Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • Şener Üşümezsoy/Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Temmuz 2006 - 16/12/2009
  •  

     

     

     

     

     

    BU SEVDA YIKILMAZ 
        

      Depremde yıkılmayacak olan tek bir şey varsa, o da taraftarın Fenerbahçe sevdasıdır.

     

     .

    Taraftarın güçlü olduğu her yapı sağlamdır. Yeni sezonda her şubesinde yine bu takım ruhunu hissederek, büyük fairplay örneği verecek olan Fenerbahçe Spor Kulübümüzü  pırıl pırıl günler bekliyor. Sarı Lacivert gökkuşağını görebilmek için önce yağmuru yaşamak gerekir. Sezonun sonuna kadar mücadeleyi elden bırakmayan tüm şubelerimizi, Türkiye’nin en büyük kulübünü gönülden alkışlıyorum. İnsanın yaşamına anlam katan en önemli şey bir bütünün parçası olduğumuzu  bilmektir. Fenerbahçe’nin parçası olmak ise ayrı bir mutluluk ayrı bir onurdur. Fenerbahçeli olmaktan gurur duyuyorum. Bu ayki konuğumuz bizimle aynı  duyguları paylaşan değerli Prof. Dr. Sayın Şener Üşümezsoy. Hocamız spora ve kulübü Fenerbahçe’ye gönül vermiş bir taraftarımız. Kendisiyle enine boyuna her konudan söz ettik. Şunu söylemeliyim ki taraftarlarımız tam puan aldı. Ayrıca Fenerbahçe müzemiz, Şükrü Saraçoğlu Stadımız, Faruk Ilgaz tesislerimiz, fitness merkezimiz ve Fenerium mağazalarımızı da gezerek sağlamlığının bir kere daha tescilini aldık. Fenerbahçe Taraftar Kartı Koordinatörü Ece Köprek’in, hocamızın okul yıllarından talebesi çıkması, sohbetimizde hoş bir anı olarak kaldı. Üşümezsoy, taraftar kartını öğrencisi Ece Hanım’ın elinden aldı. Fenerbahçe’nin muhteşem müzesini gezerken, anlatımları Müze Müdürümüz Alp Bacıoğlu’nun yapması ise bizim için çok keyifliydi. Prof. Dr. Şener Üşümezsoy hocamıza Fenerbahçe Dergisi olarak saygı ve sevgilerimizi sunuyoruz.

    - Biz aramızda  “Fenerbahçeli olunmaz Fenerbahçeli doğulur.” deriz her zaman. Peki siz nasıl Fenerli oldunuz Şener Bey?

    Futbolla direkt ilişkim yok ama temel sporlarla atletizm, yüzme, vücut geliştirme ve kick-boksla ilişkim kuvvetli. Bu anlamda da öğrencilik yıllarımda Kızıltoprak’ ta Fenerbahçe sahasında sürekli koşuyordum. O zamanlar orası, herkese açık bir antrenman sahasıydı. Özellikle kick-boksta ve boksta Birol Topuz olsun, Serkan Yavuz olsun beraber ağırlık antrenmanları çalışıyorduk ve oradan da onların Fenerbahçeliliği nedeniyle sürekli Fenerbahçe’ye gönlümüz olmuştu. 1970 yıllarından beri çevremizde arkadaşlarımız da Fenerbahçeli. Fenerbahçeli olmak yoğun bir semt ve spor aktivitesini birlikte oluşturan bir olgu benim için. Kısaca sporla, toplumsal olguyu birleştiren bir olgu olarak Fenerbahçeliyim.


    - Kulübümüz hakkında ki görüşleriniz?

    Fenerbahçe Spor Kulübü, Kurtuluş Savaşı’na katılmış bir kulüp olarak karşımıza çıkan ve bu ideolojik yaklaşımla ulusalcı toplumcu yaklaşımını modern bir organizasyona, modern bir kulübe dönüştüren ve giderek şirketleşme sürecinde yer alan bir yapı. Bunu, geçmiş dönemden, Cumhuriyet öncesinden, geleceğe doğru giden sürekli gelişen bir yapı olarak görüyorum. Bu arada da sporun diğer dallarında, özellikle amatör spor dallarında etkinliğinin öne çıktığını gözlemliyorum


    - Sporda en çok hangi şube sizi daha çok etkiliyor?

    Pertevniyal Lisesi’nde okurken Kadıköy’e taşındım ve sürekli atletizmle ilgilendim. Kilometrelerce koşuyorduk. O dönemde liselerde gerçekten atletizm değişik mesafelerde koşularla, beden derslerinde yapılıyordu. Fenerbahçe’de çok kaliteli atletlerin yetişmesi söz konusuydu. Atletizm dışında vücut geliştirme ve ağırlık çalışmalarına başladım. Temel sporların tümünün modern futbol da dahil olmak üzere ağırlık çalışmasıyla mümkün olduğu tezi gündeme geldi. Geçmişte sporcular için ‘Ağırlık çalışmak kasları zayıflatıyor’ deniyordu. Şimdilerde ağırlık çalışmasıyla kuvvetlenmiş kaslar mücadelelere büyük artışlar getirdi.


    - Fenerbahçe ile olan sıkı ilişkiniz nasıl başladı?

    Fenerbahçe ile olan ilişkim ağırlık çalışmalarına olan eğilimlerimden kaynaklanmaktadır. 60’lı yıllarda Sultanahmet Amerikan Dershanesi’nde ağırlık çalışmaları yapıyordum. Orada Hakkı Koşar karate judo yapıyordu. Şimdi o da Fenerbahçeli ve Kadıköylü olarak karate salonunu bu tarafa taşıdı. Sporun temeli bence atletizm ve ağırlık çalışmalarıdır. Bunun devamı olarak da voleybol, basketbol boks ve tabii ki en önemlisi futbol gelir. Örnek olarak Fenerbahçe’nin ağırlık salonunu hatta spor yaptığımız fitness salonunu çok ciddi bir salon olarak görüyorum. Herkesin, aktif olsun olmasın, spor hayatında ağırlık yapması gerektiğine inanıyorum. Bu anlamda sporla ağırlık çalışması ilişkisinin Fenerbahçe’nin bu yeni yatırımlarıyla daha ileri gittiğini görüyorum


    - Prof. Dr. Şener Üşümezsoy deprem biliminin yanı sıra spora olan ilgisiyle de karşımıza çıkıyor. Birebir kendiniz yapıp, bu konuda konferanslar da veriyorsunuz.Bu yönünüzle ilgili bilgi alabilir miyiz?

    Vücut geliştirmeyi; uygulamalı anlamda kuvvet sporlarına, kondisyon sporlarına veya fitness’ta bayanların kilo vermesinden  kaslı görünmeye giden bir alan olarak görüyorum. Mesela Madonna, tam “Kayboldu gitti” dediğimiz bir dönemde, bir vücutçu olarak spora ve aynı zamanda da sahneye dönmüştür. Demek ki vücut geliştirme, bu anlamda güzelliği en ideal noktaya getirebiliyor. Yaşlılarda kemik ve kas erimesini engelliyor. Özellikle kadınların menopoz dönemi sonrası vücuttaki deformasyonunu engelliyor. Gençlerde büyümeyi hızlandırıyor. Erkeklerde kas yapısını ve kemik yapısını koruyarak ihtiyarlığa hazırlıyor. Bu anlamda da ileri yaşlarda 90 yaşındaki insanların bile ağırlık çalışmalarıyla eklemleri ve tendomları kuvvetlendirerek yaşam standartlarını ve hareketlerini yükseltebiliyor. Biokimya, anatomi üzerine, hormon bilimini de inceleyerek, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde örnek bir dizi konferans verdim. Geçmişte eski futbolculara baktığınız zaman görüyorsunuz; vücutları zayıf, bacakları yamuk. Şimdikilere bakıyoruz hepsi birer atlet. Çünkü vücut ağırlık çalışıyorlar. Geçmişte basketbolculara baktığımızda; sırık gibi adamlar görürdük. Şimdi NBA seyrediyoruz, hepsi kaslı pazılı, düzgün ve gelişmiş bir vücut yapısına sahip. Bu anlamda da sporun bu boyutuna baktığımızda mutlaka kulüplerin, fitness salonlarını, spor salonlarını yaygınlaştırarak, buraları bir eğlence yeri değil, gençken vücudumuzu inşa etme anlamında, ileri yaşlarda ise anti-yaşlanmaya karşı birer reçete veya mistik bir felsefe gibi görmesi gerektiğine inanıyorum. Örneğin futbol maçlarına gidenleri eleştirdiğim nokta şudur: Herkes maç izliyor, maça gidiyor ama kendisi spor yapmıyor. Halbuki, stattaki o enerjik ortam, izleyene spor yapmanın heyecanını veriyor. Böylece herkes spor yapar hale geliyor. Diyet rejimlerinde doktorlar ‘Sakın antrenman yapmayın yoksa kilonuz artar’ diyorlar. Artan kilo vücudumuzun kas kilosu. Bu, insanı genç tutan kilo ama onun yerine diyet yaptığınız zaman kaslardaki enerjiyi harcıyorsunuz. Kaslar sönünce, vücutta yağ kalıyor ve daha çok yiyerek daha çok yağlanıyorsunuz. Bu nedenle spor yapmalıyız. Sporun toplumsallaşması gibi aynı  zamanda bireyselleşmesi de gerekiyor. Fenerbahçe Spor Kulübü’nün tesisleriyle gençliğe ve çevresine bu misyonu taşımasını yaygınlaştırmasını arzu ediyorum.


    - Bugüne kadar birebir yaşadığınız en büyük deprem hangisiydi? Deprem esnasındaki ilk tepkileriniz?

    17 Ağustos depremiydi. İstanbul Kadıköy’deydim. Yanımdaki insanların paniklememesi için onları soğukkanlılıkla evden çıkarıp belli bir yere yerleştirmiştim. Sonra gerekli malzemeleri alıp evden dışarı çıktım. İkincisi ise 12 Kasım’daydı. Çok ilginçtir deprem esnasında antrenman yapıyordum ve belpress (tahtayı kaldırma hareketi) yaparken sehpanın sallandığını hissettim ama hareketime devam etmiştim. Tabii bu gibi durumlarda o fayların hangi bölgelerde olduğu ve riskli bölgenin neresi olduğunu bilmenin getirdiği bir soğukkanlılık söz konusuydu. Fayın Yalova-Çınarcık ve Sapanca’ya doğru giden bir hatta olduğunu ve orada beklediğimiz bir deprem olduğunu bilmekteydik. Depremden sonra İstanbul kıyılarından Kartal, Adalar ve Fenerbahçe Kadıköy açıklarından Yeşilköy’e, Çekmece’ye doğru giden bir fay hattından bahsedilmişti ama ben bu fayın aktif olmadığını Kuzey Anadolu fayı olmadığını ısrarla savundum. Nitekim de son dönemlerde yapılan çalışmalar bu fayın aktif olmadığını, Kuzey Anadolu fayının yıllık step birikiminin bu fayda gitmediğini açıkça ortaya çıkardı.  Bugün halen o fay üzerinden senaryolar üretiliyor. Bu senaryolar biraz da spekülatif.  Beykoz’da orman alanlarında villa yapılması veya Kartal’da Arap sermayesiyle şehirlerin kurulması anlamında arsa teminine yönelik çalışmalar gibi gözüküyor. Ama ağırlıklı olarak oluşacak deprem Yalova-Çınarcık hattında oluşacak depremdir. 1719’da burada deprem olmuştu aynı 99 depremi gibi sonra 1754’de deprem oldu. Bu anlamda da aralarında bir 30- 40 senelik zaman var. Ve bu zamanı düşünüyorum. Tabii esas olarak deprem konusu gündeme gelince Kadıköy yakasının zemin koşulları gerçekten çok iyi. Deprem dalgalarını hızlı geçiriyor ve bu hızlı geçirme nedeni ile de büyütmüyor.


    - Stadımız ve tesislerimizin depreme dayanıklılığı ile ilgili görüşleriniz?

    Fenerbahçe tesislerinin olduğu bölge stat zemin koşulları iyi olmamasına rağmen yaygın bir yapı olduğu için  deprem riskini karşılayabilecek özellikleri olduğu düşüncesindeyim. Çünkü çok derin kazıklarla oluşturulmuş yapılar.


    - Kadıköy’deki Moda semti için ‘En riskli bölgelerden biri’ deniyordu ama siz ısrarla Moda’da yaşamaya devam edip, Modalılar için bir güven kaynağı oluşturuyorsunuz?

    Kadıköy’ ün genel yapısına baktığımız zaman, Moda sağlam eski kayalar üzerinde bulunduğu için riski daha az ama Kurbağalıdere’ye gelindiği zaman o çamur zemindeki yüksek binaların riski var. Zemin ve deprem şiddetinin arasındaki yakınlık önemlidir.


    - Prof. Dr. Şener Üşümezsoy olarak ilçe - ilçe dolaşıp halkı deprem konusunda uyarı ve eğitim  çalışmalarında katkıda bulunuyorsunuz. Bize önerileriniz?

    Nasıl ki Fenerbahçe’nin sporla toplum arasında bir ilişkisi var ise aynı zamanda bilimin toplumsallaşması amacıyla deprem bir aracı rol verdi. Kadıköy’de Kartal’da, İstanbul’un her semtinde belediyelerde, okullarda bu konuları anlatan konferanslarım oldu. Malumatla bilgi kavramı iki ayrı kavram olarak görülmez. Biri eski Türkçe biri yeni Türkçe diye konuşulur. Ama gerçekte iki ayrı kavramdır. Çünkü malumat kitaplarda, bilgisayarlarda var olan verilerdir. Bilgi ise beynimize girdiği zaman onla bir sentez yapmamızdır. Ve bu anlamda da toplum, depremle ilgili görüşleri anlayıp, bunları takip ettiği zaman, bunları yanyana koyduğu zaman, 7 ayrı deprem senaryosu ortaya çıkaran fay hattının çizdiği malumatı, bütün verileri  üst üste koyup da geçersizliğini kafamıza nakşettiğimiz zaman bunu bir bilgiye dönüştürebiliyordu. Topluma, kendi yaşamlarını ilgilendiren bu konuda, depremle ilgili bilgileri kafasına sokarak bir net bilgiye ulaşması ve bu sorumluluğu taşıması gerektiğini vurguladım.


    - Bir söylem sırasında “En güvenli yer neresi?” sorusuna Japon bilim adamının verdiği yanıt korkunçtu: “İstanbul’dan olabildiğince uzak her yer güvenli.” Sizce en güvenli yer neresi peki?

    Bu çok uzun bir tartışma. Marmara denizinin kuzey kenarından geçen fay hattını esas aldığımızda bu dedikleri geçerli olur fakat o fay hattının aktif olmadığı ve bu depremleri de bu fay hattının yaratmadığı, o fayda bir stress kitlenmesi olmadığı son çalışmalarda ortaya çıkıyor. Bu anlamda da bu senaryo tamamen devre dışı kalıyor. Madme böyle bir risk vardı;  İstanbul’u yeniden yapılandırma projesine girildiği zaman, belli bölgelerin yıkılacağı ileri sürülerek Kartal, Çekmece, Zeytinburnu dendikten sonra da o bölgelere milyon dolarlar harcanarak kıyı düzenlemeleri nasıl yapılıyor? Rapora göre söylenen deprem 10 şiddetinde ise burayı yıktıktan sonra oraya bir daha ev yapmak değil, orman bile yapsanız risk altında olurdu. Demek deprem olacak diye yıkmadan yıkalım diye ileri sürüyorsunuz arkasından da bu bölgeye gökdelenler yapıyorsanız 1. söylediğinizle 2. söylediğiniz yaptığınız ile çelişiyor. 10 şiddetinde deprem olacak deyip de buraya gökdelen yapıyorsanız; ya 10 şiddetinde deprem olacağına inanmıyorsunuzdur.


    - Marmara Denizi’nde bir ısınma söz konusu mu?

    Evet, Yalova-Çınarcık hattında Düzce’de olduğu gibi bir kırılma daha yapacaktır. Düzce’deki enerjinin açığa çıkması sağ kolundaki hareketti. Ama şimdi Yalova-Çınarcık hattında sol koldaki hareket olacak bu anlamda da jeolojik olarak başlamış bir zaman ama insan ömrü açısından jeolojik olarak farklı. Bu yaz değil çok yazlar geçecek ama bir yerde 1719’da kırılan fay 1754’de bir daha nasıl kırılmışsa bu fayında uç kesimleri Çınarcık ve Çınarcık’ın batısına doğru giden kesimde bir kırılma daha olacak ama bu sene değil, bu seneler dediğimiz bir dönemi kapsayacak. İstanbul için İstanbul’un hemen Fenerbahçe’nin, adalardan geçen bir fay hattının olmaması da insanları bu anlamda büyük bir kabusa girmesine gerek görmüyorum. Bu anlamda bu yaz için değil geniş bir süreç içinde bakmamız gerekiyor. 


    - Fenerbahçe Dergisi’ni okuyor musunuz? Bizlerden beklentileriniz neler?

    Profesyonel bir şey. Bu kadar renkli, bu kadar kaliteli ve gerçekten topluma hizmet etmeyi hedeflemiş bir dergi olduğu için Fenerbahçe’yi ve dergi çalışanlarını kutluyorum. Kulüp dergileri, kitlesel bir medya aracılığına dönüşmüş durumda. Tüm Türkiye ve dışarı ülkelere yayılan bir dergiyi başarmak da aslına bakarsanız güç. Bugün derginiz aracılığıyla müzemizi de gezdim. Müzede, Atatürk’ün mumyasını görünce çok gururlandım. Madame Tussaud Müzesi’ndekinden daha başarılı bir yapıt, daha da gururlandım. Dergide toplumsal olayları, sporla birleştirmede ki  etkiyi de görüyorum. Dergi toplumun her kesiminde holiganizmi de ekarte eden tarihsel bir görüntü. Toplumu provoke eden o spor gazetelerinin yarattığı gerilimi, sporu kalitede yükseltmesini yansıtan resimler ve röportajlarla da dengelediğini görüyorum. Taraftar gazeteleri, ister istemez holiganist bir ideolojiyle taraftarına ulaşıyor. Orada maç önce ve sonrası tırmandıran bir tavır var. Burada ise sporun kalitesini öne çıkararak dostluğu, kardeşliği ve toplumsallığı vurgulayan, resimlerle de renklenmiş bir albüm görüyorum. Ve tabii bunları öne çıkarıp bu tarihselliği, bu yapıyı öne çıkaran kültürle sporun toplumun bu bütünselliğini ele aldığı içinde tebrik ediyorum.


    - Fenerbahçe Dergisi okuyucuları için mesajınız var mı?

    Benim de canı gönülden destekleyeceğim nice kutlamalar yapacağız. Bu kutlamaları yalnız Türkiye’de değil uluslararası başarılarla da sürdüreceğimize inanıyorum. Bu alt yapımız, Türkiye Avrupa Birliği’ne girmese de AB’nin içinde kaliteli bir takım olma yolunda olduğumuzun sinyalini veriyor. Fenerbahçe Spor Kulübümüzü her açıdan kutluyorum.


    Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi:  2006 Temmuz 
    röportaj:Sibel Kurt
    Fotograflar:Serkan Hoşgör




    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam20
    Toplam Ziyaret133732