Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • İlhan Şeşen/Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Aralık 2005 - 16/12/2009
  •  

     

     

    BEN ÇIKARIR MIYIM BU ŞAPKAYI !

     

      Evet çıkarmadı şapkayı söyleşi boyunca ve bir şarkısında dediği gibi “Şimdi ben bu şarkıları kime söyleyeyim” demedi. Başladı takımı Fenerbahçe’ye söylemeye. Ben sordum, o yanıtladı. Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesislerimiz; söz yazarı, besteci, yorumcu olarak bizlere kendini sevdiren Sayın İlhan Şeşen’i ağırlıyordu.

    Muhteşem biriyle, muhteşem Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’nde buluştuk. Mütevazı ve sıcak tavrıyla farklı bir Fenerbahçeli. Bu sıcaklığın nedeni onun müzik dünyasının amcası olması, Fenerbahçe’ye olan tutkusu ve bulunduğumuz mekandı. Sayın İlhan Şeşen’e baktığımız zaman hüznü, sevinci, kederi, coşkuyu bir arada yaşıyorduk. Çok doğal ve içten tavrıyla İlhan Şeşen’i anlamak bir o kadar kolay ve bir o kadar da kolay değildi. Sorduğum  sorulara yanıtlar verirken, sıra kadın ruhu ile ilgili sorulara gelince kendisinden düşündüğümüzün dışında yanıtlar, sorular Fenerbahçe olunca da peşpeşe yanıtları durmaksızın alıyordum. Bazen şaşırtıyor, bazen tebessüm ettiriyor, bazen düşündürtüyor bazen de çok uzaklara götürüyordu. Müzik dünyasında “Amca” lakabını alan İlhan Şeşen,  Aliye dizisindeki üstün başarısıyla ve rolü gereği “Dayı” lakabının da kendisine çok yakıştığını bizlere gösterdi. Bu arada Şubat ayı içinde yeni albüm çıkaracağı müjdesini de aldım. Avukatlık mesleğini bırakmış olsa da kendini aşk davalarına müzikle bakmaktan alıkoyamadı. Ses tonu, şarkı söyleme tarzı insanın içine ferahlık veren müziğiyle ve Fenerbahçe taraftarlığıyla her zaman yanımızda. Kendisine bizimle yaptığı söyleşi için Fenerbahçe Dergisi adına sevgi ve saygılarımız iletiyoruz.

     

    - Biz aramızda “Fenerbahçeli olunmaz Fenerbahçeli doğulur.” deriz her zaman. Peki siz nasıl Fenerli oldunuz İlhan bey ?

    Ben sonradan olma Fenerliyim. Yedi yaşına kadar Beşiktaşlıydım. Belki de babama inat. Tabii bu şakaydı. Çünkü babam koyu bir Fenerbahçeliydi. Sonra Samsun’da mahallede bir gün arkadaşımla bilye oynarken bana dedi ki; “Ben yenersem Fenerli olacaksın tamam mı?”  Ben de “Tamam” dedim.Yendi beni. Ben de o gün bugündür Fenerli oldum. İyi ki de olmuşum, iyi ki de yenmiş beni. İşte böyle oldu benim Fenerbahçeli oluşum. Sonraları babam her Fenerbahçe yendiğinde şahane bir şapka hediye ederdi. Ben bunu hiç çıkarır mıyım sanıyorsun, sonra her galip geldiğinde de pasta alır getirirdi. Aynı zamanda babam gençliğinde Manisa Gençlik Spor’un başkanlığını da yapmıştır. Spora emeği geçen insanlardandır. Bana sporu babam aşılamıştır. Sonradan da olsa doğuştandan da olsa Fenerlilik aynıdır. Arkadaşlar bir an önce gerçeği keşfetsinler ve derhal Fenerbahçe’ye dönsünler mutlu olsunlar.

    - Maçlara sık sık gider misiniz? Geçmiş yılların derbi maçlarına dönersek neler söylersiniz? Maç sonrası tepkileriniz?

    Ben hiç bir Fenerbahçe maçını kaçırmam. Şimdi Fenerbahçe Gönüllüler Derneği ile tanıştım. Onlarla birlikte maçlara gitmeye başladım. “Eskiden buralar tarlaydı, eskiden çok güzeldi” muhabbetini geçiyorum. Çok eski bir Fenerbahçeli olan ben 18- 20 yaşındayken de maçlara giderdim. O zamanlar gece maçları yoktu. FB-GS maçları saat 15.00’de başlardı. Bir gece evvelinden gidip bilet kuyruğuna girerdik  Maç saatine kadar da beklerdik. Fakat o zamanlar çok hoş bir şey vardı kuyrukta. Mesela 50 kişiydik. Bunun diyelim; 20’si GS’li, 30’u FB’li olurdu ama kuyrukta birbirimizin peşi sıra birbirimize karışarak ilerlerdik ve kuyruk sırasında gece oraya gidip çok beklediğimizden bizim yerimize birileri yer tutardı, stadın dışında naylon topla FB-GS maçı yapardık. Ondan sonra stada girer, karışık otururduk, o günler geldi geçti bugün artık dünyada da böyle değil. Yani dünyada sporda bir bölünme var. Bir takım tutma olayı dediğimiz zaman, Fenerbahçe şimdi yendiğinde bundan çok mutlu oluyorsam herhalde diğer Fenerbahçelilerin de mutluluğunu düşünemiyorum. Şimdi bu sene FENERBAHÇE ŞAHANE.  Fenerbahçe’de şu var: Hem yeniyor bizi memnun ediyor, hem de maç sırasında oynadıkları futbolla memnun ediyor, bu çok önemli bir şey. Dolayısıyla en başta şunu söylemek istiyorum; geçerli olan bugünkü Fenerbahçe’dir, geçmişidir ve tabii gelecektir. Fenerbahçe bugün o kadar başarılı ki hiçbir ünitesinin başarısızlığından söz edilemez. Çünkü bir bütün başarılıysa parçalarının başarısızlığından söz edilmez. Dolayısıyla tüm bu spekülasyonlara da hiç kulak kabartmıyorum. Fenerbahçemiz şahane... Ve yaptığı işlerle de, tesislerle de ihya ettiği şeylerle de görüyorum ki bu bizi mutlu ediyor.

    - Yabancı oyuncu sınırlandırması ile ilgili görüşleriniz?

    En önemli konuya geldiniz. Schalke maçıydı. Schalke maçında tabii televizyondan izliyorum bir spikerin bir anonsu şuydu. “Schalke’nin sekiz futbolcusu yabancı”. Şaşkınlıklar içinde kaldım, ilk defa duyuyordum bunu. Önce yabancı futbolcu hakkındaki fikrimi söyleyeyim. Bir kere bakın cesaretle diyelim ki mesela uluslararası spor camiasında sözü dinlenir bir adamım ve böyle bir şeyi önermeye hakkım var diyelim. Şunu öneririm; bence milli karşılaşmalar kaldırılsın. Bunun açılımını yaparım neden diye sorarsanız... Sporun amacı nedir? Hareket. Biz ne dersek diyelim kendiliğinden olan amacı barış değil mi? Kardeşlik değil mi? Sınırları aşmak değil mi? İşte spora böyle bir fırsat düşmüştür aslında spor sınırları kaldırabilir. Bence kendi fikrim olarak sporda milli karşılaşmalar kaldırılmalıdır. Böylece globalleşen dünyada her şey daha kolaylaşır. Ben de çok yakın zamana kadar, çok sayıda yabancı futbolcu alınırsa aleyhimize olabilir diye düşünenlerdendim. Fakat bu gerçeği keşfettiğim zaman artık böyle düşünmüyorum. Madem spor barış ve kardeşlik o zaman ne milliyeti, hangi milliyet? Bütün bunlara rağmen ben Fenerbahçeliyim, takımımı çok seviyorum ama “Spordur, bu ne ifade eder?”. Meseleye bu şekilde yaklaşmanın tam zamanıdır. Hiç kimse kendisini kandırmasın, mesela ben diyelim ki yabancı futbolcuya izin verilse ne olur, izin verilmese ne olur gibi bir noktaya gelmemizi bir taraftar, bir izleyici olarak mutlulukla karşılıyorum. Benim takımımdaki milliyeti kim olursa olsun bana güzel bir oyun sergiliyorsa, güzel bir spor olayını bana gösteriyorsa, ister Mısırlı olsun ister Norveçli ister Yeni Zelandalı olsun farketmez. Spor, futbol dediğimiz şey bir kör inançtır.  Nerdeyse neden sevdiğimizi bilmeden severiz takımlarımızı. Neden sevdiğimizi bilemediğimiz şeyi müthiş önemsemek, bazı sosyal olayların önüne geçirmek yanlıştır. Bütün bunların yanında gerçek olan bu son olaylara rağmen bu gelişmeleri olumlu buluyorum sanki yavaş yavaş buna gidilecek gibi. Milli karşılaşmalar kaldırılsın gibi radikal bir çözüm. Belki şu an değil ama sporda yavaş yavaş buna bir gidiş var bunu hiç kimse inkar etmesin.

    - Fenerbahçe Spor Kulübü’ne baktığınız zaman kulüp olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Yani geçmişiyle, tarihiyle her şey ortada... Bu konuda çok şey söylemek istemiyorum. Bugün Fenerbahçe’nin başarısızlığından söz etmeye imkan var mı? Yok... Neden yok? Örneğin futbolu baz alarak söylüyorum; böyle temaşa gerektiren sporda bu kadar başarılı olana artık kimse bir şey diyemez. Fenerbahçe bugün bu durumdadır yaptığı tesislerle, stadıyla, işletmeye açtığı yerlerle, Feneriumlarıyla. Todori’yi de ihya etmiş baktım, bayıldım. Fenerbahçe bugün sadece futboluyla değil yaptığı şeylerle bir takım değerlere sahip olduğunu gösteriyor. Ben Fenerbahçeli olduğumdan çok memnunum yani bu sene değil, geçen sene değil, önümüzdeki sene de memnun olacağım, ben böyle bir Fenerbahçeliyim.

    - Yoğun temponuzun yanı sıra sporla birebir ilgileniyor musunuz?

    Sadece yürüyorum. Eskiden basketbol oynardım şimdi sınırlarımı biliyorum. Yapabileceğim şeyleri yapıyorum, müthiş yürürüm. Benim kadar yürüyeni iddia ediyorum yoktur. En azından bizim mahallede yoktur.

    - Sporcularla sanatçıların ortak mutlulukları nelerdir?

    Benim felsefeme göre mutluluk şart değildir, çünkü mutluluğun ne olduğunu tarif edemeyiz. Nedir? Ne olduğunu bilmediğimiz şeyi aramaya niye uğraşıyoruz bu kadar. O zaman uğraşmayalım. Çok mutlu olmak şart değildir, önemli olan yapmaktır. İki gün önce bir yerde okudum “Mutluluk başarı karşısında hissedilen coşkudur.” Bana enteresan ve doğru gibi geldi. Ancak bir arkadaşım bana dedi ki; “Başarı nedir peki?” Dolayısıyla mutluluk böyle bir kavram. Şu an mutlu musunuz diye sorarsanız; evet, mutluyum. Yaptığımın sonucunda mutlu olduğum işleri yaparken bir çok kere o işleri yapma esnasında mutsuz hissettim kendimi ama sonradan baktım ki o mutsuz hissetmeler, çalışmanın verdiği zorluklarmış yani çalıştığın zaman biraz mutsuz oluyor, şurada çıkıp dolaşmak varken niye çalışıyorum ki diyorsunuz ama çalışarak elde ettiğiniz sonuç mutluluğun ta kendisi. Mutluluk başarı olmasa bile herkese göre değişen kavram. Ama sporcularla, sanatçıların ortak mutlulukları başarıdır diye değerlendirmek istiyorum. Örneğin bir futbolcu, gol atmaktan, maçta başarılı sonuç almaktan, birinci gelmekten mutluluk duyar.

    - Yani, sizce sporda amaç nedir?

    Sporda kendimizi hiç kandırmayalım amaç kazanmaktır. Bir karşılaşmanın amacı budur. Genel manada spor başka bir şeydir, mesela yürüyüş, spor olsun diye yaptığınız bir şey, sadece size yararı vardır ama spor, seyirciye sergileniyorsa seyirciye de yararı olması lazımdır. Benim yaklaşımım bu. Şimdi bir gol atmışsın şahane, çok şımarmışsın, maçın bir yerinde birine tekme atmışsın, oyundan atılmışsın, o zaman o oyuncunun attığı gol, gol değildir. Benim bakış açım budur. Bu manada tabii ki diğerlerinden ayırdığım sporcular var. Tam profesyonel gözle baktığım isimler ama bunları söylemeye gerek duymuyorum. Profesyonellik başka bir şey. O 90 dakikayı onurunla tamamlamaktır. Yoksa bir futbolcunun  arkadaşları da olacaktır, sevgilileri de olacaktır. Sevgilileriyle problemleri de olacaktır. Bütün bunlar olacaktır.

    - Ses tonu ve şarkı söyleme tarzı insanın içine ferahlık veren.bir insansınız...

    Bir rahatlık veriyor. Ses tonu böyle olsun diye hiçbir gayret sarfetmedim. Allah’tan bu tamamen. Meseleye profesyonel baktığımda şunu da inkar etmemem lazım çok duyulan bir ses tonu oldu artık benimki bilinen yerleşen bir ses, bununla ilgisi olabilir. Mesela Japonlar bir araştırma yapmışlar ben de kulaktan dolma biliyorum doğru olmayabilir. 50 kere arka arkaya aynı şarkıyı dinlerseniz en kötü, en antipatik şarkı bile olsa onu seversiniz.

    - Aliye dizisindeki performansınız, reytingler çok başarılı...

    Aliye güzel gidiyor, iyi ki başlamışız. Keyif alıyorum. Bu sene devam edecek, sonra ne olur bilemiyorum. Benim hayatımın bir parçası haline geldi. Çalışmaksa en çok Aliye’ye çalışıyorum şu an hayatımda en çok Aliye var.

    - 2006 yılı için projeleriniz nelerdir?

    Şubat ayında bir albüm çıkarmayı planlıyorum; 12 şarkım hazır durumda. İsmi belli değil çünkü albüm isimlerini en son koyarım. Hatta son albümüm “Aşk Yalan”, ben öyle koymayacaktım orada fotoğrafçı Murat Başoğlu vardı en son anda söyledi. “Tamam koyalım” dedim.

    - Peki aşk yalan mı?

    Aşk aşık olmayana yalan, aşık olana doğru. Yalan mı?  Bu kadar basittir.

    - Sanatçılar arasında kadın ruhundan en iyi anlayan erkeklerden biri olduğunuz söyleniyor. Siz ne dersiniz?
    Hiç anlamam.Yemin ediyorum benim anlamadığım yegane şeylerden biri kadın ruhudur. Ben kadın ruhundan anlasam var ya...(gülüyor) En çok kadın ve erkek ilişkileri konusunda fikrim vardır aslında anlatsam çok uzun sürer. Temel inandığım bir fikir kadın ve erkek birbirini asla anlayamaz asla. Bu neden? Bu bir teori gibi geliyor ben anlayamaz derken şunu demek istiyorum anlamaya çalışmaz. Bir erkek, kadın ruhundan, bir kadın, erkek ruhundan, hissettiklerinden tam olarak anlayamaz. İşin cazibesi de zaten buradadır. Kadın erkek ilişkilerinde gördüğümüz hatalar, kimi zaman bana da yapılan hatalar veya benim de yaptığım hatalar, anlamaya çalışmaktır. “Seni anlayamıyorum” deriz. Anlayamaz zaten çünkü kadın. Yani kadın erkek birbirini tam olarak anlayamaz. Az çok kadın ruhunu tecrübelerim sonucu bilebiliyorum az çok, tahmin edebiliyorum. Evet kadın ruhu diye bir şey var nasıl bir erkek ruhu varsa. Ama önce AB’ye kadın erkek ilişkisinde girmek lazım.

    - Planlı bir kişi misiniz?

    Plan yoktur diye bir kuralım vardır. Küçük planlar olabilir tabii örneğin randevu verip gelmek gibi ama “yarın şuraya gidelim mi?” dendiğinde “Bir bakalım yarın olsun” derim. Önemli şeyler dışında hayatımda plan yoktur.

    - Peki ya aileniz, takımınız dışında vazgeçilmezleriniz?

    Vazgeçemeyeceğimiz hiçbir şey yoktur. Mesela müzik vazgeçemeyeceğim bir şey. Belki bir gün sesimiz çıkmaz. Vazgeçmek durumunda kalırız. Kimseye zararı dokunmaz yalanlarımın ama ben yalan da vazgeçemiyorum, söylerim. “Gelir misin?” diyorlar, kıramıyorum. Beni çok zorlarlarsa kırmamak adına, hayır dememek adına söylerim. O zaman kolay hayır diyemiyorsunuz... Hayırları kolay kolay öğrenemiyoruz. Belki de en büyük eksikliklerimizden biri bu biliyor musunuz? Birbirimize hayır diyememek. İstemediğimiz şeyleri yapmamak adına, kırmamak adına en büyük yanlışlar bunlardır. Bunlar hayata dair şeyler. Bunlar konuşulduktan sonra kolay. Bunların konuşulmaması kötü.

    - Fenerbahçe Dergisi’ni okuyor musunuz? Bizlerden beklentileriniz neler?

    Tek kelimeyle mükemmel. Bende mi yazsam acaba?

    - Fenerbahçe Dergisi okuyucuları ve taraftarlarımız için mesajınız var mı?

    Fenerbahçe şampiyonluğa doymuyor, doymuyor... (Bir şarkı söyleyerek başladı) Hiçbir takımın taraftarından tam olarak memnun değilim. Takıma ümit bağlamak yanlış. Bu spordur. Gelecek sezon takımım başarısız olsun ben üzülürüm kapanırım, giderim odama. Yönetimde olsam asla evimizde oturmaya hakkımız yok ama ben taraftarım ve Fenerbahçe başarısız olduğu zaman, takım muhabbeti yapmıyorum, çok üzülüyorum ama hayatımın diğer yönlerini etkilemiyor kimseye kötü davranmıyorum, içmiyorum. Buradan bütün taraftarlar adına konuşup Fenerbahçe’ye teşekkür ediyorum. Bu seneki başarısından müthiş memnunuz. 2006 yılınız sağlık, mutluluk ve keyifle geçmesi en büyük temennim...

     Fenerbahçe Dergisi: Aralık 2005

    röportaj: Sibel Kurt

    Fotograflar:Serkan Hoşgör

     




    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam7
    Toplam Ziyaret139514