Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • Rauf Denktaş/Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Ocak 2006 - 16/12/2009
  •  

     

     

     

    FENERBAHÇE KIBRIS’TA!


    Kıbrıs ve saygıdeğer devlet büyüğümüz Sayın Rauf Denktaş... Bu iki isim, birbirinden asla ayrı düşünülemez. Hayatını Kıbrıs çıkarları uğruna adamış deneyimli ve bu deneyimini de her zaman paylaşmış değerli bir devlet büyüğümüz...


    Fenerbahçemiz bu ay saygıdeğer bir devlet büyüğünü ağırlıyor. Sayın Rauf Denktaş’ın ofisine gitmek için önce BRT Televizyonu’nda Sayın Mete Tümerkan Bey’le buluştuk. Gösterdiği misafirperverlik ve nezaket unutulacak gibi değildi. Fenerbahçe Dergisi adına buradan kendisine teşekkür edip saygılarımı sunuyorum. Değerli büyüğümüz Rauf Denktaş’ın yanına vardığımızda ise heyecanım asla geçmedi. Yoğunluğundan dolayı kendisine ulaşmak o kadar kolay olmamıştı. Aylarca beklemiştik. Değerli politkacımızın en büyük özelliğinin hiç kimseyi incitmemek olduğunu anlamakta pek zorlanmadım. Çok ince ruhlu, zeki ve sevecen bir insandı. Beni en çok etkileyen anı hatırladım bir an. Sayın Cumhurbaşkanımız Necdet Sezer’in elinden devlet şeref madalyasını gözyaşları içinde alan bir devlet adamı olması. Şu an sadece SES olmamızı istiyor bizlerden. KKTC’de yaşayan herkesin sevdiği ve saydığı devlet büyüğümüz, üstün devlet adamı ve insani vasıflarının yanı sıra da ince, anlamlı, düşündürücü, nüktedan bir insan. Röportajımız boyunca hiçbir takımı kırmak istemeyen, her sözünde milli takım taraftarı olduğunu söyleyen değerli büyüğümüzün bize verdiği küçük mesajlarıyla, bu konudaki hassasiyetini ve Fenerbahçe sevgisini derinden anladım. Kendisine Fenerbahçe Dergisi olarak sonsuz saygı ve teşekkürlerimizi iletiyoruz. 

    - Milli takımı desteklemekle birlikte Fenerbahçe’ye özel bir sevginiz olduğunu biliyoruz. Bu sevgi nasıl oluştu?

    İnal Batu buradaydı. İnal Batu Fenerbahçe hastası. Fenerbahçe maçı kaybettiğinde yanına çıkmanız mümkün değildi. Bir Fenerbahçe maçına götürmüştü beni. Burada oynanan bir Fenerbahçe maçıydı. Maça beraber gittik. O andan itibaren de Fenerbahçeliler beni Fenerbahçeli olarak addettiler. Ben de bozmadım.

    - Gençliğinizde sporla ilgili bir aktiviteniz oldu mu? Genç nesil için sporla ilgili neler söyleyeceksiniz?     

       
    Benim ağabeyim Ertuğrul, Türk takımında en iyi kalecilerdendi. Türk takımında.Türk kulübünün ismi sonra Çetinkaya oldu. Ünkü oyuncu Hacıbaba vardı. Hacıbaba’dan sonra Ertuğrul gelirdi. Babam derslerini ihmal eder, kulüplere gider diye çok tedirgin olurdu. Muazzam antisiydi. Ertuğrul da gizli gizli gider oynardı. Onun maçlarını takip ederdim. Babamla olan çelişkilerini gördüğüm için ben kendimi futbola veremedim. Güreş yaptım, boks oynadım. Orta çapta bir yüz metreciydim. Yüzdüm, yürüme, avcılık gibi sporlarla da vaktimi geçirdim. Bir kalp ameliyatı geçirdim. Doktorlarında söylediğine göre kalbimin güçlü olmasını spora borçluyum. Tabii sonradan sporu bırakınca o adaleler yağ bağladı. İşte böyle şişmanlar otururuz. Gençleri spor yapmaya teşvik ederim. Sigaradan, içkiden, özellikle uyuşturucudan uzak durmalarının gerektiğini onlara uzun uzun anlatırım. Bunun etkileri nedir? İnsana neler yapar? Nerelere götürür? Bunun çaresi gençlerin spora dönmesidir. Hükümetlerin görevi; benim ve buradaki hükümetim için söylüyorum her gence spor yapabilecekleri imkanları sağlamaktır.

    - Sportif faaliyetler toplumu birbirine bağlar? Kıbrıs’taki sportif faaliyetlere ne gibi katkılarınız oldu?


    Biz görevdeyken tüm spor faaliyetlerini destekledik. Sadece yapmayı çok isteyip de başaramadığım bir şey oldu. Ama şimdi yapıyorlar gibi. Kulüpler çoğaldı. Küçük küçük kulüplerin oluşması bence kaliteyi düşürür. Bunların daha da birleşmesi gerekir. Üç, beş köyün bir araya gelmesi lazım. Yapmaya çalıştığım ve başaramadığım bir şey vardı. Hükümetin hiç olmassa hakem paralarını kendisine vermesiydi. Çünkü burada her kulüp büyük bir mali, ekonomik zorluk içerisinde yaşamaktadır. Onları kurtarmak lazım. Bir ikincisi de bu en büyük handikap, dış temasların yapılamamasıdır. Hatta Türkiye’den bir karşı kulüple maç yapamamalarıdır. Bu büyük bir olaydır. Çünkü 1960 anlaşmasında spor iki cemaata ait bir olaydır. Rum tarafının ben hükümetim dolayısıyla bu federasyonu tanımam deme hakkı yoktur. Lakin dünya hak ve adalet dünyası olmadığı için bu ambargoyu da sürdürmektedirler. Bunun kalkması için Türkiye’deki spor camiasının katkısı büyük olur. Yani dış ülkelerle yapılan maçlarda veya maçlarla ilgili toplantılarda KKTC’nin varlığını hatırlatacak şeyler, girişimler yapılsa, yararlı olacaktır diye düşünüyorum.


    - Gençliğinizde Türk takımlarına karşı Kıbrıs halkınının sevgisi nasıldı?


    Bizim gençliğimizde Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş kulüpleri vardı, onları bilirdik. Onların maçlarını radyodan dinlerdik. Bir gün ağır ceza mahkemesindeydim. İngiliz reis, Türk hakim ve Rum hakim oturuyor. Birdenbire büyük bir gümbürtü sokaklardan, şu an tam hatırlamıyorum Fenerbahçe veya Galatasaray şampiyon olmuş, araba sesleri, korna sesleri, taraftarların sesleri, kornaları çalarak mahkemenin önünden geçiyorlar. Yani davayı dinlemek mümkün değil. İngiliz reis çok kızdı. Polislere “Gidin şunları susturun” dedi. Polis gitti ve geri geldi: “Efendim susturmak mümkün değil, şampiyon olan takımın taraftarları sevinç yapıyorlar susturmak mümkün değil.” dediler. İngiliz hakim bu sefer “Bunlara ne? Onlar orada şampiyon olmuşlarsa...” dedi. Ben atıldım, dedim ki; “Ben halkı yakından izliyorum. Bu kulüpleri tutan insanlarımız, gruplarımız var burada da.” Bu da bizim Türkiye’ ye bağlılığımızın bir göstergesiydi. O zamanlardan itibaren kulüplerimizin maçlarını vakit buldukça ilgiyle izliyoruz. Ben Milli takım destekçisiyim ama güzel bir maç izlediğimde de kazanan tarafı derhal alkışlarım, sevinirim. 


    - Siyasetçilerin ve sporcuların ortak endişesi nelerdir?


    Şimdi siyasetçi ve sporcu deyince siyasetçilerin çoğu kulüplerden geçerek gelmiş siyasetçi olmuşlardır. Siyasetçi doğmamışlardır. Nasıl ki sporcuların sporcu doğmadığı gibi, siyasetçilerin de sporcuların da ortak endişesi bana göre kaybetmektir zannedersem.


    - KKTC’ nin sizden sonraki idaresi istikrar olarak nereye gidecek?


    Çalışıyorlar. Devleti koruma yemini ederek görevi almışlardır. Rum’u anlamaya başlamışlardır. Bugün açıkça Yunanistan Eski Dışişleri Bakanı Pangalos “Rumlar Annan planına hayır diyerek Türklerle birlikte yaşamak istemediklerini dile getirdiler.” diyor. Bunu zaten genel sekreter de raporuna koydu. Sadece planın reddi değil birleşmek istemediklerinin kanıtıdır demişti. Ve konuştuğu normal vatandaşlara “Hedefleri Kıbrıs’ta bağımsız  bir devlet sahibi olmak değil, açıkça Enonis’tir (Birleşme). Açıkça söylüyor. Biz de bunlara taviz vermek suretiyle Kıbrıs meselelerini halletmeye uğraşıyoruz. Bunlarla meseleyi halletmenin tek yolu vardır. KKTC’ye sahip çıkmaktır. Açıkça Türkiye’nin bunu dünyaya bildirmesidir.

     

    - Kıbrıs’ın geleceğini nasıl görüyorsunuz?


    Er veya geç bir anlaşma olacaktır. Bizim bütün uğraşımız bu anlaşmanın kağıt anlaşması olmaması. Sayın cumhurbaşkanı Sayın Sezer’in, Sayın Talat’ı kabul ettiğinde basına söylediği gibi; Kıbrıs’ta dili, dini ayrı iki halk vardır. Bunların iki devleti vardır. Ve Kıbrıs üzerinde Türk, Yunan dengesi vardır. Bunlar kaile alınmaksızın Kıbrıs meselesi halledilemez. Eğer kalıcı bir barış istiyorsak ve eğer Türkiye’nin denizlere açık bir ülke olarak kalmasını istiyorsak bu formülden Türk tarafının zerre kadar fedakarlık yapmaması gerekir. Kıbrıs, Rum’a, Yunan’a giderse, Türkiye Akdeniz’e çıkmak için Rum’dan, Yunan’dan izin isteyecektir. Bu kadar vahim bir durumla karşı karşıyayız.


    - Kıbrıs yönetiminde gönlümüzde yaşayan bir insansınız, yıllarca dirayetle büyük bir özveriyle başkanlık yaptınız ve bunu başarıyla yürüttünüz. Şimdi özel yaşamınızda sizi neler bekliyor?


    Maalesef halen özel yaşamıma dönemedim. Çünkü kritik bir safhadan geçiyoruz.  Dolayısıyla Anadolu’dan aldığım davetlere icabet ederek gerçekleri anlatmak ihtiyacı duyuyorum. Anadolu’da bu gerçekleri duymak için büyük bir istek var. Çoğu zamanımı bu ziyaretleri yapmak ve konferanslarlar vermekle geçiriyorum. Burada olduğum günlerde de eskiden olduğu gibi randevular dolup taşıyor, halkla yine haşır neşir olmak suretiyle devam ediyoruz. Basına yazılar yazıyorum. ART Televizyonu’nda her pazartesi konuşuyorum. Eskisinden daha yoğun bir durum yaşıyoruz diyebilirim.


    - Fenerbahçe Dergisi’ni okuyor musunuz? Bizlerden beklentileriniz neler?


    Dergi çok güzel doyurucu bir dergi, çok teşekkür ederim. Sizin aracılığınız ile herkesin yeni yılını kutlar, 2006 yılının hayırlı geçmesini dilerim.


    - Fenerbahçe Dergisi okuyucuları için mesajınız var mı?


    Hayırlısı olsun, güzel güzel şutlar, güzel güzel gollar dilerim. Fenerbahçe’nin Türkiye dışında Avrupa’da da başarılı olmasını diliyorum. Bizi en çok heyecanlandıran maçlar yabancı takımlarla yapılan maçlardır. Hakikatten orada kulüp ne olursa olsun tabii sevdiğimiz kulüp olduğunda daha büyük bir heyecanla izleyip heyecanlanıyoruz. Yenildiğimizde de günlerce büyük bir üzüntüyle yatıp kalkıyoruz. Onun için başarılarının devamını diliyoruz.

    Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi:  2006 Ocak
    röportaj:Sibel Kurt

     




    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam8
    Toplam Ziyaret136532