Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • Levent Üzümcü Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Mayıs Sayısı 2012 - 04/11/2012
  •  

     

     

    Levent Üzümcü: “Aşkımız Renklere Sarı ve Laciverde

     

     

      Bu ayki röportajımızı Fenerbahçe’yi yüreğinde taşıyan, Fenerbahçe ailemize Ada ve Batu adındaki iki oğlunu da katan Sayın Levent Üzümcü ile gerçekleştirdik. Onu her ne kadar televizyon ve sinemada izlesek de tiyatro sahnesindeki performansı ve başarısını göz ardı edemeyiz. Sahip olduğu ses tonuysa sanırım Allah’ın kendisine verdiği bir ödül olsa gerek. Tiyatroya bu kadar sahip çıkması da takdir ettiğimiz en önemli özelliği...

     

      80’li yıllarda 4-1’den geri geldiğimiz bir Galatasaray- Fenerbahçe maçı vardı, arabadan dinlerdik o zamanlar. O gün ne kadar heyecanla dinlediğimi hatırlıyorum. Küçüğüz daha… Mahallede oynuyoruz. Akşam eve geldim; televizyon, maçın tekrarını veriyordu. Skoru 4-4 biten bir maçtı. Ama bu tekrar olan o maça kendimi o kadar kaptırmışım ki beşinci gol olur mu diye heyecanla bekliyordum.

      Benim tuttuğum takımı bilmeden birine “Hangi takımı tutuyorsun?” diye sorduğumda “Anti Fenerliyim” diyor. Bu da galiba Fenerbahçe’nin diğer takımlara karşı kurduğu üstünlük durumundan kaynaklanıyor. Tabii Fenerbahçe taraftarının tek tip olmaması da büyük bir faktör. Her gruptan insan var, çok taraftarı var Fenerbahçe’nin.  Çok büyük bir kulüp Fenerbahçe. Aşkımız renklere, sarı ve laciverde…

      Alex’siz bir takım düşünemiyorum. Takımın bel kemiği. Alex’i çok beğeniyorum. Onun artık hep bizimle kalacağını düşünüyorum. Türkiye’yi sevmese elli kere gitmişti. Onun Lefter ziyaretini unutamıyorum. Bence Alex de onun gibi bir kulüp efsanesi olmak istiyor. Bunu da sonuna kadar hak ediyor.  

      Tüm branşlarda şampiyon olabilmek bu dünyada çok nadir olan bir şey...  Fenerbahçe Spor Kulübü futboldan ibaret değil. Bunu anlayıp bunu hayata geçirmiş olmak önemli. Her alanda başarılıyız diyebilmek, tüm tesisleriyle övünebilmek çok güzel.

    - Biz aramızda “Fenerbahçeli olunmaz, Fenerbahçeli doğulur.” deriz her zaman. Peki, siz nasıl Fenerbahçeli oldunuz Levent Bey?

    “Yüzmeye ne zaman başladın?” sorusunun cevabını çoğumuz hatırlamayız. Fenerbahçelilik de benim için öyle ne zaman Fenerbahçeli olduğumu bilmiyorum. Kendimi bildim bileli… Annem, dedem, dayım tarafı Beşiktaşlı. Kocaman bir aileyiz. Beşiktaşlı da çok, Fenerbahçeli de. Fakat babam Fenerbahçeli. Armut dibine düşüyor galiba.  

    -  Uzun bir dönem İzmir’de de bulundunuz, İzmir takımları da köklü takımlar, bu takımlara da sempatiniz var mı veya sizi etkileyen bir takım oldu mu?

     

     

    Babam Ayvalıklı, annem Çeşme Ilıcalı. Karşıyaka takımını beğenirdim fakat maalesef İzmir’in futbol takımları tarihlerindeki başarılarına rağmen artık birçok nedenden dolayı başarılı olamıyor.

    - Hepimizin bildiği gibi Fenerbahçe- Galatasaray maçları hep heyecan doludur. Hiç futbolla ilgisi olmayan kişiler bile o gün bu maçın yapılacağını bilir, sizi en çok heyecanlandıran bir derbi maçı anımsıyor musunuz?

    80’li yıllarda 4-1’den geri geldiğimiz bir Galatasaray- Fenerbahçe maçı vardı, arabadan dinlerdik o zamanlar. O gün ne kadar heyecanla dinlediğimi hatırlıyorum. Küçüğüz daha… Mahallede oynuyoruz. Akşam eve geldim; televizyon, maçın tekrarını veriyordu. Skoru 4-4 biten bir maçtı. Ama bu tekrar olan o maça kendimi o kadar kaptırmışım ki beşinci gol olur mu diye heyecanla bekliyordum.

    - Son dönem yaşadıklarımızla taraftarlık titrinde olumsuz gelişmeler yaşanıyor. Bunlar da hepimiz için üzüntülü olaylar doğuruyor...

    Bizim yetiştiğimiz dönemlerde böyle bir ayrışma yoktu, rakip takım taraftarına bu derece bölmelere varacak kadar çılgınlık fanatiklik de yoktu, nasıl bu hale geldik anlamıyorum. 1980 yılındaki darbeyle birlikte Türkiye’de birçok şey ayrıştı, çözüldü. Bir gerçek var ki; ne kadar azmetseler de Galatasaray Fenerbahçe’yi yenemiyor. Ama holiganizme kaçan taraftarlık olgusu, düşmana dönüşme çok yanlış. Bir de son zamanlarda yaşadığım bir olayı anlatayım: Benim tuttuğum takımı bilmeden birine “Hangi takımı tutuyorsun?” diye sorduğumda “Anti Fenerliyim” diyor. Bu da galiba Fenerbahçe’nin diğer takımlara karşı kurduğu üstünlük durumundan kaynaklanıyor. Tabii Fenerbahçe taraftarının tek tip olmaması da büyük bir faktör. Her gruptan insan var, çok taraftarı var Fenerbahçe’nin.  Çok büyük bir kulüp Fenerbahçe. Aşkımız renklere, sarı ve laciverde…

    - Bir yandan sinema, tiyatro, televizyon dizileri... Sizi stadımızda hiç göremiyoruz.

    Evet, üzülerek söylüyorum gerçekten yoğun bir çalışma tempom var. İki oğlum var. Ada ve Batu. Gelmesek de maçları mutlaka onlarla beraber televizyondan izliyorum. Artık kadınların ve çocukların daha çok stada geldiğini görüyorum. 2001-2002 yıllarında geliyordum. Şimdi maçlar stadımızda çok daha güzel geçiyor. Çok renkli bir stat. Umarım tekrar gelmeye başlayacağım.

    -  Uğurlarınız var mı?

    Olmaması için elimden geleni yapıyorum, delirebilir insan gerçekten kafayı üşütebilirsiniz. İşte formamı giyerim bir maç giyerim, diğer maç giymem. İki maç giyerim, üç maç giymem hiç onu takmam kafaya çünkü öyle şeyler insanın ömründen yiyor. Her maçı kendi içinde bir maç olarak algılarım. Öncesinin ve sonrasının olmadığını düşünürüm. Mesela düşünsenize Galatasaraylı biri mesela kafasına takıyor 12 yıldır yenemiyoruz 12 yıldır şöyle oluyor böyle oluyor diye konuşuyor ve hala Galatasaray Fenerbahçe’yi bu statta yenemedi. Beraberlikte bile seviniyorlar, Fenerbahçelilerse beraberlikte mağlup olmuş gibi üzülüyorlar. Ne kadar ilginç değil mi? Koskoca iki takım maç yapıyorlar, bunun sonucunda her şey olabilir ama insanlar geçmişle olan bağlantıyı kurup devam ettiriyorlar. 

    - Spora merakınız oldu mu, diğer branşlar hakkında neler söyleyeceksiniz?

    Halen düzenli olarak spor yaparım, lisede basketbol oynadım. Spor benim için olumlu bir şey, sizi bütün gün mutlu ediyor. İzmir’de futbol oynamaya çalıştım fakat futbola karşı bir yeteneğim olmadı. Hentbol, basketbol ve voleybol seviyorum. Durağan sporları sevmem. Örneğin; Amerikan futbol, beyzbol... Keşke herkes spor yapabilse büyük oğlum Ada koşmayı ve yüzmeyi çok seviyor. Batu daha ufak onun seçimini bilemiyoruz.

    -Son yıllarda futbolda artık istatistikler konuşuyor. Kimin ne kadar fazla koştuğu hesaplanıyor. “Bu çok koşuyor, iyi futbolcu” gibi yorumlar getiriliyor. Taraftar olarak sizin bakışınız nedir?

    90 metrelik bir sahayı 11 oyuncu bölüşüyor, kim kaç metre koşuyor hesaplanıyor. Çok koşan iyi oynayacak diye bir şey yok. Alex için “Az koşuyor” deniyor fakat Alex’siz bir takım düşünemiyorum. Takımın bel kemiği. Alex’i çok beğeniyorum. Onun artık hep bizimle kalacağını düşünüyorum. Türkiye’yi sevmese elli kere gitmişti. Onun Lefter ziyaretini unutamıyorum. Bence Alex de onun gibi bir kulüp efsanesi olmak istiyor. Bunu da sonuna kadar hak ediyor.  

    - Futbolcu olsaydınız, hangi mevkide oynamak isterdiniz?

    Defans, orta saha oyuncusu olmak isterdim. Pas vermeyi seviyorum, akıllı pası milimetrik pası... Tabii her bir oyuncunun görevlerinin aynı derecede önemli olduğuna inanıyorum.

    - Fenerbahçe Spor Kulübü’nü nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Yaşadığımız zor günlere rağmen şubelerimizdeki başarılarımız ortada. Fanatik değilim fakat Fenerbahçe Spor Kulübü’nü tarihiyle, duruşuyla hep önemli bir noktada görürüm. Diğer takımlar da çok önemli, takımlar özlerini unutmadıkça çok çok iyi yerlere gelebilirler. Tüm branşlarda yaşadığımız şampiyonluklar gurur verici. Bizden kaynaklanmayan tek sorunumuz sanırım stadımız çevresindeki trafik. Ona da nasıl bir çözüm getirilebilir bilemiyorum.

     - Taraftarlarımıza mesajınızı alabilir miyiz?

    Bir taraftara verilecek en güzel şey; onu başka takım taraftarlarına düşman etmeden verilen taraftarlık misyonudur. Kulüpler kendi üzerlerine ne düşüyorsa bunu yapmalılar. Gerek futboldaki 90 dakika, basketboldaki 40 dakika, voleyboldaki 3 veya beş setlik bir zamanı kendinize deşarj yeri olarak görüyorsanız, lütfen maçlara gelmeyin. Bu bahsettiğim bütün spor dalları ki bizim kulübümüz hepsinde çok çok başarılı ve tüm branşlarda şampiyon olabilmek bu dünyada çok nadir olan bir şey...  Fenerbahçe Spor Kulübü futboldan ibaret değil. Bunu anlayıp bunu hayata geçirmiş olmak önemli, her alanda başarılıyız diyebilmek tüm tesisleriyle övünebilmek çok güzel.

    - Türkiye sizi uzun yıllar süren “Avrupa Yakası”  adlı başarılı dizi ile daha çok tanıdı. Şu an İstanbul Büyükşehir Belediye Tiyatrosu’nda “Maskeliler” adlı oyundaki rolünüz çok başarılı bir şekilde devam etmekte… Tiyatro çalışmalarınızdan mutlu musunuz, bunun dışında yeni projeler var mı?

    Eylül ayında yeni bir dizimiz var. Seslendirmeler var. Şehir Tiyatrosu çok güzel fakat teknoloji nasıl çağımıza artılar getiriyorsa bir yandan da eksiler gelebiliyor. Şimdi yeni bir sıkıntı oluşmaya başladı. Şehir Tiyatroları’nın biletleri pahalı değil. İnsanlar internetten bileti alıyor. Bunun için de 7-8 lira gibi bir para ödüyor. Fakat o gün sıradan bir nedenden de gelmeyebiliyorlar. Kağıt üzerinde 500 kişinin bilet aldığını görüyorsunuz fakat bir bakıyorsun salon 350 kişi. Bu da tiyatro salonunun havasını etkiliyor. Daha büyük bir sıkıntı ise cep telefonları. Orta yaş üstü insanlar telefonda genellikle “yes” ve “no” tuşlarını biliyorlar. Sesi kapatmayı bilmediklerinden, hem kendileri hem de konsantre açısından bize sorun yaşatıyorlar. Kendi telefonunu çaresizlikten kırmaya çalışan bile gördüm. Daha da fenası var. Gençler mesaj atıyorlar ve telefonuna bakan yüzü telefondaki ışığın yüzüne yansımasıyla sahneden korku filmi gibi görünüyor. Tabii kendisi bunun farkında olamıyor. Bazen kendi kendime söyleniyorum “Sen bu telefon daha önce yokken ne yapıyordun?”. Hatta mesaj atarken sahnede komik bir şey söylenmişse gülüyor. Böylelikle mesaj atarken aynı zamanda bizi dinlediğini de gösterdiğini zannediyor. Hangi tiyatroda duydunuz. Telefonla ilgili uyarı yapmak zorunda kalıyoruz. Bu da çok acıklı bir durum. Bu tip sorunları her röportajımda özellikle dile getiriyorum. Konumuza dönersek; iki sinema filmi çalışması var. İsimlerini veremiyorum, seyirciyi keyiflendirecek güzel filmler. 

    - İki tane evladınız var. Ailece ortak paylaşımlarınız neler oluyor?

    Oğullarımızın keyif ve zevklerine uygun mantık çerçevesinde istedikleri şeyleri yapıyorum. Eşim psikolog ve aile terapisti. Ofisi Suadiye’de, evimize de yakın. Bazen hep birlikte dolaşıp, geliyoruz. Büyük oğlum Ada kaykay seviyor, gitar seviyor. Onları sağlam tutmaya çalışıyorum, her istediklerini vermiyorum. Batu daha statik, onlara layık olmaya çalışıyoruz.

    - Dergimiz hakkındaki düşünceleriniz?

    Bir futbol kulübü mü,  bir spor kulübü mü? Bu fark çok bariz belli oluyor. Bu geniş yelpazemize dergimizde yer veriyoruz. Bu çok önemli, bu bizim olaya nasıl baktığımızın en büyük göstergesi. Bu kulüp bir tarihtir ve tarihiyle övünür. Dergimize her baktığımda buram buram tarihini görüyorum. Eskileriyle yenileriyle, elele vermiş taraftarıyla hepimiz yer alıyoruz. Spor sadece o gün o dakikadır önemli olanı budur ama bazen o gün o dakikada aldığınız başarı o kadar önemlidir ki işte o tarihe kalır. Fakat bazen başarısızlık hatırda kalır.  “Dünyanın en hızlı atleti en hızlı çıkışı yaptı, kazanamadı” deriz Kimin kazandığını hatırlamayız. Kimin elendiğini hatırlarız.

    Dediğim gibi, spor sadece başarıdan ibaret değil, başarısızlıktır da... Aynı zamanda başarımızla, başarısızlıklarımızla da geçmişimizle, geleceğimizle,bugünümüzle ne kadar önemli bir kulüp olduğumuzu 75 milyonluk bir ülkede bugüne kadar ne gibi başarılarla geldiğimizi anlatıyoruz, ifade ediyoruz ve paylaşıyoruz. İyi ki bu dergi var...

     

    Levent Üzümcü, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Oyunculuğu, Los Angeles Film Okulu Oyuncu Yönetmenliği eğitimi almıştır. 1996 yılından beri İstanbul Şehir Tiyatroları oyuncusudur. Atv’de yayınlanmış olan Avrupa Yakası adlı dizide Cem karakterini canlandırmıştır.

    Oynadığı tiyatro oyunları:

    Tehlikeli İlişkiler: Choderlos De Laclos / Alevli Günler: Irmak Bahçeci / Gagarin Sokağı: Gregory Burke / Maskeliler: Ilan Hatsor / Tozlu Çizmeler: İsmet Küntay / Can Tarlası: Kemal Kocatürk / Barut Fıçısı: Dejan Dukovski / Gündüze Gebedir Gece: Danton’un Ölümü: Georg Büchner / Candan Can Koparmak: Orhan Asena / Macbeth: Shakespeare / Bir Adam Yaratmak: Necip Fazıl Kısakürek / Küçük Nasrettin (Çocuk Oyunu) / Kuyruklu Yıldız Altında: Hüseyin Rahmi Gülpınar - Güner Sümer / Metro Canavarı / Defne Dalı / Hayvan Çifliği: George Orwell / Mumammer Muammer / Çil Horoz / Vişne Bahçesi: Anton Çehov / Oz Büyücüsü

    Filmografi 

    Beyza’nın Kadınları 2005/ Umut 2008/ Abimm 2009

    Oynadığı Diziler:

    Anneleri ile Kızları 2011/ Şen Yuva 2010 / Avrupa Yakası (2004 - 2009) / Serseri Aşıklar (dizi) 2003/ Bayanlar Baylar 2002 / Biz Size Aşık Olduk 2002 / Evdeki Yabancı 2000 / Küçük İbo 1998 / Bir Umut 1997

    Oynadığı Bazı Televizyon Filmleri:

    Kabuslar Evi: Kaçan Fırsatlar Limited

     




    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam22
    Toplam Ziyaret136618