menfaatine katkı sağlayacak tüm projelere yoğun bir destek veriyorlar. Belki bu söylediğim klasik olacak ama gerçekten çok önemli: Fenerbahçe taraftarının Fenerbahçe kartına sahip çıkması lazım, Fenerbahçe’nin geleceği ve bir dünya kulübü olma yolunda daha kat edeceğimiz çok yol var.  Şu an 300 milyon YTL’lik bir kulübüz ama bunun daha yukarılara çıkması lazım. Bir de medya mevzusuna tekrar dikkat çekmek istiyorum. Gazetelerin spor sayfalarında ve yine o gazetelerin medya gruplarının çıkardığı spor gazetelerinde genelde maalesef uydurma yalan haberlere sıklıkla rastlıyoruz. Eğer doğru haberlere ulaşmak istiyorsak taraftarımızın ve yine medyanın öncelikle Fenerbahçe Televizyonu, Fenerbahçe Dergisi ve Fenerbahçe resmi internet sitesini takip etmesi gerektiğini düşünüyorum.
    Sportif arenalarda ikincilikle mutlu olmayan bir camiayız. Fenerbahçe’ye zaten bu yakışmaktadır. Hedefimiz yarışta hep birinci olmaksa, desteklerimizle bu yolları hep birlikte aşacağız. Hedef şu an Avrupa, bu yollar kolay değildir. Bugün Şampiyonlar Ligi şampiyonu olmak hedeftir ama bugünleri yarınlara taşırken, bu köprüleri koyarken de yapacağımız şeyler var bugünden yarın olmuyor. Taraftarımız da bunun bilincinde, Fenerbahçe’ye sahip çıkarak destekliyor. Çok iyi çalışan, özverili bir Başkanımız ve uyumlu bir yönetimimiz var. Taraftar da verdiği bu desteklerle bu şampiyonlukları tadacaktır. 

     

     

     

     

     



    Röportaj; Sibel Kurt

    Fotoğraflar;Serkan Hoşgör

     




    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi2
    Bugün Toplam9
    Toplam Ziyaret137949