Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • Hamdi Alkan/Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Ekim 2005 - 16/12/2009
  •  

     

     

    İYİ Kİ FENERLİSİN!


      Güldürmek güç iştir, zordur... Hele bir de bu milyonların karşısında oldu mu daha da zor... Hamdi Alkan da, Fenerbahçe de her zaman yüzümüzü güldürecekler. Buna kökten inanıyoruz.

     Bu ayki konuğumuz Hamdi Alkan ile buluşmak üzere soluğu Swiss Otel’de aldık. “Hamdi Alkan ne mi yapıyor orada?” demeyin... Fazla kilolarını verebilmek için Swiss Otel’in spor merkezini kullanıyor. Kendisine dergimizin hediyesi olarak uzattığımız formaya üzgün gözlerle bakarak, “Ben bunun içine sığamam” deyişinin ardından formayı giymesi ve sığması bir oldu. Forma gayet güzel yakışmıştı. Bu bizim formamımızın sihirinden mi yoksa Hamdi Alkan’ın verdiğinden habersiz kilolarından mı bilemiyoruz. Bu arada Beşiktaş-Fenerbahçe maçının galibiyet keyfi de halen üzerindeydi. Hamdi Alkan’da beni etkileyen en büyük özellik; 12 yılda elektrik mühendisliğini başarı ve ısrarla bitirip inatla iyi bir tiyatro oyuncusu olması idi. Okuluna halen de destek vererek Yıldız Teknik Üniversitesi’nde tiyatro hocalığı, genel sanat yönetmenliği yapıyor. Bazen hedeflerimize ulaşmakta, ideallerimizi gerçekleştirmekte araya böyle bir düzine senelerde girdiği de oluyor işte ama Hamdi Alkan bu aradaki senelerin farkını hızla kapatmış, aynı zamanda bu işin hocalığını da başarıyla üstlenmiş bir profesyonel. 

    4 yılda bitmesi gereken okul 12 yılda bitiyor. Ve diyor ki ; “Anadolu’da yaşadığınız zaman kimse sizi yönlendirmiyor. ‘Git konservatuarda oyunculuk yap, git bu işi profesyonel olarak yap’ demiyor. Bize de demediler işte, biz de her Anadolu genci gibi ya doktor ya mühendis olmak gayesiyle oradan yola çıktık. Mühendislik okulunu kazandık. Üniversitede tiyatro aşkım daha da büyüdü. Kendimi çok fena kaptırdım. Bu yüzden 4 yılda bitmesi gereken okul 12 yılda bitti. Okul sıralarını boşuna işgal etmeyeyim dedim, fakat bana ısrarla “elektrik mühendisi ol” dediler. Ben de ısrarla elektrik mühendisliği yapıyorum, görüyorsunuz işte...” Gülmeyi ve güldürmeyi seven, kendiyle barışık, açık, net paylaşımcı yalın sade değerli tiyatro hocamızla buluşmak bizim için oldukça keyifli ve öğreticiydi. Bir şey daha bizi gururlandırdı. Bunu da anlatmadan geçemeyeceğim. Röportajımız başlamadan önce asistanım Serkan Hoşgör, derginin sonradan gönderilmesi için adresini istediğinde; “Yapmayın arkadaşlar dergi her yerde satılıyor. Ben kendim alabilirim. Hem kulübümüze de katkımız oluyor.” demesi bir kez daha farklılığını ve aynı takım ruhunu taşıdığımızı gösterdi. İyi ki Varsın... İyi ki Fenerlisin Hamdi Alkan. Kendisine Fenerbahçe Dergisi olarak sevgilerimizi ve saygılarımızı sunuyoruz.

    - Biz aramızda “Fenerbahçeli olunmaz Fenerbahçeli doğulur.” deriz her zaman. Peki siz nasıl Fenerli oldunuz Hamdi Bey?

    Ben de Fenerbahçeli doğanlardanım. Bizim ailede herkes Fenerbahçeli. Abimler, ablamlar, annem, babam hepimiz komple Fenerbahçeliyiz. Kendimi bildim bileli Fenerbahçeli’yim. Benimsedik, devam ettiriyoruz.

    - Son yıllarda futbolda ve Fenerbahçe’deki büyümeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Toplum geliştikçe, nüfus arttıkça futboldaki teknoloji, yayınlardaki kalite çoğaldıkça yani detaylar ve sistemler geliştikçe futbol mücadelesi daha zevkli hale geliyor. Baktığımızda dünyanın en hareketli sporlarından biri. 22 kişi, koca bir arenaya, stada çıkıp mücadele ediyorlar. Teknik gücü üstün olan, takım ruhu taşıyan daha güçlü olan karşı tarafı alt ediyor. Bu tekniğin ve futbol sanatının gelişmesinin sonucuna da paralel olarak futbolda patlama oldu. Son senelerde büyük kulüplerin Avrupa kulüplerinde başarıları her ne kadar Fenerbahçe için başarılı olamıyor deseler de ben geçen sene Avrupa kulüplerindeki son maçlarında  Fenerbahçe’yi çok başarılı buldum. Avrupa kapılarında her geçen sene ve dediğim gibi son maçlarda da çok daha başarılı buluyorum. Belki şansız mağlubiyetler aldı. Bundan sonrasında daha yukarı tırmanacak gibi geliyor bana. Biliyorsunuz televizyonda oyunculuk seçmeleri yapıyoruz. Türkiye’nin yıldızları olsun başka programlar olsun. Katılımcılara hep soruyoruz hangi takımı tuttuklarını... Hepsi ağırlıklı olarak “Fenerbahçe” diyorlar. Hepsi bu işin bilincinde bu tabii son senelere damgasını vurmakla alakalı, takım tutmak taraftar olmak ne demek biliyorlar.

    - Takımın ligdeki durumunu ve Şampiyonlar Ligi’ndeki geçmiş performansını nasıl değerlendiriyorunuz? Neler öngörüyorsunuz ?

    Fenerbahçe hiç yenilmeyen Manchester’ı kendi sahasında yenmiş bir kulüptür. Lig yine zorlu geçecekmiş gibi görünüyor. Bazen şöyle düşünüyorum. Fenerbahçe yıldız topluluğu. Hep derler ya; hepsi general asker mi yok?  Bakıyorum; Anelka, Appiah, Alex, Tuncay, Ümit Özat, Volkan hepsi ayrı ayrı birer  yıldız. Bu kadar çok yıldızın bir takım ruhu oluşturması belki çok daha zor gibi geliyor bana. Hani biraz da böyle asker gerekiyor futbolda o ruh o mücadele gerekiyor ama o kadar çok yıldız var ki Fenerbahçe’de, yedeğine kadar yıldız dolu... Bu sene tam tabiriyle tozu dumana katacak büyük bir mücadele görüyorum. Anadolu takımları Kayseri, Ankaraspor, Vestel sürpriz yapabilir. Büyük bir mücadele bekliyorum... Ama ne kadar zor olsa da Fenerbahçe ipi göğüsleyecek gibi görünüyor.


    - Dört büyük takımın maçlarında karşı takım taraftarlarının maçlara alınmaması konusunda görüşleriniz?

    Futbol sonuçta bir eğlencedir, keyiftir. Sahaya çıkan ise rakibinizdir düşmanınız değil. O maçı izlemeye gelen o takımın taraftarıdır düşmanı değil. Dolayısıyla bu gözle bakmak gerekiyor yani eğlencelik bir spordur. Oturacaksınız keyif alacaksınız, haz alacaksınız. Karşı taraf iyi oynadığında bile alkışlayacaksınız. Ama maalesef  bizde başka noktalara çekiliyor. Bazen köşe yazarlarından tutun gazeteci, spor medyası tavrına kadar iş başka boyutlara çekiliyor ki bu da trajik sonuçlar doğurabiliyor. Görüyorsunuz ölümler bile oldu. Tribünlerde istenmeyen şeyler yaşandı. Aslına baktığımız zaman olması gereken dostluk ve kardeşlik içerisinde maçın seyredilmesi ama sanırım bazen bu olamıyor. Bana çok yanlış bir uygulama olarak gelmiyor. Özellikle büyük maçlarda. Her anlamda gerilim yaşatıyorlar işte “Büyük maça iki gün kaldı.”;  “Büyük maça 24 saat kaldı, saatler var..” canlı yayınlar vs... Bir anda sanki az sonra savaş çıkacakmış gibi bir durum yaratıyorlar. Güvenlik güçleri de doğal olarak çıkabilecek kötü sonuçlardan çekiniyorlar çünkü biliyorsunuz Avrupa’da ve hatta dünyada da bunun  trajik örnekleri var. Belki de bunları önlemenin bir yolu oluyor ama sporun ruhuna ve seyrine aykırı çünkü bu tirübünde olacak bir mücadeledir. Karşında senin rakip taraftarında olacak ki sen gol attığında sevineceksin. El kol hareketi yapmayacaksın ama tezarühatla ona karşılık vereceksin, o gol attığında sana verecek. Olmuyor, üzgünüz...


    - Maçlara sık sık gidebiliyormusunuz? Yine gündemde sporla ilgili programınız var mı?

    Maçlara ara ara gidiyorum. Çoğunlukla televizyondan izleyebiliyorum. Televizyonda ilk spor komedi programını yapan benim.Yine hali hazırda da bunu gündeme getirme durumu var. Soruyorlar bunu istiyorlar. Gerginliğe, gerilime karşı bize görev düşüyor. Biz özellikle bu işin komedi sanatı ile uğraşanlara görev düşüyor. Bu anlamda faydamız olacak diye düşünüyorum.


    - Kızınız Zeynep’le şu an birlikte neleri paylaşabiliyorsunuz? İletişiminiz nasıl? Nasıl bir babasınız?


    Zeynep’le gayet iyiyiz, ben maç seyrederken özellikle ilgiyle bakıyor, el kol hareketlerime bakıp “Niye bu adam bu kadar heyecanlanıyor?” diye düşünüyor sanırım. Zeynep bir de hareketi, sporu çok seven bir çocuk, tiyatroyu da çok seviyor. Onunla okul dışında hep birlikte vakit geçirmeye özen gösteriyorum.

    - Hamdi Alkan’ı ne gibi çalışmalar içinde görebileceğiz?  Yeni ve farklı neler var? 100.yıl hazırlıklarımıza katkınız olacak mı?

    Şimdi bir spor komedi programı hazırlığı var, Lig tv ile görüşüyoruz. Ramazanda da komedi eğlence programımız olacak. Sevgili Birol Güven ile bir drama hazırlıyoruz. Beş dolandırıcının hikayesi. Robin Hood gibi zenginden alıp fakire veriyorlar. İllegal yollardan para kazananları dolandırıp ihtiyacı olana veriyorlar. İki sitcom yapımcılığım devam ediyor. Bir de benim geçen seneden devam eden “Yumurcaklar Televizyonu” diye yönetmenliğini de yaptığım Türkiye’nin ilk çocuk mizah programı var, o da ATV’ de devam edecek. Şu an böyle bir yoğunluk görünüyor. 100. yıl etkinliklerine gelince, Sevgili Aziz Başkanımız görev verirse seveseve katılırız. Elimizden güzel şeyler gelir. İyi fikirlerimizde olur. İlginç fikirlerim de var zaten.

    - Elektrik mühendisliğini bitirdiniz... Oyunculuğa nasıl karar verdiniz?

    Tamamıyla bir tesadüf oldu. Üniversitede hep tiyatroyla ilgilendim. Tiyatrodan hiç kopuk kalmadım. Daha sonra sevgili ağabeyim bu işlerle uğraşmam gerektiğini ve bu işi televizyona taşımam gerektiğini söyledi. Böylece TRT’de bir tesadüfle sevgili Gafur Uzuner ile birlikte başladı.

    - Tiyatro dünyasında derler ki güldürmek, ağlatmaktan daha zordur. Bir güldürü ustası olarak bize bu işin zorluklarını anlatabilirmisiniz?

    Zordur. Gülmek insanların bazen satın aldığı bir duygudur. Gidersiniz bir stand-up gösterisine ya da komediye veya bir komedi filmine insanlar daha talepkardır. İnsan yapısı olarak gülmek o kadar kolay değildir. Zaten baktığınız zaman bizim toplumumuzda yaşayan insanlar hayatımız, insanımız bu şeyle içiçe yaşıyor. Yani aslına baktığınız zaman traji-komik çok örnek var. Şimdi dışarı çıkıp yürüsek, görsek bunun çok örnekleriyle karşılaşabiliriz. Dolayısıyla meseleleri içerden görmek, gündemi çok iyi takip etmek, iyi toplamak gerekiyor. Ve herkesin bildiği ama göremediği detayları yakalamak gerekiyor. Onları yakalabilirseniz güldürmek hadisesini gerçekleştirebiliyorsunuz. Mesela biz tiplemeler yaratıyoruz . O insanları ekranda görmeyi istiyorlar. Bazen futbolcusundan tutun da siyasetçisine kadar hepsinin tiplemelerini yapıyoruz. Bire bir örneğin Yarmagül, fanatik Fenerbahçeli ve Gazman gibi... Savaş rüzgarlarında George Bush gibi sürekli tekrar edilen tiplemeleri izlemeyi de çok seviyorlar. Böyle özgün tipler bulmamız gerekiyor. Bu tiplemeleri bulmak hakikatten kılı kırk yarar gibi çok sancılı süreçi gerektiriyor. Biliyorsunuz televizyonda bu biraz deneme yanılma işine döndü. Bizde biraz daha zor. Sürekli bir iş yapmıyoruz. Her hafta yeni bir dünya inşa edip seyircinin karşısına geçiyoruz. Bu da oldukça zor. Kahkaha attıracak bir neden bulacaksın. Bütün bunlar bizi zorluyor.

    - Kadınlar gerçekten kendilerini güldüren erkeklerden mi hoşlanıyor?

    Vallahi ben kadın olsam beni güldüren erkekten hoşlanırdım. Etrafımda dostlarım, arkadaşlarım beraber olduğum eşim Canan bu durumdan keyif alıyorlar. Eskinden de böyleydi... İnsanlar yanlarında kendisini rahatlatan, keyif veren insanlarla dolaşmayı, arkadaş olmayı, dost olmayı istiyor bu onlara keyif veriyor. Mesela ben her an bir sürpriz yapabiliyorum. Tabii ki bu şaklabanlık veya minder komikliği anlamında değil. Hayata daha esprili bakan insanlar karşı cinse keyif verebiliyor herhalde.

    - Yetenek yarışmalarında sizde juri olarak görev yaptınız.son dönemlerde yetenekleri keşfetme yarışmalarının artması  konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Şimdi müzik anlamında yarışmaların pek önemi kalmadı. Bir tek bizim yarışmaların 2. ve 3.’leri oldu. Biz tiyatro kimlikli insanlara şans kapılarını açtık. Bir dönem Pop Star’la başlayan müthiş bir trend oldu Türkiye’ de. Şarkı ve benzeri yarışmaların ilki ses getirdi ama baktığımızda kimler kaldı, kimler kalmadı diye hakikatten sonuç içaçıcı değil. Ama bizim konseptte özellikle benim geliştirdiğim Türkiye’nin yıldızları yarışmasına baktığımda şu an piyasaya adını yazdığımız kişiler ortaya çıktı. Yabancı Damat’taki Engin, O Şimdi Asker’de oynayan Mehmet Kurt. İşte bu arkadaşlarımız hep bir vesile ile kapıları açtığımız, bulduğumuz arkadaşlardı. Diğerleri de küçük büyük bir çok işle uğraşıyorlar. Bir de sonuçta oyun ve tiyatro daha kalıcı şeylermiş gibi geliyor bana. Ekranda on yıllarca oyunculuk yapabilirsiniz. Şarkı müzikte de daha büyük rekabet var. Farklı bir sektör. Hani armut seçer gibi seçmiyoruz mesela belediyelerde senelerce tiyatroyla uğraşmış, ya da amatör olarak ya da konservatuarı bitirmişte bir türlü fırsatını bulamamış insanlara bir yol gösteriyoruz. Fırsat sunuyoruz. Bu anlamda da bizim yarışmalarımızın hayırlı sonuçları olduğunu düşünüyorum. Biraz daha öğretici biraz daha seviyesi iyi yarışmalar olduğunu düşünüyorum.

    - Koleksiyon merakınızı biliyoruz. Neler var bu koleksiyonda? En sonunda topladıklarınızı nasıl değerlendireceksiniz? Paylaşım olacak mı?

    Evet büyük bir koleksiyon... Koleksiyonculuk benim ruhumda var. Eski oyuncak, eski fotoğraf, eski fatura, eski film afişleri, baskısı tükenmiş kitap, imzalı kitap, özellikle Türk edebiyatçılarının, bir de resim koleksiyonum var. Eski Osmanlı dönemi ressamlardan, figüratif resimlerini topluyorum. Bir kirli çıkı deposu oldu. Bu aralar 1930’larda Anadolu şehirleri nasıldı onu araştırıyorum. Fotoğraflarını, belgelerini topluyorum. Sonra tiyatro eserlerini topluyorum. Türk dilinde basılmış olan eserlerin yüzde 90’ına yakını bende var. Sporlada ilgili ilginç fotoğraf arşivim oluştu. 20’li yıllar 30’lu yıllar eski futbol maçları... Bulduğum zaman dayanamıyorum. FB ile ilgili bulduysam onu toplayan arkadaşa veriyorum. GS ile ilgili bulduysam onu toplayan arkadaşa veriyorum. Bunlar önemli şeyler. Yaklaşık on onbeşbin parçaya ulaştı. Zaten bunları sergileyemessem patlayacaktır yakında. Ama hala toplamaya devam ediyorum. Biriktirdiklerim için bir müze mi veya bir ev mi oluşturacağız bilemiyorum. Sanırım müze biraz iddialı bir kelime olacak. Herhalde ailemin ismini vereceğim bir ev projesi yapacağım ilerde. Çünkü bunları toplamanın anlamı o. Yavaş yavaş insanlarla paylaşmak...

    - Fenerbahçe Dergisi’ni okuyor musunuz? Bizlerden beklentileriniz neler?

    Ara sıra okuyorum. Düzenli okuduğumu söyleyemem. Ama okumaya gayret ediyorum. Kaliteli güzel bir dergi. Tüm haberlere toplu bir biçimde ulaşabiliyorum. Futbolcuların fotoğraflarını daha yakından basmanızı istiyorum.  Mesela Alex saçını uzattı. Tipleme yaparken boşu boşuna gazetelerdenden kesmeyeyim...

    - Fenerbahçe Dergisi okuyucuları için mesajınız var mı?

    Fenerbahçe’yi asla yalnız bırakmasınlar. İyi oynayan bütün takımları alkışlasınlar ama en çok Fenerbahçe’ yi alkışlasınlar. Ne diyoruz Fenerbahçeli olunmaz Fenerbahçeli doğulur... Fenerbahçeli olduklarını unutmasınlar... Spor barış ve kardeşliktir. Dolayısıyla en çok taraftarı olarak Fenerbahçe önderliği yapmalı. En iyi kulüp olan Fenerbahçe başı çekmeli. Kendi kulübümden bunu bekliyorum.

    Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi:  2005 Ekim  röportaj:Sibel Kurt
    Fotograf: Serkan Hoşgör




    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam13
    Toplam Ziyaret135276