Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • Yaşar/Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Mart 2006 - 16/12/2009
  •  

     

     

     

    BÜYÜDÜM AMA DURULMADIM


      Evet büyüdü, hem de çok büyüdü ama durulmadı. Durulmasın, o çocuksu heyecanını da kaybetmesin bizi büyüleyen besteleriyle akıp gitsin.Yolu açık olsun...

    Şarkılarının birkaçı değil, hepsini severek dinlediğimiz özel insan, özel sanatçı YAŞAR... Kendisiyle 1907 Derneği’nde buluştuk. Yoğun bir tempo içinde konserden konsere koşuyordu. Sesi olsun, bestelerinin kalitesi olsun hep farklı bir yeri, yorumu ve şiir tadında şarkı sözleri olan Yaşar’ın şarkıları, hep dinlenesi. Bir şey daha var onun ve bizim unutmadığımız, o da Yaşar’ın  koyu bir Fenerbahçe taraftarı olması... Söyleşimiz çok zevkli, dolu dolu geçti. Sizlerinde keyifle okuyacağınızı düşündüğüm bu röportaj için Fenerbahçe Dergisi ve sevenlerinin adına Yaşar’a sonsuz sevgilerimizi sunuyoruz.   

    - Biz aramızda  “Fenerbahçeli olunmaz Fenerbahçeli doğulur.” deriz her zaman. Peki siz nasıl Fenerli oldunuz Yaşar Bey?

    Ben doğma büyüme Fenerbahçeliyim. Anne ve baba tarafım, anneannem, babannem, dedelerim herkes Fenerbahçeli olduğu için ben de Fenerli oldum. Küçüklüğümde maçlara götürürlerdi. Kendimi bildikten, renkleri tanımaya başladıktan sonra, daha fazla pekişen bir sevgi bu. Bugün geriye dönüp bakıyorum da benim ailem başka takımı tutuyor olsaydı da ben yine Fenerbahçeli olurdum.

    - Fenerbahçe Kulübü’nü nasıl buluyorsunuz?

    Fenerbahçe’nin çizdiği tablo çok özendirici, biz Fenerbahçeliler için de gurur verici. Mali yapısından dışardaki görüntüsüne kadar “Ah bizim kulübümüz de böyle olsa, ah bizim de böyle stadımız olsa” diyen benim bildiğim en az yüz tane GS’li arkadaşımız var. Onlar bizim hem rakibimiz, hem de dostlarımız. Onlarla birlikte oturup maçlarımızı izliyoruz. Son maçı birlikte izledik. Gol atıldığında beni tebrik ettiler. Bundan da yanayım çünkü Türk futbolunda son zamanlarda inişler oluyor, çıkışlar olmuyor. Bu ara inişteyiz bu konuda biraz daha centilmenliğimizi koruyup futbolun kötü gidişine dur diyebiliriz. İnsanlardaki bu kötü imajın düzeltilmesi açısından, bu tip doslukların, arkadaşlıkların paylaşımların, centilmenliklerin faydalı olacağını düşünüyorum. Futbol dışında basketbol grubuyla beraber aynı uçakla dönüyorduk. Takım Menajeri Cenk Randa ile sözleştik. Onların maçlarına da gideceğim. Fenerbahçe TV’den de takip ediyordum.

    - Takımın Türkiye ligindeki performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Tüm camianın da düşündüğü gibi artık Türkiye ligini aşmış bir takım olduğumuzu, Türkiye ligindeki başarıların da bizi sevindirmeyeceğini düşünüyorum.Yani bu benim yaptığım iş gibi mesela hedefler koyarsınız “Ah şurada bir konser versem” dersiniz. Verirsiniz. Sonra daha kalabalık, daha büyük bir yeri hayal edersiniz bu da öyle bir şey... Bu sene Şampiyonlar Ligi’nde başarı elde edemedik ama hedeflerimiz hep daha büyük daha ileri olacak. Kendi payıma konuşacak olursam beni tatmin etmiyor artık. Zaten Türkiye Ligi için her sene şampiyon biz olacağız. Bundan korkum yok. Uzun süre de şampiyonluğu elimizden kimse alamayacak. Avrupa’yı istiyorum. Ben yurt dışındaki maçları da seyretmeye gidiyorum. Yüzüm gülsün, gittiğime değsin, mutlu olayım, gururlananıp döneyim istiyorum. Bu mutluluğu da bütün yaşantıma yansıtayım istiyorum. Çünkü moralim bozuluyor ve uzun süre devam ediyor bu moral bozukluğu. Maçlar 90 dakikanın sonunda sona erdiğinde benim için bitmiyor. O yüzden de artık Avrupa’da da şampiyonluk istiyorum. Bundan rahatsızım. Bu zamanın biraz devingen olması gerekiyor. Sabırsızım ve yönetimden, oyunculardan, teknik kadrodan beklentim bu.

    - Bir futbolcu olsaydınız hangi pozisyonda oynamak isterdiniz?

    İlk defa soruldu bu soru bana çok ilginç bir soru. Ben sahnede de bu işe başladığımdan beri solist olarak, hep önde olduğum için herhalde golcü olup, gol atan olmak isterdim. En çok onların ismi duyulur ve hiç futbolla ilgilenmeyen kişi bile maç bitiminde sonuçları sorar. “Kaç kaç bitti? Maçta kim attı golleri?”. İlk sorulan sorular bunlardır ve o isimler akılda kalır. Ben bir futbolcu olsaydım forvet oynamak isterdim.

    - Birebir spora zaman ayırabiliyor musunuz?

    Lisedeyken biraz basketbolla ilgilendim. Aslında uzak doğu sporlarıyla ilgiliyim. Halen de devam ediyorum. Bağlantılı olarak boksla da ilgim var. Futbol ise mahallede ya iki tane taşı koyup ya da ayakkabıları üstüste koyup kale yapardık, futbolu öyle oynardık. Futbolla ilgim oynamam adına bu kadarla kaldı. Mesela hiç halı saha dışında büyük bir sahada futbol oynamadım. Çimde oynamadım, gerçek kaleye hiç şut atmadım. Gerçek boyutlarda bir statta bir kere bulundum Fenerbahçe Radyosu’nun davetlisi olarak bir şarkıyı play-back olarak söylemiştim. Tek çime ayağımın değmesi o zaman oldu. Gerçek stada ayak basmıştım.

    - Maç bitiminde sonuçlar karşısındaki tepkileriniz, sevinçleriniz? Neler hissedersiniz? Neler yaparsınız?

    Gayet insani tepkiler veriyorum. İyi sonuçlar alındığında pat küt bir şeyler patlatıyorlar ya insanlar, ya da kötü sonuçlar alındığında cam kırmaları falan tabii ki böyle tepkiler vermiyorum. Maç izlerken evdeysem bağırıp çağırıyorum, Sinirlenip üzülüp, kimseyle konuşmuyorum. Sevincimi ise arkadaşlarımla paylaşıyorum. Zaten aşırı tepkilere karşı olan bir insanım.

    - Yabancı oyuncu sınırlaması ile ilgili düşünceleriniz?

    Yabancı oyuncu sınırlaması ile ilgili bazı spor yorumcularından, yazarlardan duyduklarım bana mantıklı geldi. Bu sınırlamanın olmaması daha başarılı olmak için de gerekli. Katılmamak mümkün değil. Emsallerine bakıldığı zaman örneğin Avrupa’daki takımlara baktığınızda böyle bir sınırlama yok.  İtalya’yı ele alalım; takımın neredeyse bir veya iki tanesi İtalyan, gerisi yabancı oyuncular. Ondan sonrada takım başarılı bir şekilde gidiyor. Ve  Avrupa şampiyonluğu ardı ardına geliyor. Biz de onlarla karşı karşıya gelince bir güç dengesi oluyor ve terazinin o yanı daha ağır basıyor. Bunu da görüyoruz. Alex’in olmadığı maçı da gördük, dağıldık, eski günlere döndük  Çok üzüldüm, çok kötü bir sonuçtu. Eski milli maçlar gibi bir maç oldu, herkes üzüldü. Diğer takımlar da üzüldü. Belki bu yabancı oyuncu sınırlaması olmasa değişecek bir şeyler. Çünkü her yeni yabancı futbolcu Türkiye’ye geldiğinde yanındaki takım arkadaşlarının da hocası oluyor. Yıldız bir yetenek diğer futbolcuları da yıldızlaştırıyor. O yüzden ben de bu yabancı oyuncu sınırlandırılmasına bir an evvel son verilmesinden yanayım. Bunun tersini savunanlar da var, o da ayrı bir konu. Yani “Türk futbolunun yeni yeteneklerinin yetişmesini engelliyor” diyenler de var ama çifte standartlı olmaması lazım bir tarafta bunu böyle söyleyip diğer taraftan da “Niye yenildiniz?” denmesin.

    - Sesiniz olsun, bestelerinizin kalitesi olsun hep farklı bir yeriniz, yorumunuz var. Şarkılarınız hiç unutulmuyor. İlhamlarınız neler?

    İlk iki albümüm bir aşk üzerine yazılmıştı daha sonra yavaş yavaş değişti. İçeriye doğru yapılan seyahat. Pat diye bitmiyor şarkı sözlerini bir yerlere not ediyorum. Aslında eskiden bittiğini zannedermişim, albüm yapmaya başlayıp, aranjörlerle çalışmaya başlayınca işte yaptım, bitti, bu kadar dediğiniz şarkıların aslında daha bitmemiş ve üzerinde çalışacak çok şeyler olduğunu zamanla gördüm. Diğerleri ise bir anda gelen heyecanlarınızı bir yere kaydetmek. İlhamlarım hayatın kendisi, her şey olabilir. Az önce pencere önünden geçen birlikte gördüğümüz  kedi de mutlaka bana gelip dokunacaktır. İçimi acıtan şeyler daha çok kalıcı oluyor. Hayat anlardan oluşuyor, onları biriktiriyorsunuz biraz daha büyütüyorsunuz aslında. Şimdi konuşurken buldum. Anı alıyorsunuz lastik gibi sağa sola çekip uzatıp, onunla şarkı yapıyorsunuz, biraz uzatıyorsunuz zaman oluyor, biraz daha uzatıyorsunuz film oluyor sonra lastiği bıraktığınızda tekrar an haline mi dönüyor ne?  Hayat o galiba sağını solunu çekiştirmek gibi.

    - Bir Fransa seyahatimde, Avrupalı insanlar bir vesile ile bende bulunan çeşitli Türkçe pop kasetlerini dinlediler. Hepsinden biraz dinledikten sonra sizin sesinizden etkilendiklerini söylediler. Yurt dışında da konserler verdiğinizi biliyoruz, değişik projeleriniz var mı?

    Ne kadar güzel demek bir çok sanatçının yanında bile parlayabilmiş sesim çok sevindirici. Bu söylediğinizi bir tarafa yazdım. Acaba ben birkaç Türkçe şarkımla birlikte, birkaç Fransızca şarkıyı repartuarıma ekleyip Fransa’da söylesem nasıl olur? Benim için en değerli müzisyenler sözünü, müziğini yapıp, ondan sonra da yorumlayanlardır. Böyle bir beğeni varsa benim için gururu verici. Teşekkür ederim.Yurt dışında konserler iyi geçiyor.Yurt dışında yaşayan kendi vatandaşlarımızın davetlisi olarak konser vermeye gidiyoruz. Bu da Türkiye’de yaptığınız işlerle bağlantılı. Eğer o aralarda güçlü ve güzel bir iş yapmışsanız, o yurt dışına da yansıyor.Yurt dışındaki insanlar emin olun dikkatli bir şekilde Türkiye’yi takip ediyor. Futbolu zaten takip ediyorlar. Bununla birlikte yeni çıkan albümleri, kotada olan müzikleri ve bunun dışında magazini de takip ediyorlar biz ne yapıyoruz, neredeyiz, kimleyiz hepsi biliniyor. Oradaki konserlerde Türkiye’deymiş gibi oluyor, pek farklı geçmiyor.

    - Cemal Süreyya’yı çok sevdiğinizi biliyoruz. Yorumlarınız ile şairliğinizi bir araya getirirken etkinlendiğiniz sanatçılar var mı?

    Favori şairim Cemal Süreyya’dır. Ona gelmeden önce bir de şiir geçmişim var, lisede Orhan Veli’yi çok seviyor, liseden üniversiteye geçiş döneminde ise Özdemir Asaf girmiştir hayatıma. Daha sonra üniversite yıllarında Attila İlhan, Edip Cansever, Ece Ayhan ve onun dışında dünya şiiri falan derken, bir de şiiri de sevmeye başladın mı hepsini sevmeye başlıyorsun. Müziği dinlerken bir kaç kişiyi dinlemezsiniz onun gibi bir şey. Mutlaka favori bir şairiniz de oluyor. Üzerinizde etkileri de çok fazla oluyor, açıkcası ben şiiri kitap okur gibi başlayıp hemen bitirmeli okumuyorum. Hayatımın her anında olabiliyor. Aklıma geldiğinde de okuyorum, bazen okuduğumda hiçbir anlamı yokken yaşamın herhangi bir anında yaşadığım şeylerle birleşiyor. Ve o zaman şairin ne demek istediğini de anlayabiliyorum. “Şairin hayatı şiire dair” lafı da bunu açıklar. Benim hayatımda şairin hayatına dair olunca daha iyi anlıyorum. Bu şarkı sözlerime de yansıyor. Benim biraz şiirsel yazdığımı söylerler.Yani şarkı sözü gibi belli bir ölçü içinde yazılıp, dize değeri taşıyan sözler yazıyorum. Müziği çıkarttığınız da yine de bir değer taşısın istiyorum. Onun için uğraşıyorum.

    - Son çalışmalarınızla birlikte sanatınızda kendinizde nasıl bir değişim gözlemlediniz?

    Biraz olgunlaşıyorum herhalde, büyüyorum gibi. Ben bazı şeyleri hayatımda hep planlı yapıyorum sonra bakıyorum gerçekleşiyor. Acaba ben öyle düşündüğüm için, yolu da istemeden öyle mi çiziyorum ya da onu baştan istediğim için mi bütün olup bitenler bana bunu sağlıyor bilemiyorum. Kendime 3 albüm ön görmüştüm. 3. albümden sonra daha farklı bir çizgiye geçerim demiştim. Üç albümün sevildiğini görmeden bir şey olacağını düşünmüyordum. 3 rakamının bizde açıcı bi tarafı vardır. Doğal olarak 4. albüm hepsinden farklı bir çizgide oldu ve bendeki değişimi gösterdi. Bu değişim sürecek biraz olgunlaştım, büyüdüm. Ama o çocuksu heyecanları kaybetmeden büyümek lazım. Yoksa şarkılar direkt kalbe hitap etmez bütün sanatkarlığı, entellektüelliği, zenginliği, fakirliği, her şeyi aşıp direkt kalbe girmeli. Tüm engelleri aşmalı. Bunlar için de işte o ilk heyecanları kaybetmemeli. Büyüdüm derken yaşca büyüdüm ama durulmadım...

    - Bakıldığında çözmesi zor bir yapınız var.Yorumcu ve şair yönünüzle Yaşar’ı bir de sizden öğrenebilirmiyiz?

    Çözülmesi çok zor Yaşar. Bir anım bir anıma uymadığı için standart bir şey geliştiremiyorum kendime karşı. Karşıma çıkan olaylara hep farklı tepki verdiğim için. Kendimi de çok iyi tanımıyorum. Şöyle sevinirim şöyle öfkelenirim şöyle üzülürüm diyemiyorum. Tepkilerim aynı olmuyor.

    - Peki, vazgeçilmezleriniz var mı?

    Aile ve dostluklarım ve takımımdır en vazgeçilmezlerim. “Üç tane dostu olan en zengin kişidir.” demiş biri çok hoşuma gitmişti. Sayamaz kimse kolay kolay. Ben şanslıyım bu konuda. Diğer her şeyden vazgeçilir. “Zıplayan ve zıplamayan toplar” böyle bir teori var. Zıplayan toplar var kırılmayan. Diyelim battınız; “hopp” zıplarsınız başka bir iş yaparsınız falan kırılmıyor yani. Sağlık, arkadaş, aile zıplamayan toplar işte. Sağlığınız bozuldu mu bir daha zıplamıyor. Ailenizden birini kaybettiniz yenisi yok. Dost yine öyle. Zıplayan ve zıplamayan topların hangisinin sizin olduğunu iyi bilin zıplayacak, kırılacak olanları da daha iyi bir şekilde daha dikkatli bir şekilde sarıp sarmalamanız gerekir. Diğerleri öyle, devamlı zıplar. Söndü dediğinizde bir daha vurursunuz devam eder zıplamaya...

    - Her zaman medyatik olmamayı tercih ettiniz, insanların ilgilerinden mutlu musunuz?

    Medyatik olmak başka bir şey, medyayı kullanmak başka bir şey, medyada devamlı görünmeye çalışmak başka bir şey. Şimdi bazıları bazen görünür resmin içine girer olmadık yerden çıkar ama medyatik değildirler. Ama bir tanesi vardır fazla görünmez ama bir laf eder herkesi meşgul eder o medyatiktir işte. Bir de benim gibi söylediğim şey yerine ulaşmayacaksa, zaten söylemeyeyim görünmeyeyim diyenler. Bununla beraber medyanın gücüne inanıyorum. Medyanın işimiz için de çok gerekli olduğuna inanıyorum. Doğru yerde, doğru zamanda, doğru şeyi yapmak çok önemli. İki defa yanlış görünüp, istemediğiniz şekilde görünün uzun zaman uğraştığınız bütün kariyeriniz bitebilir. İki tane yanlış röportaj verin, garip laf edin, halkın gözünde bütün krediniz bitebilir. Çok önemlidir bu. Yapamayacağınız şeye el atmamak gerekir. Ben onu tercih ediyorum. Yerinde kullanmak yerinde görünmek en doğrusu diye düşünüyorum. 

    - Anlamlı, yaratıcı, kaliteli eserler üreten bir sanatçı olarak, hayran kitlenizden, dinleyiciden beklentileriniz nelerdir?

    Ön yargılı olmamalarını bekliyorum. Bunun dışında ne derlerse de kabulümdür. Onların sözleri, tavırları, hareketleri önemli. Benim müziğimi onlar belirliyor. İlk başta dinleyici kitlem yoktu bir şeyler yapıyor ve sunuyordum. Ama zamanla oluştu. Seyirci benim için çok belirleyici. Şimdi karşılıklı iletişim alışverişi var, sorumluluk var.  Onların dinledikleri şeyler ya da benden istedikleri, benim müziğimi, repartuarımı, sahne show’umu, bundan sonra yapacağımı, albümdeki şarkılarımın yönünü, aranjörlere kadar her şeyi belirliyor aslında. Hatta benim söyleyişimi bile belirliyorlar. Mesela yüksek perdeden söylemişsem kulaklarına tiz gelmişse bunu ben konserlerimde hissedebiliyorum. Seyirciyle karşı karşıya kaldığınız an, tek yer.

    - 2006 yılı için projeleriniz nelerdir? Müzikaller ve oyunculukla ilgili görüşleriniz?

    2006 yılına bir single yaparız. Yaza öyle düşünüyorum. Birkaç yane remix yaparım. Yaz eğlenceli geçsin. Konserler veriyorum. Geçen sene Ajda Pekkan’la bir ikili yapmıştık. Aklımdan geçenler var, oyunculuk teklifi var. Önce sıcak baktım sonra  öğrendim ki son üç senedir yayına giren 75- 80 tane televizyon dizisi varmış. Bazıları çekiliyor yayına girmiyor, bazıları bir iki oynayıp yayından kalkıyor böyle bir şeyin içinde olmak istemedim. Ama yürüyen giden bir yerde konuk oyuncu olabilirim. “Hayat Bilgisi” dizisini çok beğeniyorum. Yazarı arkadaşımız mesela bir dizilik müzik öğretmeni gibi bir rol alabilmeyi isterim. Konuk oyuncu olayı yabancı dizilerde de yapılıyor. Sinemada da yer almak isterim. Müzikaller Türkiye’de yürümüyor. Belki de müzikal kültür ülkemizde yok  Haldun Dormen gibi müzikalin duayeni denedi ki olmadı, demek ki yapılan mükemmel bir gösteri olmasına rağmen izleyici bulamıyor ise müzikal kültürümüz yok diye düşünüyorum.

    - Fenerbahçe Dergisi’ni okuyor musunuz? Bizlerden beklentileriniz neler?

    Dergimiz ŞAHANE... Ne diyeyim size; sonunda dergimize konuk olduğum için teşekkür ederim. Bende birinci sayıda var. Kaliteli her türlü konuya değinen bir Fenerbahçelinin aradığı her şeyi bulabileceği, zaman zaman kendini de içinde bulabileceği gayet güçlü bir dergi aynı şekilde devam etmesini diliyorum. 

    - Fenerbahçe Dergisi okuyucuları için mesajınız var mı?

    Her zaman ve değişmez tek bir mesajmız var: “EN BÜYÜK FENERBAHÇE”. Her ne olursa olsun, bütün iyi zamanlarda bunu hatırlayıp iki kere sevinebilirler, bütün kötü zamanlarda da hatırlayıp tekrar kendilerine gelebilirler.

    Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi:  2006 Mart
      röportaj:Sibel Kurt
    Fotograflar:Serkan Hoşgör




    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam7
    Toplam Ziyaret139514