Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • Ali Koç/Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Nisan 2006 - 16/12/2009
  •  

     

     

    BÜTÜNÜN PARÇASI OLABİLMEK!

      Yaptığı girişimler ve yeniliklerle bizim için özel bir insan, özel bir Fenerbahçeli... Sayın Ali Y. Koç, bir bütünün parçası olabilmenin onurunu ve gururunu yaşarken, takım ruhu anlayışı içinde bizlere yeni vizyonlar açıyor.

    Sayın Ali Y. Koç’ tan son soru olarak kendisini 5 kelimeyle anlatmasını istedim. “Röportaj süreci içinde beni ne kadar tanıdıysanız bu soruyu siz yanıtlayın.” dedi. İşte Ali Koç...
    Türkiye’nin en varlıklı ailesinden geliyor. Bunu ilk görüşte anlamanız mümkün değil; tanıştığınızda ise bunu tamamen unutuyorsunuz. Aklınızda kalan sadece zeki, çalışkan, dürüst, mütevazı, Atatürk ilkelerine bağlı, ülkesini, takımı Fenerbahçe’yi çok seven ve yaptığı çalışmalarla bunu gösteren bir insan. Ali Y. Koç’un Fenerbahçe’ye olan bağlılığı, yaptığı hizmetleri  ise sayısız. 1907 Fenerbahçe Derneği’nin misyonunu da okudukça, onu daha fazla tanımak isteyecek, bu istek arttıkça kendisini daha büyük bir gururla seveceksiniz. Sayın Ali Y. Koç’a Fenerbahçe Dergisi adına sevgi ve saygılarımızı iletiyoruz.
      


    - Biz aramızda “Fenerbahçeli olunmaz Fenerbahçeli doğulur.” deriz her zaman. Peki siz nasıl Fenerbahçeli oldunuz Ali Bey?


    Doğuştan Fenerbahçeliyim diyebilirim. Bizim hikâyemiz biraz enteresan, babamız Rahmi Koç koyu Beşiktaşlı. Mustafa ağabeyimin doğduğu yıl bizde çalışmaya başlayan, ondan sonra da Koç Holding’de Rahmi Koç’un kat görevlisi olarak çalışan Kamer Kaya önce Mustafa ağabeyimi Fenerbahçeli yaptı sonra Mustafa ile Kamer birlikte beni Fenerbahçeli yaptılar. Altı yaşımdan beri maça geldiğimi bilirim. O gündür bu gündür maçlara gidiyorum. Kamer, bizden bir müddet için ayrılmış, Almanya’ya gitmişti. Almanya’dan döndü. 15 senedir beraberiz. Bugün bile maçlara hala Kamer ile gideriz. Beni Fenerbahçeli yaptığı için de benim hayatımda çok önemli, özel bir yeri vardır.


    - Aile içi muhalifler var mı? 


    Bizim aile bu konuda gayet demokratik. Bir kısmımız Galatasaray ve Beşiktaş taraftarı. Mustafa ve ben daha çok maçlara gidip geldiğimiz için ailenin Fenerbahçeli yönü öne çıkıyor. Ama baktığınız zaman bizim ailede bu konuda adil bir denge var.


    - Maçlara sık sık takımınıza destek vermeye gidebiliyor musunuz? Fenerbahçe ne kadar vaktinizi alıyor? Maç sonrası tepkileriniz? 


    Küçükken büyüyeceğiz, olgunlaşacağız, iş güç sahibi, aile sahibi olacağız, bu işler de yavaş yavaş hafifleyecek diye düşünürdük. Ancak tam tersi oldu, zaman ilerledikçe Fenerbahçe konuları daha fazla vaktimi aldı. Ne tarzda bir destek derseniz maçlara gelme, iyi bir taraftar olma, Fenerium lisanslı ürünler satın alma dışında, bugünlerde 1907 Derneği üzerinden fayda sağlamak için uğraşıyoruz. Dernek Başkanı olduğum için haftada birkaç gün vaktimi bu işlere ayırmak durumunda kalıyorum. Bir işi zevkle yaptığınız zaman daha keyifli oluyor tabii. Maçlardan sonraki tepkilerime gelince yenildiğimiz zaman çok üzülüyorum. Spor programlarını seyretmek pek hoşuma gitmiyor. Sabah da işe giderken o kadar keyifli kalkmıyorum. İyi bir maç sonrası ise doğal olarak bu duyguların tam tersini yaşıyorum. Bu da pek sağlıklı ruh hali olmasa gerek; ama tüm kalbiyle seven her taraftar bunu anlar sanırım... Dolayısıyla fazla bir tepki de gösterdiğimi zannetmiyorum. Tabii bunu bir de benimle beraber maç seyreden arkadaşlara sormak lazım.


    - Fenerbahçe Spor Kulübü’ne baktığınız zaman kurumsallaşma yönünde ne gibi ilerlemeler görüyorsunuz?


    Bu konuda Fenerbahçe’nin öncü olduğunu söylemek çok duygusal bir açıklama olmaz. Hakikaten, değişik alanlarda kurumsallaşma adına hem ilk adımları attık, hem de kanaatimce rakiplerimize göre ciddi anlamda öndeyiz. Kurumsallaşmamızın, tesisleşme, halka arz, camianın ekonomik gücünün Fenerium’lar sayesinde harekete geçmesi, FBTV, futbol dışı branşlara yatırım, çağdaş bir tüzük ve yönetim tarzımız gibi değişik yönleri var. Bazı alanlarda kendimize çok yüksek puan verebiliriz. Bazı alanlarda da elde ettiğimiz başarı beklediğimiz ölçüde olmasa da, en azından rakiplerimizden önde olduğumuzu söyleyebiliriz. Dolayısıyla resme bütün olarak baktığınızda, Fenerbahçe bu işin öncüsü. Tabii öncü olduğunuz zaman, tüm öncüler gibi, lider olduğunuz konuların bebeklik hastalıklarını da çekmek durumundasınız. Bunları da zaman zaman görebiliyoruz. Daha yolun da başındayız, yapacağımız çok iş var. Kurumsallaştık ve de herkesin önündeyiz demekle bu iş bitmiyor. Henüz yolun çok başındayız. Doğru tohumlar atıldığına, bu tohumların filizleneceğine, sonunda da meyvelerini toplayacağımıza gönülden inanıyorum. Ve bu istikamette, yönetim kim olursa olsun bizlerin, hepimizin çalışması gerekir.


    - Fenerbahçe Taraftar Kartı ile ilgili görüşleriniz?


    Biz bu projeyi 1907 yönetimine geldiğimiz zaman ele almaya karar vermiştik. Üyelerimizden birçoğu bunlardan biri de Metin Şen bu konuyu ciddi anlamda ele alıp, Avrupa’daki değişik taraftar kartlarını, kulüpleri, dernekleri incelediler. Ancak bu projeyi yönetime sunma fırsatı bulamadan, kulüp doğru bir zamanlama ile kendi modelini geliştirdi. Bugün nasıl şirketler müşterilerine daha yakın olabilmek ve müşteri ilişkisini yönetebilmek için muhtelif teknolojilere, stratejilere yatırım yapıyorlarsa, taraftar kartı da bu doğrultuda bir yaklaşımdır.  Yani aslında Fenerbahçe Spor Kulübü bu anlamda sağlıklı ve bu boyutu ile Türkiye’de ilk defa CRM (Müşteri İlişkileri Yönetimi) uygulamasına imza atmış oldu. Uzun soluklu ve geniş bir perspektifte değerlendirdiğinizde, bu uygulama ile taraftarınızı tüm yönleri daha yakından tanıma ve bu doğrultuda hizmet geliştirme lüksüne sahip olacağız. Sports Business anlayışı ile değerlendirdiğinizde, bu neredeyse zorunluluk. Çağdaş pazarlama ihtiyaçları bunu gerektiriyor. Tam da bu yüzden, Fenerbahçe Spor Kulübü’nün taraftarıyla daha çok iç içe olması ve taraftarın kulübüne daha fazla katkı sağlayabilmesi için, “Taraftar Kart” projesi çok önemli bir projedir. Zira günümüz dünyasında, artık “taraftar olma” olgusunun da içerdikleri değişiyor. Tabir-i caizse artık taraftar da elini bir biçimde taşın altına sokmak ve kulübü için değer yaratmak durumunda. İlişki daha interaktif hale geliyor ki, bu son derece keyifli bir durum aslında. Proje doğru uygulanırsa da, çok büyük bir rekabet avantajı yaratacağına inanıyorum. Avrupa’da baktığınız zaman bu konuda en başarılı kulüp olarak Bayern Münich olarak göze çarpıyor. Rakamlarına baktığınız zaman; 100.000 -150.000 taraftara ulaşmışlar.  Dolayısıyla bizim 100.000 hedefimiz de çok iddialı bir hedeftir. Umarım 100. yılda bunu gerçekleştirebiliriz.


    - 1907 Fenerbahçe Derneği’nin başkanlığını yapmaktasınız. Kuruluşu nasıl gerçekleşti?


    Kuruluşunu anlatmakta yarar var. 1907 Derneği’nin nasıl kurulduğunu çok az insan bilir. Hatırlarsanız; Fenerbahçe’de doktor lakaplı futbolcu Hüseyin Çakıroğlu vardı; Bordeaux zaferinin kahramanı. Kendisi, yanlış hatırlamıyorsam bir Zonguldak maçından önce idmanda topa kafa vuruyor ve bayılıyor. Doktora gittiği zaman da bütün vücuduna kanser yayıldığı tespit ediliyor. Bu doğrultuda kendisini Houston Texas’a tedavi için yolladılar. O zaman ben de orada okuyordum. Hüseyin’in geldiğini duydum. Hüseyin’le gelen bazı arkadaşlarla bu vesile ile tanıştık. Hüseyin’i ne yazık ki dört, beş aylık bir zaman sürecinde kaybettik. Fakat O’nun yaşadıkları ve bu dört arkadaşın birlik ve beraberliği sayesinde, 1987-1988 yıllarında, 1907 Derneği’nin ilk tohumları atılmaya başlandı. Bu vesile ile tanıştığım kişilerden biri olan Melih Esen Cengiz, Fenerbahçeli iş adamları ve yöneticileri bir platformda bir araya getirme vizyonunu bizlerle paylaştı. Bu arkadaş grubunun bir araya gelmesi ile bu düşünce gerçeğe dönüştü ve bugünlere ulaştık. Düşünmek ve istemek başarmanın yarısıdır derler, bu söze çok inanıyorum.1992’deki kuruluş, dört sene boyunca yapılan çalışmalar ve Fenerbahçeli camianın önde gelen iş adamlarına muhtelif ziyaretlerimiz sonucunda gerçekleşti. Ben o zamanlar yurt dışında okuyordum. Sağolsun ağabeyim Mustafa Koç bu işi sahiplendi ve de onun ve diğer başkanların dönemlerinde çok güzel projelere imza atıldı.


    - Derneğin misyonu, faaliyetleriniz ve etkinlikleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?


    Derneğimizin misyonu; Fenerbahçe’nin çağdaş bir yapıya kavuşturulması çalışmalarında etkin bir rol oynamak. Kurulduğu 1992 yılından bu yana aradan geçen 14 sene içinde 1907 Derneği, bu doğrultuda taraftar derneğinden çok, bir Think Tank (Düşünce Merkezi) gibi çalıştı. Bu bağlamda yanıtlarımı çeşitli başlıklar altında sunmak isterim: İlk olarak kulübümüzün idari yapı ve ekonomik açıdan kendi kendine yeterli hale gelmesi için çalışmalar yaptık. Aidatların yükseltilmesi ve halka arz konusunda kulübümüze destek olduk.  Arama konferansı düzenleyip, Fenerbahçe’nin çağdaşlaşma yolunda yaratıcı çözümlerin ortaya çıkmasına katkıda bulunduk. Fenerium projesi, Ferruh Tanay’ın 1907 başkanlığı sırasında, Murat Özaydınlı’nın öncülüğünde başlatıldı ve sonra bu şirket kulübe 1998 yılında karşılıksız devredildi. Bu fikrin doğruluğunu bugün Fenerium’ların ulaştığı iş hacmi ve karlılığına baktığınızda rahatlıkla görebilirsiniz. 1907’nin Fenerium projesi hala gururla baktığımız bir deneyim olmuştur. Stadımızın bugünkü hale gelmesinde de büyük katkılarımız oldu. 10 yıl önce VIP tribün ve stat reklam panoları kiralama uygulamasını başlattık. Bu çalışma, bugünkü loca, 1907 Tribünü ve kombine kart satışlarının öncülüğünü yaptı ve stat içi reklam gelirlerinin bu denli büyümesi, 1907 reklam panosu projesinin ne kadar doğru bir adım olduğunun en büyük kanıtı oldu. Bu bağlamda, 1907 Tribünü projesi ile stadımızın son bölümünün inşasına önemli katkıda bulunup, özel bir tribün yarattık. Üyelerimizin uzun dönemli koltuk satın almaları ile, 1300 koltuk sayesinde stadın 15.000 kişilik bölümünün finansmanının büyük bir kısmı karşılanmıştır. Bu tribün, stadın 24 saat yaşayan bir yer haline gelmesinde de ileride öncü olacaktır. Bu vesile ile Arçelik, Avea, Doğuş, Acıbadem Hastanesi ve Divan’a tribün projemize verdikleri destek için teşekkür etmek isterim. Gün geldi, sportif konularda görev aldık.

    Dört yıl boyunca basketbol şubesini yönetip 11 milyon dolar kaynak yarattık. Basketbol okulları açıp Fenerbahçeli gençleri basketbola yönlendirdik. Diğer branşlara da zaman zaman katkıda bulunduk. Fenerbahçe’nin tarihine ışık tutacak “Bahçedeki Fener” belgeselini hazırlattık. Tarihimizle ilgili çalışmalara hep ilgi duyduk ve bu konudaki çalışmalarımız devam edecektir.

    Özellikle vurgulamak istediğim bir nokta Atatürk ilkeleridir. 1907 Derneği’nin ana amaçlarından bir tanesi, laik Türkiye Cumhuriyetimizin temellerine, Atatürk prensiplerine Fenerbahçe camiası olarak sahip çıkmak, Kurtuluş Savaşı’ndaki o günlerden bugüne taşınan bu ruhun, bu yaşam tarzının bu felsefenin, bu kültürün, camiamızın bir parçası olarak kalması için de mücadele etmektir. Bu bağlamda geçen sene Sparta Prag maçı öncesi tribünlerde açılan “Atam İzindeyiz” pankartı beni çok duygulandırmıştı. Bu sorunuza yanıtlarımı şu şekilde bağlamak istiyorum. Dernek olarak hiç olmadığı kadar kulüple, yönetimle iç içeyiz. Fenerbahçe Spor Kulübü yönetimindeki 1907 Derneği üyesinin fazlalığı, zaten bunun doğal bir yansıması. Bu yıl ise, sizlerin de bildiği gibi, 1907 tribünü projesini hayat geçirdik. Tüm özellikleri ve alt yapısı ile dünyanın en gelişmiş spor / futbol kulüplerinde görülebilecek olan bir anlayış ile tasarlandı, planlandı ve hayata geçirildi. Hala ufak tefek eksikliklerimiz var, ancak onları da hızla toparlıyoruz. Bu anlamda derneğimiz ve Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetimi arasında gerçekleşen bu sağlıklı işbirliğinin Türkiye’deki pek çok kulübe de örnek olmasını diliyorum. Kurumsallaşma anlamında da, sponsorluk yönetimi açısından da, hatta Modern Sports Marketing uygulamaları anlamında Türkiye için yeni ve en önemlisi başarılı bir “rol modeli” oluşturduğuna inanıyorum. Bununla gurur duyuyor, tüm destekçilerimize teşekkür ediyorum.

    Derneklerin ve dernek yönetim kurullarının, camianın Fenerbahçe Kulübü Yönetim Kurulu’na olan inancı ve bizlerin katma değer sağlamak için yapmış olduğumuz çalışmalar, gerçekten gurur duyulması gereken bir olaydır ve bu durum, Fenerbahçe’nin geleceğinin ne kadar güvence altında olduğunu gösterir. Hepimizin tenkit edebileceği unsurlar olabilir. Ancak yalnızca tenkit etmek ve memnuniyetsizliği ifade etmek yetersiz. Mutlaka elinizi taşın altına koymanız ve sorumluluk almanız şart. Örnek vermek gerekirse, kulübümüzü dünya standartlarına ulaştıracak insanların camianın dışında kaldığını, kulüp ile olan ilgilerinin en fazla maça gitmekle sınırlandığını gördük. 1907 Derneği olarak amacımız, aktif olarak zaman ayıramayan, ancak maddi ve manevi katkı sağlayarak en azından fikir bazında bizlere destek verecek insanları aramıza katmaktı. Bu doğrultuda amacımıza ulaştığımıza inanıyorum. Ben burada, hem Fenerbahçe Yönetim Kurulu’na bize bu imkanı sağladığı için, hem de 1907 Derneği üyelerine ve onların referanslarıyla çok ciddi katkı sağlayan herkese teşekkür etmek istiyorum.


    - 100. yıl etkinlikleri ile ilgili derneğinizin çalışmaları nelerdir?


    İlgili kişiler ile bunu konuşuyoruz. Bu işleri planlamak ve yürütmek üzere yeni bir komite kuruluyor. Muhtelif projeler, fikirler var; bir de unutulmaz bir gece olması gerektiğine inanıyorum. On sene geçse de, İstanbulluların unutamayacağı bir etkinliğe imza atmalıyız. Camiamızı yine farklı kılmalıyız. Bu aşamada somut bir proje zikretmek için henüz erken.


    - Yabancı oyuncu sınırlandırması ile ilgili görüşleriniz?


    Bu konuda uzman değilim. Şahsi düşüncem, yabancı oyuncu sayısı uygulaması rekabeti arttırmaya yönelik olmalı. Eskiden üç büyük takım vardı. Sonra Trabzonspor’un gelmesiyle dört büyükler oldu. İsteğim; büyük kulüp sayısını yükseltecek, şampiyonluğa aday takım sayısını çoğaltacak uygulamaların geliştirilmesi. Yani Türkiye’de yedi-sekiz büyük olursa Türk futbolu Avrupa’da çok daha ileri gider. Rekabet arttıkça bu Türk takımları Avrupa’da çok daha başarılı olacaktır. Bizim gibi gelişmekte olan ülkeler, uluslararası arenalarda spor vasıtasıyla çok daha fazla başarı sağlıyor. Bir dünya üçüncülüğümüzün, bir Galatasaray UEFA Kupası şampiyonluğunun Türkiye’yi haritada nerelere koyduğunu söylememe gerek yok. Dolayısıyla güçlü Türkiye’nin güçlü futbol takımları, güçlü ligi, Türkiye’yi daha da güçlendirecektir. Ben bunun Avrupa Birliği sürecine bile katkı sağladığına gönülden inanıyorum.


    - Biraz gerilere baktığımızda en çok hangi yıldız futbolcu sizi etkiledi?


    Beni en çok etkileyen futbolcu -niye öyle oldu bilmiyorum ama- Alpaslan Eratlı’dır. Ve hala Fenerbahçe’ye Alpaslan kapasitesinde bir futbolcunun geldiğini düşünmüyorum. İvançeviç - Antiç ikilisi de beni çok etkilemişti. İvançeviç’in Trabzon’da çamur içinde bir 0–0’lık bir maçı vardı, hayatımda hiç unutamayacağım bir maçtır. Cemil Turan, Rıdvan Dilmen, Aykut- Oğuz ikilisi unutamayacağımız futbolcular. Ama bir tane futbolcu seç derseniz ilk aklıma gelen Alpaslan oluyor. Yabancı derseniz İvançeviç- Antiç ikilisi derim. Fenerbahçe’de bence harikalar yarattılar. Onları hep hatırlarım. Tabii o günlerden bu yana Fenerbahçe’ye çok çok daha kaliteli ve ünlü yabancı futbolcular geldi. Mesela bir Hooijdonk’u ve Fenerbahçe’ye katkılarını hiçbir zaman unutmayacağız. Elbette bu cevabı kendi izlediğim futbolcuları düşünerek verdim. Yoksa Fenerbahçe’de efsaneler tükenmiyor, daha gerilere gidersek, Can ağabeyleri, Lefter’leri unutmak mümkün değil. 


    - Halanız Semahat Arsel Hanım’ın bir beyanatında okumuştum: “Biz her zaman büyük bir düğün düşündük. Hatta rahmetli Sevgi Gönül, ‘Düğünü Fenerbahçe Stadı’nda yapmamız gerekir’ derdi” demiş. Halanızın bu isteğini farklı bir organizasyonla gerçekleştirmeyi düşündünüz mü?


    Halalarım benim fanatikliğime şaşırırlar. Şimdi artık alıştılar, kabullendiler ve her türlü desteği veriyorlar. Sevgi halam FB-GS maçı için stada gelmişti. Ve bu maça geldiğinde o kadar etkilendi ki, Hürriyet’teki köşe yazısında “Galatasaraylıyım ama statta favorim Fenerbahçe” diye yazmıştı. Bu yazı bizim locada duvarda asılıdır. Düğün önerisi ile ilgili, başlangıçta halam şaka yapıyor zannediyorduk, fakat sonra bayağı ciddi olduğunu gördük.  Hem benim Fenerbahçeli olmam hem de bu stadın muhteşemliği onda bu düğün fikrini oluşturdu, ancak bu hayal gerçekleşmedi. Şaka bir yana, biz bu stadın yedi gün halka açık olmasını ve de futbol dışı etkinlikler için kullanılmasını doğru buluyoruz.  Hala bu doğrultuda düşüncelerimiz var.


    - Her alanda olduğu gibi sporda da takım ruhu başarıyı getirir. Bir yönetici olarak hem spor hem diğer alanlarda, insana olan yatırım hakkındaki düşünceleriniz? 


    Sadece sporda değil ekip gerektiren tüm alanlarda “takım ruhu” olmadan başarıyı sağlamak zor oluyor. Takım ruhunun için de güven olması lazım. Birbirine güven, birbirine inanç başarı için çok önemli. Eskiden eğitim yedi yaşında okulla başlardı. Günümüzde erken çocuk eğitimi denen bir olgu var ve eğitim sıfır yaşında başlıyor. Her şey çok değişti, aynı değişimi Türk sporunun genelinde göremiyorum. Tesisler değişti, imkanlar değişti, maddi güç çok arttı.  Giyilen ayakkabıdan, üniformalara kadar her şey gelişti. Ancak ülkemizde insana yapılan yatırım veya sporcuya yapılan yatırım ne yazık ki aynı oranlarda değişmedi. Bir futbolcunun kendisini ispatlamadan önce elinden tutulup sporcu olma bilincini, bu süreci, sporcu gibi yaşama gustosunu edinmesini, doğru beslenme, doğru yatıp kalkma, kısaca bilinçli bir profesyonel gibi yaşama olayı bence Türkiye’de hiç yok. Antrenörlerin yanı sıra mentörler de dünyadaki spor yaklaşımlarında çok önemli yer tutuyor. Bir sporcunun bedensel, fiziki gelişimi yanı sıra, ruhsal ve beyinsel gelişimi de çok önemli. Ben bunun yalnızca amatörce değil, tüm seviyelerde gerçekleşmesini kastediyorum. Bir spor kulübünün, nasıl biz sabah 09.00’da işe gidip akşam geç saatlere kadar çalışıyorsak, profesyonel sporcuların da idmanlarının dışında çok daha fazla camia içinde olmaları, kendilerini geliştirmeleri ve mesailerini kulüplerinin misyonu doğrultusunda harcamaları gerekir.

     

    - İnternet dünyasında e-ticaret olsun, haberleşme ağı olsun, bankacılık ağı olsun halen kullanımda korku yaşayan veya hizmet alamayan çok büyük bir kitle var. İnternetin Türkiye’de şu anki hizmet durumunu nerede görüyorsunuz?


    Çok zayıf görüyorum. Ben Koç Bilgi Grubu Başkanı olarak Türkiye’nin bu konuda gerçek anlamda sınıfta kaldığını düşünüyorum. Türkiye’nin dünyanın en büyük 18.-20. ekonomi olduğunu düşünürseniz bu konularda bulunduğumuz nokta bunların çok çok gerisinde. Ben bilişim çağını yakalama sorumluluğunun tamamen devletin önderliğinde olması gereken bir konu olarak görüyorum. Nasıl bugün elektrik, su, yol hakkımız var, erişim hakkımızın da olması gerektiğine ve bilişim hakkını sağlayacak alt yapıların, erişim yollarının devlet tarafından ciddi yatırımlarla, halkın gelişmesi adına yapması gerekiyor. Bu konuda çok geri kaldık. Yolsuzlukların ve çarpıklıkların yoğun olarak karşımıza çıktığı bir ortamda internet yatırımlarının ve bilişim çağını yakalamak için gerekli düzenlemelerin yapılmaması beni çok üzüyor. Bunları söylerken de iyi şeyler oluyor tabii, bugünkü hükümet konuya ciddi anlamda eğiliyor. Çünkü biliyorlar ki, devlet kurumları çağı yakalarsa, devlet kurumlarından hizmet alan insanlar da ister istemez çağı yakalamak durumunda kalacaktır. Bu halktan üste gidecek bir baskı değil, üstten halka yayılması gereken bir konudur. Tarihe baktığınız zaman da kazananlar hep teknolojiyi iyi kullananlar olmuştur. Bugün bilişim çağı var, bilişim teknolojileri var, rekabette öne geçmek istiyorsanız, bu teknolojilerin doğru kullanılması gerekir. Ve bu da internetten başlıyor. Zaman kaybettik doğru ama geç başlayanların da bir şansı var. Hızlı koşmak, çabuk davranmak ve arayı mutlaka kapatmak durumundayız. Doğru adımlar atarak, çok hızlı sıçrayarak, başkalarının önüne geçebiliriz. Şu an doğru adımlar atılıyor ama daha fazla çabalamamız lazım. İnternet bir lüks değildir; dolayısı ile ona göre de vergilendirilmesi gerekir. Memleketimizde uygulanan vergi oranı %33’dür. Bilgi ve hız çağında yaşıyoruz. Bilgiye erişimin bu derece hızlandığı ve kolaylaştığı bir dönemde, bilgi edinme hakkı da bence en temel vatandaşlık haklarından biri olarak görülmeli.  Bu sektörde hepimizin arzusu kaliteli, kuvvetli erişimi ulaşabilir fiyatlarda halka sunulmasıdır.


    - FBTV’yi izliyor musunuz, görüşleriniz?


    İletişim açısından çok önemli, şapka çıkarmak gerekir. Başkanımızı ve İhsan Topaloğlu’nu bu konuda tebrik ederim. Kendi imkanlarımızla, kendi yağımızla kavrularak kaliteli programlar izleyebiliyoruz. Bence Fenerbahçe TV, ileride çok izlenen bir kanal olacaktır. Kitlelere doğru mesajları verebilmek için Fenerbahçe TV gerçekten çok önemli ve stratejik bir görev yerine getiriyor, önemi de her geçen gün artacak bence.


    - Fenerbahçe Dergisi’ni okuyor musunuz? Dergi olarak bizlerden beklentileriniz neler?


    Derginizi severek okuyorum. Tirajı da oldukça yüksek bir dergi. Başta Mehmet Çatay olmak üzere dergide emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Bu dergi tüm Fenerbahçelilere camiamız ile ilgili, en son gelişmeleri, en doğru biçimde aktarıyor, ki bu bence çok önemli. 


    - Fenerbahçe Dergisi okuyucuları ve taraftarlarımız için bir mesajınız?


    Fenerbahçe camiamızı farklı kılan en önemli şey taraftarlarımızdır. Başkanımızın fair play konusundaki çağrılarına hepimiz kulak vermeliyiz. Ama stadınızda bu ayrıcalığı yaratma açısından fair play konusuna çok önem vermeliyiz. Bu bizi farklı kılan en önemli özelliğimiz. Eskilerin tabiri ile alâmet-i farikamız olmalı artık. Futbolcularımız fair play konusunda son iki senedir örnek oldular, bu tutamları bizleri çok etkiliyor.  Futbol takımımızın bu özelliği diğer takımlara örnek olacak düzeyde.

    Stat çok büyüdü; artık 25.000 kişi olduğunda bile stat çok boş durabiliyor. Kötü günler son zamanlarda olmadı ama bu bir dönemdir. Ne olursa olsun buraya her maçta hepimizin gelmesi gerektiğine inanıyorum. Taraftarın minimum yapacağı katkı, bilet alıp maça gelmek. Biz gerçek anlamda dünya kulübü olacaksak, bu da olmazsa olmaz bir şey; artık kendi sporcumuzu da üretiyor olmamız lazım. Bu camia, bir şirket gibi kendi gelirleriyle, kimseye ihtiyacı olmadan ayakları üstünde kalabilecek duruma gelecek. Dolayısı ile iş dünyası tabiri ile yararlanabileceğiniz iş gücünü, gelecekteki insan kaynağınızı, potansiyelinizi kendiniz oluşturmak durumundasınız. Sporun da önemli bir potansiyeli olan ve her geçen gün gelişen önemli bir sektör olduğunu düşünürseniz, burada da aynı kurallar geçerli. Alt yapı başarısı için de, kaynak sağlamak, emek harcamak ve yüreğinizi koymak gerek. İşte çok yapacak işimiz var dedim ya bu da bunlardan bir tanesi. Çocuklara mutlaka yatırım yapılması gerektiğine inanıyorum. Sadece tribüne gelen çocuktan bahsetmiyorum. Fenerbahçe’nin öyle bir uygulaması, hizmetleri, stratejileri olmalı ki bir çocuğa  “Anne, baba beni Fenerbahçeli yapın, maça götürün” dedirtebilmeli, bu değişik eğitim projeleri ile olur, değişik kültür projeleri ile olabilir; çocuklara yönelik geliştirilmiş programlar olabilir, yaz  kampları olabilir şu an var ya da yok demiyorum, ama çok daha ileri boyutta olmalı; sadece İstanbul bazında değil Anadolu bazında da olmalı. O günler gelmeli ki ekonomik gücümüzle her sene binlerce burs veren bir konumda olalım. Ben bunların olacağına gönülden inanıyorum.

    Diğer son bir mesaj; daha önce de belirttiğim gibi, “sorumlu” taraftarın, Fenerbahçe Taraftar Kart’a sahip çıkması lazımdır. Bakın ne demiştik: bu yönetim camiaya katkı sağlayacak platformlar sağlıyor. 1907 gibi dernekler böyle çalışmalara imza atıyor. Sarı-Lacivert derneği var; kombine biletler satıyor. Bu doğrultuda taraftarda bir şey yapmak istiyorsa eğer, maça gelmek, Fenerium’dan bir şey almak dışında Fenerbahçe Taraftar Kart’a da sahip olmalı. Taraftar kartı olursa kulüp ile iletişimi artacak, o iletişim sayesinde çok daha yeni platformlara katkı sağlayabilecektir.

     

     Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi:  2006 Nisan
    röportaj:Sibel Kurt
    Fotograflar:Tolga Ovalı-Serkan Hoşgör




    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam8
    Toplam Ziyaret137948