Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • Asuman Krause/Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Mart 2007 - 16/12/2009
  •  

     

     

    FENERBAHÇE …İŞTE…ADI YETER!





     
      İşte böyle diyordu. Ailesinde bir çok Galatasaraylı olmasına rağmen onun kalbi Fenerbahçe ile çarpmıştı. İyi ki aramızdasın Asuman Krause…

     

     

    Basket filelerinde yakaladığı başarıyı mankenlikte sonra oyunculukta da devam ettirdi. Şimdi ise karşımıza müzik albümü “Çok yalnızım”la geliyor. İşte azmin elinden hiçbir şeyin kurtulmadığını gösteren bir Fenerbahçeli daha. Kendisiyle çok keyifli bir röportaj yaptık. Bu röportajın arkasının kesilmeyeceğinin sinyallerini de aldık. En büyük isteği bizlerle stadımıza gelip maç izlemek ve bu coşkuyu hep birlikte dolu dolu yaşamak.

     


     - Biz aramızda  “Fenerbahçeli olunmaz  Fenerbahçeli doğulur.” deriz her zaman. Peki sen nasıl Fenerli oldun?


    Ben bu cümleye bütün kalbimle katılıyorum. Doğuştan Fenerli sayılırım ben de. Üç yaşımdan beri Fenerbahçeliyim ve ailemde bir tek ben Fenerbahçeliyim. Tam olarak nasıl Fenerbahçeli olduğumu hatırlamıyorum ama hep kendi kendime sarı laciverde sempati duyarak büyüdüm. Ankara’da dayımlarla evlerimiz yanyanaydı. Dayım, dayımın eşi, çocukları komple Galatasaraylılardı. Çıngar çıkıyordu evde. Almanya’da yaşadığım yıllar tuttuğum takım sorun olmuyordu ama çocuklukta tatillere geldiğimde dayımlarla sormayın halimizi…  “Niye Fenerbahçeli oldum” diye kendime sorduğumda ise aslında bunun tarifi yok. Çünkü başka iyi takım yok. Dediğiniz gibi Fenerbahçeli doğulur. Tam fanatik değilim ama Fenerbahçeli olduğum için içten içe gelen bir kendimi beğenmişlik var. Tabii diğer takımlara da saygılıyım.

    - Fanatik misin?


    Fenerbahçe işte. Adı yeter! Bir ortamda konuşulurken “Sen hangi takımı tutuyorsun” diye sorulur. İnsanlar Galatasaray, Beşiktaş diye takımlarını söylerler. Fenerbahçe dendiğinde ise hemen “Ooo” deniyor. Yani tepkisi bile farklı oluyor. Enteresan bir şey bu. Benim bir tane fanatik ötesi kuzenim var. Eşi, televizyonun önünden geçti diye evde sehpalar uçardı. Maç bitene kadar bıyıklarını yerdi. Fanatik dediğimizde aklıma hep kuzenim Serkan ağabeyim gelir. Ben o kadar fanatik değilim ama sözde Fenerbahçeliyim diyenden daha Fenerbahçeliyim.


    - Bu sezon takımın performansını nasıl değerlendiriyorsun?


    Ligdeki performansımız güzel. Olması gereken yerde. Her zaman olduğu gibi medyuma ihtiyacımız olmadan kazanacağız. (Röportaj yaptığımız gün Asuman Krause bir televizyon programına katılmıştı. Orada da bir medyum “Fenerbahçe bizi çağırsın, şampiyon olsun”  diyordu.) İyi olan kazansın yani Fenerbahçe kazansın diyorum. Futboldan çok iyi anlamasam da sporu seviyorum ve onsuz bir hayat düşünemiyorum.  


    - Evet bir basketbol geçmişin var, öyle değil mi?


    13 sene basketbol oynadım. Örneğin Almanya’da oynadığım basketbol takımımız ne kadar kupa varsa alıyordu. Ben bunu çok oyuncu değiştirmemeye bağlıyorum. Aynı oyuncularla uzun süre yol aldık. Takımda bir sallantı olmadı. Benim kanaatim yıllarca birlikte oynayan insanlar otomatikman birbirlerinin oyun şekline daha çok adapte olup takım ruhunu yakalayıp daha çok başarılı oluyorlar. Fenerbahçe’de bir dönem bu takım ruhu yoktu. “Lothar Matthäus”u alacağız demişlerdi. Ben kendi kendime alsalar ne olur “Dünyanın en iyi futbolcusunu getirsek ne olur” demiştim. Şöyle bir durumumuz var: Sadece Fenerbahçe olarak değil genel anlamda biz dünyanın en iyi futbolcusunu getirelim ve adam bir maç kötü oynasın hemen üstündeyiz adamın. Bir dakika durun, oyuncu bir vatana alışsın, yeni gelmiş bir fırsat tanıyalım. O Dünya’nın en iyi futbolcusu da olabilir ama yeni bir takıma geliyor. Yine göklere çıkarıyoruz. Az bir süre bile geçmeden de yerin dibine batırıyoruz. Ben Anelka’ya çok üzülmüştüm. Özetle söylemek gerekirse takım ruhu başarıyı getirir.


    - 13 yıl basketbol oynadın sonra neden devam etmedin?


    Ben basketbola ilkokulda başladım. Ondan sonra Almanya’da genç milli takımda 13 sene oynadım. Sonra Türkiye’ye geldim. Burada da devam edemedim. Önce miniklerle başladım, aynı takımla yola devam edip kendi yaş kategorimizde Almanya şampiyonu olduk. Sonra ben Berlin’de en iyi ilk 10 oyuncunun arasına girdim. Sonra Genç Milli’ye girdim. Aynı zamanda hakemlikte yaptım. FIFA kokartlı hakemlik lisansım da vardı. Basketbol benim hayatımdı.


    - Türkiye’de neden bırakmak zorunda kaldın?


    İşler burada çok enteresandı. En azından benim geldiğim sene, 1993’de 18 yaşımda olmadığım için burada hakemlik yapamadım. Halbuki ben Almanya’da, Danimarka’da yapıyordum. Sonuç olarak lisansım var. Ne saçma! “Ben 17 yaşındaysam A takımını idare etmeyeceğim herhalde, minik takımı idare edeceğim” dedim ama maalesef kurallar 18 yaş sınırını istiyordu. Sonra bir takıma girdim. Maalesef Türkiye’de en azından o yıllarda birkaç takım dışında gerekli verim alınamıyordu. Sonra bir basketbol takımına girdim. Girdiğim basket takımında kızların “Selülitlerim var, kilo alıyorum.” dediklerini duydukça hayal kırıklığına uğradım. Ayrıldım. Aslında o zamanlar “Dünya’nın en iyi basketbolcusu olacağım” diye geziyordum ortalarda. Gençlik hayali de olabilir ama Türkiye’de basketbol hayatına küstüm. Diğer yandan, şu an basketbolda gelinen durum süper, bunu da es geçemem. Hidayet’in, Mehmet’in ve diğer bir çok başarı sporcunun yurt dışına gitmesi gurur verici. O  zamanlar yabancı bir takımda oynamalarını hayal bile edemiyordum, basketbol olsun, futbol olsun tüm branşlarda bu düşüncem geçerli. Neden bizden gitmiyor diye üzülüyordum. Oluyor işte yavaş yavaş. 


    - Şu an sporla aran nasıl?


    Şu sıralar zaten öyle bir koşuşturma içindeyim ki bir nevi spor bu da ama zaman yokluğundan gerçek anlamda spor yapamıyorum. Vakit bulduğumda ise tercihimi aletli jimnastikten yana kullanıyorum.


    - Kulübümüzün şu anki durumunu nasıl değerlendiriyorsun?


    Fenerbahçe olarak biz çok şanslı bir dönem yaşıyoruz. Başkanımız olsun, yönetim kadromuz olsun koydukları belli hedef üzerinde yürüyorlar. Tabii Fenerbahçe taraftarı gerçekten takımına bağlı bir taraftar. Her konuda kulüplerine destek oluyorlar. Olanaklarımız çok geniş. Avrupa düzeyinde bir kulübüz. Bundan sonrası için beklentimiz Avrupa’da kazanılacak şampiyonluklardır. Şampiyonlar Ligi’nde bu sene şansımızı kaybetmiş olsak da ki dileğimiz yolumuza UEFA Kupası’nda devam etmek. Olmazsa da önümüzdeki seneler içerisinde bu hedeflerimiz de mutlaka gerçekleşecek. Hepsi bir arada olamıyor ama Fenerbahçe için bu şampiyonluklar kaçınılmaz olmalıdır.


    - Peki bu sene 100. yılımız… Yapılan kutlamaları nasıl değerlendiriyorsun?


    100. yılımızı gerçekten çok renkli bir biçimde yaşıyoruz. Stadın ışıklandırılması, 100. yıl şarkıları, organizasyonlar adeta hepsi bir gökkuşağı gibi. Bu nedenle bu takıma 100. yılda bir de şampiyonluk yakışır. Aslında her sene yakışır ama bu sene biraz daha farklı olmalı. Büyük puan farkıyla şampiyon olmamızı istiyorum. Şu an ki 7 farktan da son derece memnunum. Bir de Anelka hayranı olarak Anelka’yı da geri alırsak memnun olacağım.


    - Yoğun çalışma tempon içinde maçları takip edebiliyor musun?


    Maçlara gelmeyi çok istediğim halde gelemiyorum ama bir kere söz verdiğiniz gibi haber verirseniz birlikte seyretmekten keyif alacağım.


    - Futbolcularımızdan aklına gelen ilk isimler, beğendiklerin...


    Rüştü, Volkan, Serdar ve Deivid…


    - Sevgililer Gününü sevdiğimiz takımla beraber stadımızda beraberce yaşadık. Birlikte olduğun kişi hangi takımda olursa olsun o gün maça gitmek isteseydi…


    Ben izin verirdim ya da birlikte giderdik. Takım sevgisi bambaşka bir duygu, gitsin tabii ki. Beni sevsin, aramızda sevgi olsun benim için zaten her gün “Sevgililer günü” olur. Maçın tarihini o ayarlayamaz ama ben ona her gün sevgili olurum.


    - Sevdiğin erkek için takımını değiştirir miydin?


    Sevdiğim adama hoş görünmek için takımı değiştirmem de, değiştirtmeye çalışmam da. Değiştirirse de sorarım: “Nerde kaldı senin takım ruhun?” diye.


    - Genel olmasa da bazı erkekler bizlerden maç izleme konusunda anlayış isterler. Bazen de ilgilesek de fazla bilgi vermezler. Sen böyle bir olay yaşadın mı?


    Geçenlerde başıma bir olay geldi. Her zaman gittiğim bir mekan var. Aşağı katında maç izliyorlar. 6-7 erkek hepsi Fenerbahçeli, hepsi arkadaşım. Kadroda kimlerin olduğuna dair birkaç soru sordum. Beni de “kadınlar nasılsa futboldan anlamaz” diye öyle başlarından savmaya çalıştılar. “Korkmayın ofsayt nedir?” diye sormayacağım dedim. Adamların en büyük kabusu. “Bu kadınlara 100 kere ofsaytı anlatıyoruz, anlamıyorlar” diyorlar. Nasıl dikkatli izliyorlar hiçbir soruma cevap alamıyorum, adamlar dönüp bana bakmıyorlar bile. Bir maç olduğunda gözlerini ayıramıyorlar. Neyse ben de onlarla oturdum, maçı izleyip kadroya kendim göz attım. Olabilir, ofsayttan anlamayabiliriz ama bu demek değil ki biz maçları izleyemeyeceğiz, biz Fenerbahçeli olamayacağız.


    - Manken olarak moda dünyasının içinde yer alıyorsunuz, Feneriumlardaki ürünler için önerileriniz var mı?


    Fenerium mağazalarına çok sık olmazsa da gidiyorum. Değişik modayı da yansıtan giyebileceğimiz elbise çeşitleri olabilir. Bu da daha fazla alışveriş etmemizi ve gün içinde daha fazla kullanmamızı sağlar. 


    - Önce basketbol sonra mankenlik, oyunculuk, sunuculuk derken şimdi de müzik. Önce ilk albümün için başarılar diliyoruz. Şarkıcı olmaya nasıl karar verdin?


    Herkesin sevdiği gibi şarkıları severdim, söylerdim. Sezen Aksu hayranıydım ve çocukluğumda onun sesinin taklidini yapmaya çalışırdım. Şarkıcı olma isteğimi ve sesimi yıllar sonra keşfettim. Bodrum’da Sezen Aksu’nun konseri vardı. Arkadaşlarıma “Gidelim mi?” dedim. Gittik. O an içimden karar verdim. Size “3 yaşımdan beri şarkı söylüyorum, ben şarkıcı doğmuşum” demeyeceğim. Bu sözü komik buluyorum, özellikle yeni çıkan şarkıcılar “Ben küçüklüğümden beri şarkı söylüyorum, işte ben annemin parfüm şişesini, saç fırçasını alır mikrofon yapardım, annemin elbiselerini giyerdim şarkı söylerdim.” derler. Bu çok saçma. Zaten bunu genelde bütün kız çocuklar yapar ama hepsi şarkıcı olmazlar.


    - Albüm fikri nasıl çıktı?


    Albümüme de birden karar verdim. Baktım herkes albüm yapıyor. Şakası tabii. Bu güne kadar becerebileceğim ve yeteneğim olduğuna inandığım işleri yaptım. Bu da bunlardan bir tanesi. Tabii damdan düşercesine olmasını istemedim. Ders de aldım. “Yeterli mi?” derseniz tabii ki yetmez. Ona bakacak olursanız üniversitede aldığınız eğitimler, masterlar da yetmez.  Hayat boyunca hatta hayatın sonuna kadar öğrenirsiniz. Müzikte de böyle… Ben şimdi ders aldım, oldum, bittim, piştim değil. En azından şimdilik sesi iyi kullanıyorsunuz. Önemli olan çabuk pişmek ve zaman içinde tecrübe kazanmak. Mankenlik de böyleydi ve oyunculuk da. Hepsi zaman içinde ilerleyerek öğrenilen işler. İlk çıktığımda hantal hantal yürüyen biriydim.
    Yani bir de işin zor tarafı vardı. 13 sene basketbol oynamışım. İlk zaman ağırlık çalışmışsınız. Mankenlerden Ceylan’ı, Ebru’yu  görüyorum. Zerafetin “Z”si yoktu bende. “Mümkün değil, yapamam” diyordum. Bir anda podyumda zarif bir şekilde yürünmesi bekleniyor. Yok öyle bir şey yani. O dönemden şöyle kurtuldum: Fashion TV’de haldur huldur yürüyen tipler, benim çıktığım dönemde moda oldu. Yürüyüşümü gören eğitmenim “Aynen bu yürüyüş, Avrupa budur işte” dedi. Hatta beni örnek alanlar oldu. Halbuki ben üzgündüm, zarafetli bir biçimde yürüyemediğim için. Bir süre sonra baktım ben de zarif yürüyebiliyormuşum. İşte oyunculuk da öyle  Muhakkak tiyatroda öyle ilk sahnede aldığım oyunla,  40. oyunum arasında dağlar kadar fark vardır. Geliştiriyorsunuz kendinizi. Şarkıcılıkta da kendimi geliştireceğim. 


    - Uyumlu musun?


    Geçinmesi kolay bir insanım. İyi bakarım her şeye. Problem yapmam, problemi büyütmem ömür kısa. En son teyzem öldüğünde “Ne için bu kadar sıkıntı, stres diye…” düşündüm. “Final ölüm değil mi?” dedim. Ama Allah “unutma” diye bir duygu vermiş. Vermemiş olsaydı halimize bak. Anlayışlıyım, kaprislerim yok. Hata durumunda uyarılarımı yaparım. Tek isteğim; güvensizlik olmasın, yalan olmasın. En ufak güven sorunu hissedersem acayip dengesiz olabilirim. Geri kalan her şey düzelir.


    - “Çok yalnızım” adlı albümün çıktı… Tepkiler neler?


    Güzel bir albüm. Konserler var. 22 şehre imza gününe gittik. Büyük şehirler normalde örneğin Kastamonu’da 7 den 70’e herkes ilk klibini çektiğimiz “Tenimizin uyumu” şarkımı söylüyordu. Konuşmasını henüz bilmeyen küçük çocuklar bile şarkıyı söylüyor. Bu defa da gerçekten iyi işler yapmak zorundasınız sorumluluğu biniyor üstünüze.


    - Mankenlerin şarkıcılığa geçmesi nedense olay oluyor. Senin görüşün nedir?


    Mankenlik de bir meslek. Neden “Mankenlikten şarkıcı olur mu” tartışmalarına giriliyor bazen anlam veremiyorum. Bunları tartışan insanların başka meslek gruplarındaki kişilerden de şarkıcı olan insanların bulunduğunu göz ardı etmemeleri gerekiyor. Öte yandan, haklılar da. Çünkü, mankenler bir dönem yeteneği olsun olmasın her şeye sıçradılar. O yüzden onun ceremesini gerçekten kabiliyetli olanlar çekti. Yorum olarak zevkler, renkler farklı olabilir. Mesela birisi sesimi beğenmeyebilir ama ben biliyorum ki 10 numara bir iş yaptım. İnsanlar ön yargılı olup dinlemeden beğenmemezlik ederlerse kötü olur. Benim şarkım ilk önce radyolara isimsiz ulaştı. “Aa… Kim söylüyor bunu?” dediler, şarkıyı beğendiler sonra “Asuman mı söylüyor? Bunu beğenmiyoruz” diyemediler. O ön yargıları da gitti. Şimdilik her şey güzel gidiyor.


    - Konser vermeyi hayal ettiğin mekan var mı?


    Konser vermek istediğim özel yer mesela Rumeli’yi hayal ettim. Biraz ketumlukta var bende. 1,5 sene albüm çalıştım, en yakın arkadaşıma dahi söylemedim. O yüzden içten içe diyordum şu albümü çıkarsam da burada konser versem ne güzel olur.


    - Beğenmediğin yanın?


    Huy olarak biraz sinirliyim. Ne kadar gözükmese de tek sevmediğim huyum o. Koç burcuyum, bir anda parlarım.


    - Popüler olmak nasıl bir duygu?


    Güzel bir duygu. Kaprisli biri olmadığım için rahat bir popülerlik yaşıyorum. Kadınlardan anne grubu beni çok sever. Yanıma geliyorlar “Annem sizin çok hayranınız diyor.” Bütün bunlar hoşuma gidiyor.


    - Hep bakımlı ve dikkatli olmak zorundasın…


    Hep bakımlı olmak zorunda kalıyorsunuz. Kendi kendime saygımdan bakımlı olmak zorundayım. Böyle olmasını ben seçtim, bu işi yapıyorum, buradayım. Bu işi de yapmayı ben istediğime göre rahatsız da olmamam gerekir.  Şimdilerde ünlü, şöhretli ve popüler olmak  üzere 3 ayrı kategori var. Ben hangisiyim bilmiyorum ama alt yapı olarak sağlam değilseniz ayak uyduramasanız çok tehlikeli. Davranış ve tutumlarımıza dikkat etmeliyiz. Ülke olarak merhametli insanlarız  ama bazen hatalar kolay affediliyor. Bir yandan da bir ömür boyunca çok iyi işler yapmış kişilerin de unutulması çelişkileri getiriyor. 


    - Fenerbahçe taraftarına mesajın?


    Takımımızı iyi günde kötü günde destekleyelim. Oyuncularınızı tutun, koruyun, strese sokmayın, yuhalamayın. Alkışlayın. Fairplay centilmenliktir. Fenerbahçe’nin ne olduğunu gösterelim. 


    - Fenerbahçe Dergisi’ni okuyor musun? Bizlerden beklentilerin neler?


    Tüm branşlardan haberlere yer verilmiş, beğenerek keyifle okuyabileceğim bir dergi. Fenerbahçe kulübümüze de zaten böyle bir dergi yakışır. Yazılı basın benim için her zaman daha önemli olmuştur. Fenerbahçeli taraftarlarımızla beni de buluşturduğunuz için çok teşekkür ederim.


    Bize bu buluşmayı sağlayan menajeri Sayın Önder Sarıahmetoğlu’na teşekkürlerimi ve Asuman Krause’ye bu keyifli röportaj için Fenerbahçe Dergimiz adına sevgi ve saygılarımı iletiyorum.


      




    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam7
    Toplam Ziyaret139514