Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • Hande Dane Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Ocak 2014 - 17/02/2014
  •  

     

     

     

    01: Bence sporcu ve tiyatro oyunculuğunda en büyük ortak özellik; ikisi de takım olmakla ilgili. Tiyatro da partnerine, takım arkadaşına güvenmeli ve doğru paslaşmalısın. Yaptığın prova veya antrenmanların tek bir amacı vardır: Ortaya alkışa değer bir şey çıkarabilmek.

    02: Oyuncu olmasaydım şimdiye kadar bireysel spor yaptığım için sanırım takım sporu yapmak isterdim. Futboldan çok basketbol izlemeyi seviyorum. Özellikle Fenerbahçe, Milli takım ve NBA maçlarını hiç kaçırmam. Bu yüzden basketbol oynamak isterdim.

    03: Biz Fenerbahçe’nin iki üç senelik taraftarı değiliz, her zaman gelecek nesillerle de beraber Fenerbahçemizi ileri götürmek için gereken desteği her zaman vereceğiz.

    BAŞLIK: Hande Dane: “Renkleri Başka; Sevdası Başka!”

    GİRİŞ SPOTU: Hande Dane yetenekli bir oyuncu. Televizyon dizi izleyicileri için “Evin Kızı” diyebiliriz. Oyunculuğunun yanı sıra Anadoluşivelerinde gösterdiği başarı yadsınamaz. Tabii Fenerbahçeliliği de tartışılmaz. Taraftar formasının hakkını veren bu değerli kişileri sizlerle buluşturmak bana son derece gurur veriyor. Dergimizdeki dokuzuncu senemi Sayın Hande Dane ile bitiriyorum. Nice birlikteliklere… 2014 hepimize sağlık, mutluluk, başarı getirsin…

    - Herkesin bir Fenerbahçelilik hikâyesi var. Sen nasıl Fenerbahçeli oldun Hande?

    Doğuştan Fenerbahçeliyim demeyi çok isterdim fakat ailem Beşiktaşlıydı. Çocukken yakın bir akrabamız devamlı bize gelirdi, babamlarla maçları izlerken bir tek Fenerbahçeli oydu. Fenerbahçe’ye karşı o kadar farklıbir sevgisi vardı ki onun takım tutmasına imrenmiştim. Ben de onun yanında oturup Fenerbahçe atkısına dolanarak maçları izlerdim. Bir keresinde de bana bir forma hediye getirmişti. Böylece Fenerbahçeliliğim ailemi de karşıma alarak başladı. Fenerbahçeli olmaktan başka ne yapabilirdim ki renkleri başka sevdasıbaşka!

    - Oyunculuk hayatın nasıl başladı?

    1979 yılında İstanbul’da doğdum. İstanbul Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi bölümünde okurken bir yandan da konservatuar sınavlarına girdim ve Müjdat Gezen Konservatuarı’nın oyunculuk bölümünü kazandım, mezun oldum. Aynı yıl bir yıl boyunca Amerika’da Wilshire Players’a katıldım ve Tennessee Williams’ın Yağmur Gibi Söyle Bank’da başrol oynadım. Dönünce çeşitli diziler ve filmlerde rol aldım. Bu süreçte sık sık Amerika’ya giderek Anthony Meindhl Acting Class gibi çeşitli workshoplara katıldım; fırsat buldukça halen devam ediyorum. Rol aldığım projeler ise şöyle: Gurbetçiler, Unutma Beni, Ölümsüz Aşk, Adak, Köprü, Organize İşler, Eyvah Eyvah1-2-3, Benim Annem Bir Melek, Sultan, Güldür Güldür.

    - Televizyonda oynanan diziler hakkındaki görüşlerin neler?

    Televizyon dizileri maddi ve manevi olarak benim gibi mesleği oyunculuk olan kişiler için hayatımızı idame ettirmek için gerekli bir alan. Tiyatro ve sinemanın dışında farklı karakterler oynama imkânı da bulabildiğimiz bir alan ama bu kadar fazla dizinin olması bir taraftan hepimize daha çok iş imkânı sağlamasının yanında, sürekliliği açısından da riskli bir işhaline geliyor. Çok rekabet, reyting kaygıları büyük özverilerle başlayan dizilerin birkaç bölümde bitmesine sebep oluyor. Bunun dışında bence her geçen yıl kalite daha da yükseliyor. Yabancı diziler kadar olmasa da daha iyi prodüksiyonlu işler görmek mümkün. Bunun için çok imkân gerekiyor tabii ki.

    - Dizi çekimlerinde özellikle de kış aylarında yaşanan zorluklar, bu şartların yanı sıra zorlandığınız konular neler?

    Bence çekimlerde yaşanan en büyük zorluk sizin de dediğiniz gibi çekim şartları. Dışarıdaki gibi büyük ve çok kapsamlı platolarımız olmadığı için genellikle dış mekânda çekiliyor diziler. Reel mekânlar yani. Gerçek evler, restoranlar ve benzerleri. Bu da işi zorlaştırıyor tabii. Belli bir sürede işi bitirmeniz gerek ve en zoru da 6 günde 90 dk’lık bir işyetişmesi gerekiyor. Bu yüzden de ekranda görünen oyuncuların dışında çalışan 40-50 kişilik ekipler ağır şartlarda çalışıyor. Kısaca; zaman kısıtlı ve işçok. Bu da günde 20 saate kadar çalışmamızın sebebi sanırım.

     

     

     

     

    - En çok oynamak istediğin rol nedir?

    Söz konusu karakter oynamak olunca benim özellikle oynamak istediğim bir rol yok. Sadece bugüne kadar her zaman farklı roller oynamaya çalıştım. Tabii imkânlar elverdiği sürece. Ben farklı karakterleri baştan yaratıp onların dünyasına girmeyi seviyorum. İşimin en sevdiğim tarafı bu. Bazen araya zaman girdiğinde tekrar kostümlerimi giydiğimde o karakteri çok özlediğimi fark ediyorum. Bir metni güzel bakarak ya da yönetmenin sizi yönlendirmesiyle oynamak pek zor değildir, ama önemli olan sizin ona bir şey katıp, olduğunuzdan farklı özellikler sergileyebilmeniz. İşin yaratıcı kısmı ve inandırıcılığı da bununla ilgili. Ve bence bu yüzden bunun eğitimini almış;aylarını, yıllarını bunu tecrübe edinerek geçirmiş insanların bu piyasada öncelikleri olmalı. Bu şu anda pek böyle olmasa da eminim yakında olacaktır. Çünkü seyircimiz bilinçli ve artık inandırıcı olmayan şeyleri çok da istemiyor bence.

    - En beğendiğin sanatçılar kimler?

    Türkiye’de çok yetenekli ve donanımlı oyuncular var. Daha önce de dediğim gibi imkânlarımız daha çok olsa dünya sektöründe olmamamız için bir sebep yok ki böyle örnekler de var. Benim naçizane hayranlık duyduğum,Şener Şen, Ayşenil Şamlioğlu ve benim jenerasyonumdan Melisa Sözen ve Nurgül Yeşilçay’ı sayabilirim...

    - Spor ve tiyatro oyunculuğunu karşılaştırırsan ortak özellikleri var mı?

    Bence sporcu ve tiyatro oyunculuğunda en büyük ortak özellik, ikisi de takım olmakla ilgili. Tiyatro da partnerine, takım arkadaşına güvenmeli ve doğru paslaşmalısın. Yaptığın prova veya antrenmanların tek bir amacı vardır, ortaya alkışa değer bir şey çıkarabilmek. Bence en büyük ortak özellik bu. Sahada da sahnede de hatta sette de bu bir takım işi.

     

     

    - Sporla birebir ilgin oldu mu?

    Evet, ortaokulun bir kısmına kadar jimnastikçiydim. Bu yolculuk ben beş yaşımdayken başladı. Esnek olduğumu fark eden ailem beni jimnastiğe yazdırdı. Yaklaşık 4 yıl artistik jimnastik yaptım. Sonra asimetrikten düşüp sakatlandım ve sanırım bir daha oraya çıkmaya korktum. Daha küçüktüm sonuçta ama bırakmak istemedim ve ritmik jimnastiğe geçtim. Beş yıl kadar da Netaş’ta ritmik jimnastik yaptım. Bununla beraber zorunlu olarak bale de yaptım tabii. Yaşanan sakatlıklar ve Anadolu Lisesi sınavları stresi sonrasıbıraktım. Şimdi en sevdiğim spor pilates ve yoga oldu.

     

     

    - Kulüpte bir sporcu olsaydın, hangi branşta olmak isterdin?

    Oyuncu olmasaydım şimdiye kadar bireysel spor yaptığım için sanırım takım sporu yapmak isterdim. Futboldan çok basketbol izlemeyi seviyorum. Özellikle Fenerbahçe, Milli takım ve NBA maçlarını hiç kaçırmam. Bu yüzden basketbol oynamak isterdim.

    - Anadolu şivelerinde çok başarılısın, bunun bir eğitimi var mı?

    Sanırım yok, bu kulakla ilgili bir şey. Okulda şive dersi diye bir şey yoktu ama bu coğrafyanın her rengine aşina olabilmek işimin bir gereği. Ben genelde dinlerim. Ve tabii ki proje şive gerektiren bir işse,şirket oralı bir oyuncu ya da diyalekt konuyla çalışmamızı sağlıyor. Dilin püf noktalarını bize gösteriyorlar sağ olsunlar. Bununla beraber bu süreçte hep öyle konuşup, o yörenin insanlarıyla harika sohbetler etmek en önemli eğitim...

    -Fenerbahçe taraftarları için mesajın var mı?

    Taraftarlarımızı çok seviyorum. On iki numaranın hakkını çok iyi veriyorlar. 3 Temmuz’dan beri yaşadığımız süreçte de bunu çok iyi ispatladılar. Başkanımızı da her zaman çok takdir ediyorum.

    - Kulübümüz hakkındaki düşüncelerin neler?

    Fenerbahçe Spor Kulübü bir Dünya kulübü. Yaşadığımızşansızlıklarla ilgili olarak biraz duraksadık. Fakat 100. yılda yaşadığımız coşkuya tekrar kavuşacağımıza inanıyorum. Bu sene şampiyon biz olacağız. Biz Fenerbahçe’nin iki üç senelik taraftarı değiliz her zaman gelecek nesillerle de beraber Fenerbahçemizi ileri götürmek için gereken desteği her zaman vereceğiz. Bugün baktığınızda karşınızda kurumsal bir Fenerbahçe görüyorsunuz. Tesisleriyle, değişik branşlarda kazanılan başarılarıyla, eski sporcularıma verilen değerlerle. Bu kulübün taraftarı olmaktan son derece gururluyum.

    - Dergimiz hakkındaki düşüncelerini de paylaşır mısın bizlerle?

    Fenerbahçe’nin her şeyi bana farklı ve kıymetli geliyor. Fakat dergimizin tirajını duyduğumda sadece bana farklı gelmediğini anladım. Dergimizi her ay takip ediyorum. Spor haberlerinden başka sporcularımızın gündelik hayattaki hallerini görmek, röportajlarını okumak çok keyifli. Aynıduyguyu Fenerbahçe televizyonunu izlerken de yaşıyorum.

    - Sana çok teşekkür ediyor ve başarılarının devamını diliyoruz. Son olarak; yeni yıl dileklerini de alabilir miyiz?

    2014 yılınız tüm insanlığa barış, huzur, sağlık, mutluluk getirmesini diliyorum. Ayrıca 2014 senesinde tüm şampiyonluklar yine bizim olsun.

     




    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam4
    Toplam Ziyaret139511