Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • Serhat Kaner Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Mart 2012 - 04/11/2012
  •  

     

    Serhat Kaner: “Mirastır bu sevda bana dayımdan, babamdan… Bu gururum ondan”

     

      Serhat Kaner, Türkiye’deki en iyi Elvis yorumcularından biri… Basın tarafından “Türkiye’nin Elvis’i” olarak anılıyor. Yurtdışında da aynı şekilde müzikal diksiyonu nedeniyle alkış topluyor. Serhat Kaner’in bizler açısından daha da önemli bir diğer kimliği ise; babasının değerli futbolcumuz Ömer Kaner, dayısının ise efsane futbolcumuz “Mehmetçik” lakaplı Basri Dirimlili olması... Serhat Kaner, Türk futbol tarihine önemli bir hizmet sunarak dayısının hayatını konu alan bir kitap hazırlığı içerisinde ve ilk bilgileri bizlerle paylaşıyor.

     

      

    Basri Dayımın anısını yaşatmak, onu gelecek nesillere aktarmak, tanıtmak ve o dönemlerin futbol aşkı, forma aşkı ve arkadaşlıklarını gözler önüne sermek amacıyla bu kitaba yoğunlaştım. Basri Dayımı yaşatmak çok önemliydi benim için. Ben yaşıyordum ama ben bile araştırdıkça Basri Dayımı daha çok tanıdığıma ve daha çok hayran olduğuma kanaat getirdim. Daha önce bu denli tanıyamamıştım dayımı, bir kez daha büyük bir onur duyarak kitabımı tamamlamak üzereyim.

     

      Opera ve Şan bölümüne birincilikle girerek Sayın Suat Arıkan’ın öğrencisi olarak okudum. Ses tonu tenoruyum. Müzik tarzı olarak oldies, opera aryaları, napoliten, jazz, country, rock’n roll, soft rock, blues ve müzikalleri benimsedim. Misyonum; büyük sanatçıların sanatını ve yorumunu günümüzde de yaşatmak ve kendi stilimde yorumlamak.

     

      Hayatımın bu ilk kitap deneyimini Sevgili Basri Dayım adına yazdığım için ne kadar onur ve gururduysam azdır. Dayım yaşarken, İslam Çupi’den bu kitabın oluşmasını rica etmişti ancak ikisinin de ömrü yetmedi. Rahmetlinin bu büyük isteğini bir nebze de yerine getirmişsem ne mutlu bana…

    -Biraz kendinizden bahseder misiniz?

    1974, Eskişehir doğumluyum. O dönemde Babam Ömer Kaner Eskişehirspor’da oynuyordu ve gol kralı olmuştu. Ben de Fenerbahçe altyapısında futbol oynadım daha sonra Denizlispor, Aydınspor, ASV Dachau (Almanya 3. Lig) gibi takımlarda futbol oynadıktan sonra futbolu erken bıraktım. Küçüklüğümden beri şarkı söyleyerek, müzik dinleyerek geçen zamanlarım bir yandan orkestralarda şarkı söylememe vesile olmuştu. İstanbul Üniversitesi yarı zamanlı Opera ve Şan bölümüne birincilikle girerek Sayın Suat Arıkan’ın öğrencisi olarak okudum. Ses tonu tenoruyum. Müzik tarzı olarak oldies, opera aryaları, napoliten, jazz, country, rock’n roll, soft rock, blues ve müzikalleri benimsedim. Yakın akrabam Oğuz Aral, Özer ve Gülen Sezer’den almış olduğum tiyatro, müzikal ve drama dersleri sayesinde sahne performansımı geliştirdim. Misyonum; büyük sanatçıların sanatını ve yorumunu günümüzde de yaşatmak ve kendi stilimde yorumlamak. Bu sanatçılar arasında Elvis Presley, Frank Sinatra, Dean Martin, Mario Lanza, Freddy Mercury, Tom Jones, Beatles, Everly Brothers, John Lennon, John Denver, B.B.King, Hank Williams, Ray Charles, Nat King Cole, Louis Armstrong, Johnny Cash gibi birçok sanatçı bulunmaktadır. 3000’i aşan şarkı repertuarım var. Sadece Türkiye’de değil Avrupa’da da performans sergilemek istedim böylece Almanya, Belçika ve Azerbaycan’da birçok yerde çeşitli gruplar eşliğinde veya bireysel olarak şarkılar söyledim. 

    - Müzikal kariyerinizin yanı sıra oyunculuk kariyeriniz de var.

    Evet, Kurtlar Vadisi, Deli Yürek, Kurşun Asker gibi dizilerde uzun zaman rol almış ve bunun yanı sıra çeşitli reklam filmlerinde de oynamıştım, ayrıca Kiğılı, Jön Giyim, Bisse ve Cenap Optik gibi önemli markalarının katalog ve podyum mankenliklerini de yaptım.

    -Basri Dirimlili’nin anılarını içeren bu kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz?

    Dayım benim canım. Basri Dayımın anısını yaşatmak, onu gelecek nesillere aktarmak, tanıtmak ve o dönemlerin futbol aşkı, forma aşkı ve arkadaşlıklarını gözler önüne sermek amacıyla bu kitaba yoğunlaştım. Basri Dayımı yaşatmak çok önemliydi benim için. Ben yaşıyordum ama ben bile araştırdıkça Basri Dayımı daha çok tanıdığıma ve daha çok hayran olduğuma kanaat getirdim. Daha önce bu denli tanıyamamıştım dayımı bir kez daha büyük bir onur duyarak kitabımı tamamlamak üzereyim. Hatta bitti bile denilebilir. Bu arada şunu da belirtmek isterim ki rahmetli efsane spor yazarımız İslam Çupi ile Basri Dayım birlikte Basri Dirimlili’nin hikâyesini yazacaklardı. Hatta Basri Dayım İslam Ağabeyime bunu paylaşmış ve kendi kitabını İslam Ağabeyimin yazmasını istemişti. Ama ikisinin de ömürleri yetmedi. Nur ve rahmet içinde yatsınlar. Ben bu görevi elimden geldiği kadar ve daha fazlasıyla araştırdım, günümü gün ettim, dayımın hayatını kendim de yaşayarak kitap haline getirdim ve şimdi siz değerli Fenerbahçelilere ve tüm camiaların futbolseverlerine sunmaya karar verdim. Hayatımın bu ilk kitap deneyimini sevgili Basri Dayım adına yazdığım için ne kadar onur ve gurur duysam azdır. Rahmetlinin bu büyük isteğini bir nebze de yerine getirmişsem ne mutlu bana. Fenerbahçelilik bir miras. Bu sevda miras dayımdan, babamdan bana… Gururum ondan…

    -Bize kitapta yer alan Basri Dirimlili ile ilgili birkaç anıyı paylaşabilir misiniz?

    Bir anı rahmetli İslam Çupi ve Eski TFF başkanımız Rahmetli Orhan Şeref Apak arasındaki sohbete dayanıyor. En sonda da dünyaca ünlü İspanyol Marca Gazetesi’nin milli takımımızın 1954 Dünya Kupası’na gidebilmek için 1953 yılında elemelerde üç kez karşılaştığımız Dünya’nın en güçlü üç takımından biri İspanyolları saf dışı ettiğimiz ve Basri’nin Milli forma ile efsaneleştiği maçların başında gelen olayı ve bu olayın dev gazete sütunlarına geçmesidir.

    1953’te “Rahmetli Orhan Şeref Apak futbol federasyonu başkanı iken, ne zaman Milli maç kadrosuna dikkat etse bana hep aynı şeyleri tekrarlar ve İslam Çupi’ye;

    “ İslam, birini değil ama bu milli maç için 10 adamı seçmek çok zor evladım çok zor…” Rahmetli Apak seçeceği 10 adam için çok titizlenir, ince eleyip sık dokur, ama tek kişiye titizlenmezdi o da Basri’ye… Basri, Başkan Apak’ın gönlünde her zaman banko idi, değişmezdi; Çünkü… Der ve devam eder:               

    “ Basri’nin futbol yaşamı istikrarsızlıklarla dolu ve çok inilip çıkılan merdivenler gibi olmadı hiçbir zaman, gerek Fenerbahçe gerekse Milli Takım formalarının hep aydınlık yıldızlarından biri olarak kalmıştır. Türk Milli Takımı 1954 Dünya Kupası finallerine gidebilmek için, Avrupa’nın devlerinden İspanya ile 3 kere oynamak zorunda kalmıştı. İşte o maçlarda İspanya’nın Dünya çapındaki sağ açığı, Basora ile Basri’nin mücadelesi bir futbol masalı olarak, ünlü Marca Gazetesi’nin sütunlarında şu şekilde yer almıştı:

    “ General Basora ve Ordusu, Roma’da Türk Ordusuna yenilip, esir düştü. Genç Osmanlı Paşası Basri şimdi ordusuyla birlikte İsviçre’yi istila etme planları yapıp duruyor. İspanyollar kaldı, Türkler yürüyor …” diye yazıldı tarihe…

      

    -Devam edin lütfen…

    Mehmetçik adının konulduğu ilk maç 15.05.1955 tarihinde Galatasaray’la oynanan ve Fenerbahçe’nin 3– 2 kaybettiği Atatürk Kupası maçıydı. Bu maçta Basri bir ara kafasına çok ağır bir tekme darbesi alıyor. Bir hava topu esnasında gerçekleşiyor bu olay. Sonra kaşının üzerinden oluk gibi kanlar akmaya başlıyor. Bir ara kenara gelip ayaküstü basit bir sargı yapılıyor. Basri beklemeden hemen maça yeniden dâhil oluyor. Kenardan ısrarla “Oynayamazsın yaran çok büyük, hemen gel tehlikeli bir durum” diye söylenenlere aldırmadan maça devam ediyor. Ve onlara dönerek  “Ne olursa olsun maçı tamamlamalıyım, takımımın bana ihtiyacı var, arkadaşlarımı yalnız bırakamam.”diyor ve maça dönüyor. Maç esnasında yarası iyice büyüyor ve bunu gören arkadaşları daha büyük bir olaya sebebiyet vermemek için Basri’nin tüm pas istemelerini geri çeviriyorlar ve pas atmıyorlar. Bunu gören Basri tüm mücadelesine hırslanarak devam ederken bir korner oluyor ve Nedim Günar tarafından çok güzel bir orta yapılıyor. Penaltı noktasına doğru gelen topu gören Basri gözü kara bir biçimde koşuyor ve onca defansın arasından başının patlamış kaşı tarafı ile uçarak kafa vuruşu yapıyor ve top ağlara gidiyor. Mükemmel bir gol ve muhteşem bir Basri’nin hırs klasiği. Takımının ikinci golünü atmıştı. İşte o kafa golünden sonra yere yığılan Basri kısa bir süre baygınlık geçiriyor ve o andan itibaren de o zaman ki basın, taraftar ve bizler Basri’ye unutulmaz Efsane isminin önüne MEHMETÇİK ismini gurur duyarak yakıştırdık. Bu maçtan sonra da Galatasaray’ın galibiyetinden çok Basri’nin kahramanlığı gazetelere baş sayfa olmuştu. Daha sonrada nice maçlarda Basri yine sert sakatlıklara maruz kalmıştı. Ama yüreğiyle büyük başarılar elde ederek efsaneleşti. Birçok kez kafası patladı, çenesi kırıldı, kaburgaları hasar aldı, ayağı birçok kez sargılarla çıktı ona rağmen efsane oldu.

    -En iyi arkadaşının oyuncumuz rahmetli Melih Ilgaz olduğunu biliyoruz…

    Evet, çok iyi arkadaştılar Melih Ağabeyle, Melih Ağabey aynı zamanda diş hekimiydi. Şimdi bununla ilgili de bir anısı aklıma geldi. Eskişehir Demirspor – Fenerbahçe maçında Basri Dirimlili, eski futbolcumuz aynı zamanda da diş doktoru olan Melih Ilgaz’ın yaptığı yeni diş protezini maç esnasında sahaya düşürüyor. Ve başlıyor aramaya… Bu arada Müzdat Yetkiner ise Basri’ye “Basri Basri hadi oyna çabuk” diye bağırmaya başlıyor. Basri ise “Müzdat Ağabey ben o dişe 50 lira verdim, bulmam lazım” diyor ve aramaya devam ediyor.  Müzdat ise Basri’ye “Basri çabuk oyna, bir gol at, kulübe söyleyeceğim sana 150 lira diş parası verecek” diyor. Basri dişleri aramayı bırakıp maçta bir gol atıyor tabii Müzdat da sözünü tutup kulüpten 150 lirayı alıp Basri’ye veriyor…

    -Son bir anı daha anlatabilir misiniz, geri kalanları zevkle kitabınızda okuyacağımıza eminim…

    Annem şöyle anlatıyordu “Beni ara sıra çok sevdiği Galatasaraylı dostlarının olduğu Galatasaray Adasına götürürdü. Rahmetli Metin Oktay ve Baba Gündüz Kılıç, sonra Turgay Şeren Ağabeyimiz ve tabii doğal olarak yanlarındaki güzel bayan arkadaşları birlikte eğlenirlerdi. Ama beni oyalamaları da gerekiyordu en sonunda bunun yolunu buldular ve devamlı suya şişe atıp, benden çıkarmamı istediler. Maksat beni yormak ve kenara çekilip uyumamı sağlamaktı. Ben de her atılan şişeyi çıkarmak için dala çıka yorgun düşmüştüm. En sonunda inadıma yenilip, yorgun bir şekilde tramplene çıktım ve yüzükoyun yatarak saklandım. Her oyun oynamak istediklerinde ben de onlardan saklanmanın yolunu bulurdum. Adeta eğlenceleri olmuştum çünkü. Beni çok severlerdi. İşte Benim Basri Ağabeyim çok özeldi her zaman da özel kalacak…

    -Basri Dirimlili desem aklınıza gelen ilk özellikler ne olurdu?

    Karakterli, asil duruşu, Fenerbahçe aşkı ve insanlara olan saygısı ve sevgisi…

    -Futbol oyuncusu çok olan bir aileden geliyorsunuz. Babanız Ömer Kaner de Fenerbahçe’de oyuncuydu. Biraz söz edebilir misiniz?

    Babam futbolculuk kariyerine 1971-72 sezonu ile Havagücü’nde başlıyor. O dönem askerdi. Daha sonra profesyonel kariyerine 1973-74 ve 74-75 Eskişehirspor’da iki sezon oynayarak başlıyor. Hatta 1974-75 sezonu gol kralı oluyor. Daha sonra 1975-77 Fenerbahçe’de iki sezon oynuyor. Fenerbahçe formasıyla 85 maç yapıyor. Daha sonra 1977-79 Zonguldakspor’da iki sezon oynuyor. 1979-81 iki sezon Almanya’nın Freiburg takımında oynuyor. 1981-83 iki yıl yine Eskişehirspor’da oynuyor. Daha sonra bir sezon 1983-84 Karagümrük’te oynadıktan sonra Bakırköyspor’a transfer oluyor. Burada 1 yıl forma giydikten sonra Fenerbahçe ile yapılan jübile maçıyla 1985 yılında futbola nokta koyuyor. Antrenörlük kariyerine 1985 Bakırköyspor ile başlayıp, 1987-93 yılları arasında Fenerbahçe’de Pal Csernai, Veselinovic (103 gollü şampiyonluk), Hiddink, Venglos gibi hocaların yardımcılığını yapıyor. Aynı zamanda teknik menajerlik yapıyor. Bu arada Hiddink daha Fenerbahçe’ye gelmeden dört maç Fenerbahçe’nin teknik direktörlüğünü yapıyor ve Beşiktaş’ı 3-2 yenerek Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı Fenerbahçemize kazandırıyor.  Fenerbahçe’den sonra Teknik Direktör olarak kariyerine Denizlispor (1.lige çıkarıyor.93-94), Aydınspor, Göztepe, Karşıyaka, Rizespor, Erzurumspor, Elazığspor, Sarıyer, Diyarbakırspor, Kayserispor, Pogon Takımı (Polonya) -ki bu takımın tarihinde ilk kez U.E.F.A Kupası’na katılmasını sağlıyor- ile devam ediyor. Sonra yurda dönüp, Altay takımını çalıştırdıktan sonra uzun bir ara veriyor ve Gündüz Tekin Onay ile FUTSAL milli takımımızı kurup, bu sporu ülkemize kazandırıyor. Aynı zamanda da TFF’de Baş Eğitimci sıfatıyla görev alıyor ve Futsal (salon futbolu) milli takımımızın Teknik Direktörlüğünü yapıyor. Türkiye Futsal Ligi’ni de kurmuştur

    -Fenerbahçe Dergimiz için neler söyleyeceksiniz?

    Zaten benim arşivimin bir parçası, benim için çok kıymetli. Beğenerek ve severek okuyorum.

    -Son sözlerinizi de alabilir miyiz?

    Bu kitabı hazırlarken bana yol gösteren Alp Bacıoğlu oldu, çok ışık tuttu bana. Ona buradan teşekkür ediyorum. Ayrıca Halit Kıvanç’a, Cem Atabeyoğlu’na, kitabıma yazılarıyla bana onur veren başta Faruk Ilgaz olmak üzere değerli büyüklerime ve Basri Dayımı bana anlatan aileme özellikle ayaklı tarih olan teyzeme ve destekleriyle beni hiç yalnız bırakmayan eşime çok teşekkür ediyorum. Bilinmeyen yönleri yansıtan inanılmaz güzel bir kitap ortaya çıkacak.

     

     

    KUTU OLACAK

    ONU HEP YAŞATACAĞIZ

    MEHMETÇİK LAKAPLI EFSANE FUTBOLCU BASRİ DİRİMLİLİ…  

    7 Haziran 1929 günü Silistre’de dünyaya gelen Basri Dirimlili, Fenerbahçe formasını ilk kez 29 Mart 1953’de 1-0 kazanılan Fenerbahçe-Vefa (Çanakkale Şehitleri Kupası) maçında, son defa da 07.07.1963’de Bursa’da 3-0 kazanılan Bursaspor karşılaşmasında giydi. Esas yeri sol bek olan Basri Dirimlili, yaklaşık 11 yıllık bu süre içinde Fenerbahçe A takımında 376 maç yaptı ve 28 gol attı. Ama resmi olarak değil, denenmek üzere ilk kez 7 Mart 1953’de Eskişehir Demirspor’a karşı özel bir dostluk maçında Fenerbahçe formasını giymiştir.

    1946’da Eskişehir’in İstiklal Takımı formasıyla, Fenerbahçe B takımına karşı ilk resmi özel maçına çıkması ve 3 Temmuz 1965’de yine çok sevdiği Fenerbahçe forması ile ihtişamlı bir jübileyle futbolu bırakması. Böylelikle 1946 yılı Basri’nin kariyerine başlangıç yaptığı yıldır.

    İki yıl kadarki askerliği sırasında Ankara Havagücü’nde, Ankara Karmasında 60 maç çıkarması ve Ordu Milli Takımımızda1951-53 arası 20 maçta yer alması…

    1952 Helsinki Olimpiyatlarında Amatör(Olimpiyat) Milli Takımımıza seçilmesi ve ilk kez bu organizasyondaki 2 maçta Milli Formamızı giymesi. (2 defa Amatör Milli)

    1952 – 53 sezonunda Ankara Havagücü formasıyla, futbol hayatının ilk şampiyonluğunu yaşaması. (Ankara Havagücü 1952 – 53 Ankara şampiyonu…)

    İlk kez 25 Mayıs 1953’de İsviçre’ye karşı oynanan maçta formasını giyerek A Milli olmuştur. 1954 Dünya Kupası’na katılan A Milli Takımımızda yer alarak Milli Futbol tarihimize altın harflerle geçmiştir...

    İspanya takımıyla yaptığımız1954 Dünya Kupası elemeleri maçlarında göstermiş olduğu hırslı ve azimli futboluyla İspanyol Marca Gazetesi’nin sayfalarında yer alması… ( Basri ile Basora’nın eşsiz, destansı mücadeleleri…)

    Fenerbahçe formasıyla ilk tanıştığı organizasyonda ki büyük onur ödülünü takım halinde kazanmıştır. (İlk maçı Vefa’ya karşı oynadı)Beşiktaş’a karşı oynanan Çanakkale Abide Kupası’nın final maçında gösterdiği mücadeleci ve hırslı oyunuyla maçın adamı ve yıldızı seçilmiştir.(26 Nisan 1953 Çanakkale Abide Kupası FB 3  BJK 0)

    Fenerbahçe forması ile ilk golünü yetiştiği Eskişehir’de, bir dönem de formasını giydiği Eskişehir Demirspor’a özel bir maçta 35 metreden atmıştır. (6 Eylül 1953) Burada enteresan olan durum Eskişehir İstiklal Takımı’nda yetişmiş ve 1946’ da ilk önemli sınavını Eskişehir’e gezmeye gelen Fenerbahçe B Takımı’na karşı oynamış olan Basri, burada da Fenerbahçe formasıyla doğup büyüdüğü ve formasını da giydiği Eskişehir Demirspor’a Fenerbahçe kariyerinin ilk golünü atmış olması da bence çok ilginç bir kader…

    15 Mayıs 1955 tarihinde Atatürk Kupası mücadelesi sırasında, Fenerbahçe formasıyla Galatasaray’a karşı müthiş bir hırs ve çalışkanlık örneği göstererek tüm seyircilerde hayranlık uyandırması ve yaralı kafasıyla bir de Galatasaray’a gol atması Basri’yi tarihe MEHMETÇİK olarak geçirmişti. Onun bu azimli, savaşçı ve inatçı oyununu seyreden seyirciler hep bir ağızdan Basri’ye MEHMETÇİK adını takmışlardır… 15 Mayıs 1955 artık MEHMETÇİK Basri Dirimlili döneminin başlangıcı olmuştur. Bu gün de hala MEHMETÇİK’tir ve MEHMETÇİK kalacaktır…

    1956/57 sezonuyla Profesyonel İstanbul Ligi Şampiyonu olan Fenerbahçe’deki ilk lig şampiyonluğunu yaşamıştır. Daha sonra yine 1958-59 sezonu şampiyonluğuyla ikinci kez Profesyonel İstanbul Ligi’nde şampiyonluk yaşamıştır.

    1959 Türkiye profesyonel Ligi’nin ilk şampiyonu Fenerbahçe olmuştur ve Basri bu unutulmaz efsane kadrodaki yerini almış olarak tarihe geçmiştir. Yine 1960-61 yılındaki Türkiye Profesyonel Ligi’nin de şampiyonu Fenerbahçe kadrosunda yer almıştır. Fenerbahçe’de futbolculuk döneminde iki İstanbul ve iki Türkiye Ligi şampiyonluğunu yaşamıştır.

    Kıbrıs Lefke Türkspor da ilk antrenörlük deneyimini yaparak, Kıbrıs futbolunun gelişmesi ve ilerlemesinde önemli bir rol oynamıştır. (4 Eylül 1963’ten Mart 1964)

    Yine Kıbrıs’ta meydana gelen 21 Aralık 1963 kanlı Rum olaylarında mücahit Türk askerlerinin yanında yer almıştır ve gerek silaha sarılıp çarpışarak gerekse de yaralı mücahitlere destek olarak büyük bir kahramanlık göstermiştir. Bundan ötürü de Kıbrıs ve Lefke Halkı, Basri’yi MÜCAHİT BASRİ olarak adlandırmışlardır ve günümüzde de anmaya devam ediyorlar.  Evet, Kıbrıs ta MÜCAHİT BASRİ, Türkiye’de MEHMETÇİK BASRİ olarak EFSANELEŞMİŞTİR… Bu gün Lefke kentinde MÜCAHİT BASRİ DİRİMLİLİ SOKAĞI mevcuttur ve oturmuş olduğu evde, Lefke’de anılarıyla birlikte muhafaza ediliyor.

    Yine Kadıköy Kalamış semtinin sahil kesiminden Fenerbahçe’ye giderken Münir Nurettin Selçuk Caddesi üzerinde yer alan sokaklardan birinin adı da (en sonuncu sokak) Basri Dirimlili Sokağı’dır.

    3 Temmuz 1965’te çok az futbolcuya nasip olacak jübile organizasyonuyla futbola Fenerbahçe forması altında veda etmiştir. Tıklım tıklım tribünler, şöhretli efsane futbolcuların yanı sıra Yeşilçam sinemasının ünlüleri ve ünlü spor yazarlarıyla, gazeteciler de Basri’nin jübilesi için ter döktüler… O dönemlerin ünlü Yeşilçam yıldızlarından Neriman Köksal jübile maçının başlama vuruşunu yapmıştır. Tarihe geçen görkemli ve unutulmayacak bir jübile şöleni olmuştur…

    1967/68 sezonunda Fenerbahçe’de hayatının ilk ciddi antrenörlük deneyimini de, Molnar’ın yanında Fenerbahçe’nin efsane kadrosunun yaratılmasını ve beş kupalı unutulmaz bir dönemin tarihe altın harflerle geçmesini sağlayan en önemli insanların başında gelmiştir Basri. Antrenörlük sınavını da böylelikle başarıyla geçmiştir… Antrenörlük hayatında yaşadığı ilk şampiyonluk Fenerbahçe ile olmuştur. Daha sonraları da çeşitli Anadolu ve İstanbul kulüplerinde de teknik direktör olarak başarılı kariyerlerine devam etmiştir…

    2 Ekim 1968 Manchester City zaferini kazanan Fenerbahçe takımının yanındaki en önemli kişilerinden biri olmuştur. Bu zaferde büyük bir pay sahibidir…

    1965’te “ Cumhuriyet Gazetesi ”tarafından yapılan, “ 42 yılın en iyi 11’i “anketinde jürinin ve spor kamuoyunun seçimi ile “ BASRİ DİRİMLİLİ EN İYİ SOL BEK ” olarak seçiliyor ve 11 deki 6 efsane Fenerbahçeliden biri oluyor. (3 BJK VE 2 GS)

    Yine 1967 yılında hem spor yazarları, hem Fenerbahçeliler hem de taraftarların katıldığı bir anket düzenlendi. “ GELMİŞ GEÇMİŞ EN İYİ FENERBAHÇE 11’i “ adı altında düzenlenen ankette, “GELMİŞ GEÇMİŞ EN İYİ SOL BEK” 437 oy ile Basri Dirimlili seçilmiştir.

    TSYD jürilerinin oylarıyla1960-85 arası “25 YILIN EN İYİ 11”i anketin de Basri Dirimlili en iyi sol bek olarak yer almıştır.

    1998 Fanatik Gazetesi tarafından yapılan, 123 kişilik jüri’nin seçmiş olduğu Cumhuriyet’in En İyi 11’i anketinde Basri Dirimlili “ALTIN KARMA’NIN 11’İNDE EN İYİ SOLBEK” olarak seçilmiş ve tarihe geçmiştir…

    Yine Antrenörlük kariyerinde1974’te Didi ile ve 1985’te de Stankoviç ile birlikte Fenerbahçe de iki unutulmaz şampiyonluk yaşamıştır. Bu şampiyonluklarda da büyük bir pay sahibi konumunda yer almıştır…

    Lefter Tesisleri’nin Müdürlüğü’nü de yapmış olan Basri, 14 Eylül 1997 tarihinde Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri’nde kendi resminin altında ve Fenerbahçeli dostlarının kollarında vefat etmiştir. Nur içinde yatsın, Ruh’u Şad olsun… Fenerbahçeli doğdu, Fenerbahçeli gibi yaşadı ve Fenerbahçeli olarak gitti. Ama Kalplerimiz de Fenerbahçemiz de ve Türk futbolunda yaşamaya devam ediyor.




    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam22
    Toplam Ziyaret136618