Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • Funda Sibel Pala Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Ekim 2011 - 07/02/2012
  •  

      Funda Sibel Pala: “Yüzüm skor tabelası gibidir!”


      Evet, gerçekten Fenerbahçe iyiyse Funda Sibel Pala da iyidir. Fenerbahçe kötüyse, yanından geçmeyin…  Onu çok seviyorum. Fenerbahçe deyince bir başka güler onun gözleri… Lakin o gözler 3 Temmuz’dan sonra hüzünle doldu… Artık Fenerbahçe onun hayatında hayatın kendisi kadar yer alıyor. Onun tüm çabası taraftarımızın kulübüne daha fazla sahip çıkması.  Bunu da o kadar güzel anlatıyor ki… Keşke her Fenerbahçeli böyle olsa dedirtiyor. Aslında yorum yapmayayım da, röportajı tamamını okuduğunuzda, karar sizin olsun.

     

     

     

      Radyo başında tırnaklarımı yerken ‘Şimdi Kadıköy’e bağlanıyoruz’ anonsunu takiben duran ve tribünlerin gol çığlıklarıyla yeniden atmaya başlayan kalbimin heyecanı çocukluğumun en güzel anıları arasında yer alır.


      Maraton üst tribünden içeri adımımı attığım andan itibaren Saracoğlu’na âşık oldum. Dudaklarımdan gayri ihtiyari ‘Ben kombine almak istiyorum sözleri döküldü. Ondan sonra her gittiğimde Saracoğlu bende aynı etkiyi yarattı ama o tribünden içeri girdiğim ilk andaki duygularımı hiç unutamadım.  O nedenle mutlaka her sene birkaç öğrencimi hayatlarının ilk Fenerbahçe maçına götürür, onların şaşkın mutluluğunu keyifle izlerim.


     Maçı yaşamayı, tezahürat yapmayı severim. Maça erken gelip en son çıkanlardanımdır. 85. dakikada çıkmaya başlayanları hiç anlamam. Benim için maçın en keyifli anları galip gelinen bir maç bittikten sonra statta çalınan marşlara eşlik ederek futbolcuların selamlamasını izlemektir.


      Her takım taraftarının hayata bakışı farklıdır. Fenerbahçe taraftarı için “Fenerbahçe” kutsaldır.  Hayatının ta kendisidir. O nedenle ona kendi hayatına sahip çıkar gibi bakar. Darağacında olsak bile son sözümdür der, evladına bırakacağı en değerli mirası olarak görür. 3 Temmuz’dan beri yaşadığımız sürece baktığımızda da değerlerine sahip çıkan, hakkını arayan ama asla hukukun kurallarının dışına çıkmayan bir taraftar görüyoruz.


      Fenerbahçe, tarihinde hep büyük acılar yaşamış, ama bunlardan her seferinde daha da güçlenerek çıkmayı bilmiştir. Bu kez de öyle olacağına inancım tam. Tıpkı Aziz Başkanımın şampiyonluk kutlamasında söylediği gibi “Zafer inananların olacaktır”.
     


    - Biz aramızda “Fenerbahçeli olunmaz Fenerbahçeli doğulur.” deriz... Peki, siz nasıl Fenerbahçeli oldunuz Funda Hanım?
    Bunu çok düşündüm ama hayatımda Fenerbahçeli olmadığım bir an hatırlamıyorum. Bu durumda rahatlıkla ‘Fenerbahçeli doğdum’ diyebilirim. Bunda Galatasaray Lisesi mezunu, aynı zamanda lise takımının kalesinde sarı lacivert kazakla oynayacak kadar da Fenerbahçeli olan babam ve Beşiktaşlı ağabeyine rağmen inadına Fenerbahçeli olan annemin rolü çok büyük. Ben kendimi bildim bileli her hafta sonu maç saati bizim için hayat durur. O 90 dakika her nerede olursak olalım sanki stattaymışçasına yaşanır. Radyo başında tırnaklarımı yerken şimdi ‘Kadıköy’e bağlanıyoruz’ anonsunu takiben duran ve tribünlerin gol çığlıklarıyla yeniden atmaya başlayan kalbimin heyecanı çocukluğumun en güzel anıları arasında yer alır.


    - Aile içi muhalifler var mı?  


    Çevremdeki hiç kimse benimle Fenerbahçe’yi tartışmaya kalkışmaz. Bir şekilde verilecek cevabım olduğunu bilirler. O nedenle etrafımda keskin bir muhalefetten bahsetmem mümkün değil. Ama bu soru ailede başka takımı tutan var mı şeklindeyse, benim yanımda olmamak kaydıyla eniştem ve büyük yeğenim Galatasaraylı.
    Öte yandan, şu an geçerliliğini yitirmiş olsa da üniversite yıllarım ağır Sarıyerspor baskısı altında geçti. Biz iki kız kardeşiz. Annem, babam ve ben ne kadar futbolla ilgiliysek, kız kardeşim de o kadar bu konulara uzaktır.  Çocukluğumuzda kız kardeşim hangi takım şampiyon oluyorsa onu destekler, genellikle de Fenerbahçeli görünürdü. Benim üniversiteye, onunsa liseye başladığı yıl Galatasaray Lisesi’ni kazanan ve Galatasaraylı olan yeğenimiz İstanbul’a okumak üzere geldi ve bizde kalmaya başladı. Kız kardeşim bunun üzerine “Şimdi siz Fenerbahçe - Galatasaray kavgası yaparsınız, ben de takım tutmuyorum artık.” diyerek kenara çekilmişti.  Babam da “Tut bir takım yense de yenilse de takım tutmanın keyfini yaşamak güzeldir.” deyince kız kardeşim de “Hangi takım lacivert beyazsa o takımı tutacağım” dedi. Laf olsun diye mi o renkleri söylemişti bilinmez ama bu sözlerini takip eden sezon lacivert - beyaz Sarıyerspor birinci lige geldi. Kız kardeşim koyu bir Sarıyersporlu oldu. Bizim evde bir gelenek vardı. Fenerbahçe yendiğinde salonun camına bayrak asardık. Sonrasında buna Sarıyer bayrağı da dâhil oldu. Kız kardeşimin çift taraflı naylon, salladıkça hışır hışır öten bir bayrağı vardı. Sarıyer yenerse o bayrağı çıkartır, sallardı. Fenerbahçe yenmişse sorun yok da eğer Sarıyer yenmiş Fenerbahçe puan kaybetmişse o hafta salonda o naylon torbadan bozma bayrağa bakarak oturmak zorunda alırdık. Genellikle annem deliye döner ve temizlik yapıyorum diye pazartesi sabah ilk iş bayrağı indirir bir daha da astırmazdı... Sarıyer 2. Lige geri dönene kadar, bize gerçekten zor zamanlar yaşattı. Sarıyer’in küme düştüğü gün ne yalan söyleyeyim bizim ailenin Fenerbahçeli kadrosu derin bir nefes almıştık.


    - İlk gittiğiniz maç neydi?


    Sarıyerspor’un benim başıma bela olması sadece evdeki bayrak terörüyle sınırlı kalmadı. Maalesef gittiğim ilk Fenerbahçe maçı da Sarıyerspor’laydı ve biz o maçı 1-0 kaybetmiştik. O yıllar şimdilerin “Tribüncülük başkaydı” dediği, bizler için ise maça gitmenin çok uzak bir hayal olduğu yıllardı. Hem yenilginin verdiği ‘Uğursuz geldim’ duygusu hem de bir bayan olarak maça gelebilmenin çok kolay olmaması nedeniyle gidebilmeyi sürekli sayıkladım ama uzunca bir süre bir daha maça gidemedim. Tam 10 yıl sonra gittiğim ilk maçta da yenildik ama aynı zamanda şampiyon olduk. 2003-2004 sezonunda Denizli’yi 4-0 yenince Malatya maçına gidebilmek için tabir-i caizse ortalığı birbirine kattım. Maalesef Edirne’de biletix yok ve internetten veya telefondan bilet alabilmek imkânsıza yakın bir durum. O nedenle kuzenimin eşi Gökhan’dan rica ettim. Kendisine alırken bana ve bir arkadaşıma daha bilet aldı. O hafta heyecandan neredeyse hiç uyuyamadım. Maç günü çok erken bir saatte bir arkadaşımla Edirne’den İstanbul’a geldik. Tabii hemen Fenerium’a girip forma, kupa, bayrak vs. ne varsa topladık. Maçın başlamasına 3 saat kala telefon tacizlerime daha fazla dayanamayan Gökhan geldi ve içeri girdik. Maraton üst tribünden içeri adımımı attığım andan itibaren Saracoğlu’na âşık oldum. Dudaklarımdan gayri ihtiyari ‘Ben kombine almak istiyorum’ sözleri döküldü. Ondan sonra her gittiğimde Saracoğlu bende aynı etkiyi yarattı ama o tribünden içeri girdiğim ilk andaki duygularımı hiç unutmadım. O nedenle mutlaka her sene birkaç öğrencimi hayatlarının ilk Fenerbahçe maçına götürür, onların şaşkın mutluluğunu keyifle izlerim.
    Gerçi 2004-2005 sezonunda kombine alamadım. Ailem de arkadaşlarım da cesaretimi kırdılar. Edirne’den gelemezsin deyip, engellediler ama o sezon Şampiyonlar Ligi’nde 1-0’lık Sparta Prag maçıyla başlayıp şampiyon olduğumuz 1-0’lık Galatasaray maçıyla biten 10’dan fazla maça gelince kimsenin söyleyecek bir sözü kalmadı. Ertesi sene ilk kombinemi aldım. O zamandan bu yana da her yıl yeniledim.  


    -Fenerbahçe Spor Kulübü’nün her branşıyla ilgilenebiliyor musunuz? Maçlarda veya müsabakalarda sonuçlara tepkileriniz nasıldır?


    Futbol dışındaki branşları İstanbul dışında olmam nedeniyle çok fazla canlı izleme şansım olmuyor ama yüzmeden küreğe, bokstan, yelkene, masa tenisine kadar Fenerbahçe Spor Kulübü armasının yarıştığı her branşı dikkatle takip ederim. Özellikle amatör branşlarda genç kardeşlerimin uluslararası başarıları ile çok gurur duyarım. İyi bir futbol seyircisi olduğumu düşünüyorum. 2005-2006 sezonundan bu yana kombine kartım var. Geçen seneye kadar kaçırdığım toplam maç sayısı bir elin parmaklarını bulmazdı. Yalnız geçen sene işlerimin yoğunluğu ve sağlık nedeniyle çok az maça gelebildim. Çubuklunun sahada göründüğü an benim için ibadet gibi bir şey. Her seferinde gözlerim yaşarır. O nedenle kaçırdığım her maç benim için üzüntü kaynağı olur.
    Arkamda ‘Ofsayt değil miydi ağabey?’ diyen delikanlıya, taçtan ofsayt olmaz diyebilecek kadar futboldan anlarım. Maç sırasında hakemin doğru çaldığı düdüklerde ‘Evet, ofsayttı ya da fauldü.’ diyecek kadar da dürüst bir taraftarım. Maçı yaşamayı, tezahürat yapmayı severim. Maça erken gelip en son çıkanlardanımdır. 85. dakikada çıkmaya başlayanları hiç anlamam. Benim için maçın en keyifli anları galip gelinen bir maç bittikten sonra statta çalınan marşlara eşlik ederek futbolcuların selamlamasını izlemektir. Ciddi hakem hataları ile yenilmişsek çok kızgın olurum ama gününde olmadığımız için yenilmişsek, zamanla daha sakin, daha kabullenici olmayı öğrendim. Ama yine de iyi gitmeyen bir hafta sonu, o haftamın da en azından ilk birkaç gününün bulutlanacağına, keyifsiz olacağına işarettir. Yüzüm, skor tabelası gibidir. Eğer Fenerbahçe iyiyse ben de iyi olurum.


    -Sanki Fenerbahçe ile yaşıyorsunuz…


    Fenerbahçe için harcadığım sürenini hesabını yapmak mümkün değil. Hayatımın tam ortasında ve ne kadar harcamam gerekiyorsa o kadar zamanımı seve seve Fenerbahçe için harcarım.  Birde FBSK Kadın Kongre Üyeleri Çalışma Komitemizde çalışıyorum.  Burada tüm Fenerbahçe taraftarlarının da bildiği birçok sosyal etkinliğe imza attık.
    Bir de seninle birlikte Fenerbahçe Televizyonu’nda yayınlanan -Öncü Kadınlar- adı altındaki belgesel dizini hayata geçirmekteyiz. Bu projedeki amacımız: Cumhuriyetin ilk yıllarında Fenerbahçe Spor Kulübü’nde bir spor dalında ilk olan, bazıları unutulmuş, bazıları ise hiç gün ışına çıkmamış  kadın sporcularımızın adlarını ve başardıklarını kendi taraftarlarımıza ve tüm spor kamuoyuna tanıtmak ve gelecek kuşaklara bu bilgileri aktarmaktır. Şu ana kadar ülkemizin ilk kadın voleybolcusu ve aynı zamanda ilk kadın inşaat mühendisi olan Sabiha Rıfat Gürayman, gerçek anlamda yüzme sporunu ülkemize getiren ilk milli yüzücümüz Leyla Asım Turgut ve 1932’de erkeklerle yarışarak kazandığı kupayı Atatürk’ün elinden alan ilk ehliyetli kadın sürücümüz ve rallicimiz Samiye Morkaya’nın hayat hikayelerini anlatan 3 bölüm hayata geçirildi.


    - Sizce Fenerbahçe taraftarı nasıl olmalı?


    Ben taraftarların hayata bakışlarının tuttukları takımla ilişkili olduğuna inanırım. Bunu o takımın taraftarı iyi, bu takımın taraftarı kötü anlamında söylemiyorum. Her takım taraftarının hayata bakışı farklıdır. Fenerbahçe taraftarı için Fenerbahçe kutsaldır. Hayatının ta kendisidir. O nedenle ona kendi hayatına sahip çıkar gibi bakar. Darağacında olsak bile son sözümdür der, evladına bırakacağı en değerli mirası olarak görür. 3 Temmuz’dan beri yaşadığımız sürece baktığımızda da değerlerine sahip çıkan, hakkını arayan ama asla hukukun kurallarının dışına çıkmayan bir taraftar görüyoruz.
    Gerçekten de çok ağır manevi bir saldırı altında olmamıza rağmen, üzüntümüzü şiddete değil, kulübümüze sahip çıkmaya yöneltiyoruz. Fenerbahçe için projeler üretip, ona destek olmak için her kampanyaya katılıyoruz. Topuk Yaylası’nda, Metris’in önünde, DGM’de, hastanede, caddede, statta, kaldırımlara kurduğumuz tribünlerde özetle her yerde ama her yerde adalet isteyen sesimizi haykırıyoruz. Fenerbahçelinin çığlığı sadece İstanbul’la sınırlı kalmıyor. İstanbul’da olamadığı için bu eylemlere katılamayanlar kahvede, okulda, işyerinde, otobüste Fenerbahçe'ye laf söyletmemek için çırpınıyor, ellerindeki imkânları Fenerbahçe’ye seferber etmek için açılan her kampanyaya destek veriyor, FB Kart’a hücum ediyor, Fenerium’un internet sitesini talan ediyorlar. Yaşadığımız sürece baktığımda taraftar, bir tarif verilmesine ihtiyaç duyulmayacak kadar doğru ve ilkeli hareket ediyor. Bu süreci izleyen herkes taraftarın nasıl olması gerektiği sorusunun cevabını öğreniyor.


    -Fenerbahçe camiası olmak üzere tüm kamuoyu sizi tanıyor. 2009 yılında Fenerbahçe Spor Kulübü’nün ilk başkan adayıydınız. Başkanımız Sayın Aziz Yıldırım’a bu kadar hayranken adaylığınızı koydunuz. Ve o gün Başkanımız Sayın Aziz Yıldırım konuşmanızın ardından sizi Yönetim Kurulu Üyeleri ve Genel Kurul Üyeleri ile birlikte ayakta alkışladı. Hatta Başkanımız yerinden kalkıp yanınıza kadar gelerek sizi tebrik etti.  O günlerden bugüne neler değişti. Sizin düşüncelerinizle Başkanımızı bir kez de sizden dinleyebilir miyiz?


    Sembolik bir hareketti bizim yaptığımız. Niyetimiz kendimizi eğlendirmek değil, bir mesaj vermekti. Kahve köşelerinde yapıldığı anlatılan sandalyelerin havada uçuştuğu kongrelerden, Faruk Ilgaz’ın o muhteşem atmosferinde bir kadının çıkıp başkan adayı olduğunu açıklayabileceği günlere geldiğimizi gösteren sembolik bir hareket. Artık grupların değil, projelerin çarpışmasının zamanı olduğunu anlatmak istemiştik. 2012 UEFA kriterlerinin hayata geçmesiyle artık yöneticilerin paralarıyla dönen kulüp sisteminin sonuna geliniyor. Fenerbahçe’de hayatının odak noktasına Fenerbahçe’yi koymuş sürekli olarak gün içinde Fenerbahçe’yi düşünen yaşayan ve potansiyel olarak proje üretme kapasitesi olan güçlü bir genç nesil var ama çeşitli kaygılarla kenarda durmayı tercih ediyor. Aziz Başkan Fenerbahçe’yi gerçekten de hayallerimizin Fenerbahçe’sine çok yaklaştırdı. Her alanda ve her yaş grubunda şampiyonluk için yarışan takımlarımız ve Can Bartu’dan, Lefter Küçükandonyadis Tesisleri’ne, Topuk Yaylası’ndan, Saracoğlu Stadı’na kadar saymakla bitiremeyeceğimiz her biri emek, zekâ ve ciddi maddi kaynak gerektiren altyapımızla birçok dünya kulübünün önüne geçtik. Bunun devamlılığını sağlamak ve daha da ileri götürmek için artık, futbolda alınan bir kötü sonuca bakıp, başkan devirmeye çalışan, günü kurtarmak isteyen kişilerin değil, Fenerbahçe’yi daha da yukarıya taşıyacak kişilerin öne çıkmasını gerektiğine dikkat çekmek istemiştik. Eleştirilerimiz muhalefete, yönetime olduğu kadar, elini taşın altına koymaktan çekinen Fenerbahçe kongre üyelerineydi. Çok planlı, uzun süre düşünülerek yapılan bir hareket değildi ama uzun yıllardır, pek çok Fenerbahçe platformunda özellikle genç nesil Fenerbahçeliler tarafından yapılması hayal edilen bir hareketti. Vermek istediğimiz mesaj hem Aziz Başkan ve yöneticilerimiz hem de genel kurul üyeleri tarafından yerinde bulunmuş olmalı ki gerçekten de çok olumlu tepkiler aldım. O anda yaptığımın hayatımın geri kalanına nasıl yansıyacağını düşünmemiştim ama kürsüden indiğim andan itibaren gerçekten de çoğu gurur verici pek çok anım oldu. Türkiye’nin her yerinden bir şekilde telefonuma ulaşıp beni arayan taraftarımızın bana gösterdiği ilgi beni hem utandırdı hem de çok gururlandırdı. Bu sürecin bana en zor gelen yanı, aşağı yukarı 2 ay boyunca süren basının ciddi ilgisini durdurmaya çalışmak oldu.


    - Fenerbahçe Taraftar Kartı ile ilgili görüşleriniz nelerdir?


    Fenerbahçe taraftarının kimlik kartı olarak kabul edebileceğimiz Fenerbahçe Kart başlangıcından bu yana gittikçe gelişen ve kendini sürekli yenileyen bir projeydi. 3 Temmuz’dan beri yaşadığımız süreçte ise isyanımızın bayrağı, kulübümüze bağlılığımızın en büyük sembollerinden biri oldu. 100. Yılda hedef 100.000’di şimdi ise 1.000.000.  Nasıl 100.000 hedefi misliyle aşıldıysa bu hedefin de aşılacağına eminim. Bu süreçte başta FB Kart’ın sorumlusu Sayın Ece Köprek olmak üzere gecesini gündüzüne katarak, bayram, tatil demeksizin büyük bir özveriyle çalışan FB Kart personeline ve onlara gönüllü olarak yardım eden herkese yürekten teşekkür ediyorum.


    - En çok hangi yıldız futbolcu sizi etkiledi?


    Çubuklu formayı layıkıyla taşıyan ve ıslatan her futbolcu herkes gibi benim için de kutsal. Her Fenerbahçeli gibi formayı giyenden çok armanın aşığıyım desem de bize sevinç gözyaşları akıttıran pek çok futbolcuyu da sevgiyle anmadan geçmek mümkün değil. Tabi ki Fenerbahçe denince ilk aklıma gelen isim Lefter Küçükandonyadis oluyor. Onun yanı sıra Can Bartu ve Ogün Altıparmak’ı da sahada izleme şansını yakalamış olan babamdan çok dinlemişliğim vardır. Benim çocukluğumun efsanelerinin başında Cemil Turan gelir. Alpaslan Eratlı’nın jübilesi sırasında şimdi onun yerine kim oynayacak diye hayıflandığımı hatırlarım. Şeytan Rıdvan, her zaman bizim için bir efsaneydi. Bugünlerde daha da büyüyor. Sayın Aykut Kocaman, efsane bir futbolcumuz olarak yüreğimizde eskiden beri büyük yer tutardı ama şimdi ona olan sevgi ve saygımız bu süreçte katlanarak artıyor. O artık bizim sadece teknik direktörümüz değil aynı zamanda Kocaman gururumuz. Yabancı oyunculardan Pierre Van Hooijdonk’un, Rapaic’in ve Anelka’nın kalbimde özel bir yeri vardır. Roberto Carlos’un Fenerbahçe’ye kattıkları tartışılmaz. Bir de futbolunu çok eleştirdiğim zamanlar olsa da Sakarya maçında Serhat’ın topu öpüp attığı korneri 90+3’de gole çeviren gizli forvetimiz Fabio Luciano’yu unutmak mümkün değil tabii ki… Denizli’deki kupa maçında sarı kartını unutup, formasının üzerinde secde edecek kadar bizden biriydi.   Bugünlerin Fenerbahçe’sini izleyenler de mutlaka gelecek kuşaklara büyük kaptan Alex’i anlatacaklardır. Sadece kaptanımız Alex değil, bu sezonun bütün oyuncuları gösterdikleri onurlu mücadele nedeniyle tarihe altın harflerle yazılacaklardır.


    - Fenerbahçe Televizyonu’nu izliyor musunuz, görüşleriniz?


    Her Fenerbahçeli gibi Türkiye’nin ilk kulüp kanalı olan FB TV ile gurur duyuyor ve her fırsatta da takip ediyorum. Gün geçtikçe kendini yenileyen ve geliştiren FB TV sadece biz Fenerbahçelilerin değil diğer takım taraftarlarının bile zaman zaman gözünün kaydığı ulusal bir kanal olma yolunda ilerliyor. Başta İhsan Bey olmak üzere çok büyük bir özveri ile çalıştığını bildiğim bütün ekibe gösterdikleri emek ve çaba için teşekkür ediyorum.


    - Fenerbahçe Dergisi’ni okuyor musunuz? Dergi olarak bizlerden beklentileriniz neler?


    Çıktığı ilk günden beri her ay Fenerbahçe Dergisi okurum. Geçen ay hem annemi hem de kendimi dergiye abone yaptım. Her sayıda kendisini bir öncekine göre daha da geliştiren bir performans gösteriyor. Fenerbahçe’nin böyle bir dergisi olduğu için gurur duyuyorum. En azından diğer kulüp dergileri gibi bu süreçte beyaz kapakla çıkmak gibi ucuz kahramanlık gösterileri yerine ilkeli ve dürüst habercilik yapmayı tercih ettikleri için çalışanlarını ayrıca kutluyorum.  


    - Fenerbahçe Dergisi okuyucuları ve taraftarlarımız için mesajınızı alabilir miyiz?


    Zor günler yaşıyoruz. Aziz Başkanımız, yöneticilerimiz İlhan Ekşioğlu ve Şekip Mosturoğlu efsane sporcumuz Cemil Turan ve Tamer Yelkovan aylardır özgürlüğünden mahrum. Her gün yeni bir darbe ile sarsılıyor belki de bazılarımız inancımızı kaybediyoruz. Gelecek kuşaklara sevdamızı miras bırakmak istiyorsak bu savaştan vazgeçmeye hiçbirimizin hakkı yok. Onurlu mücadelemizi, hukuk kuralları çerçevesinde yürütmeye devam etmek zorundayız. Fenerbahçe bu yıl maç yapmayacak, her maçta yeni bir onur savaşı yapacak. Bu savaşta sonuç ne olursa olsun, takımımıza tam destek vermek, her şart altında onun yanında olmak zorundayız. Bu yıl tekniği taktiği değil, tam desteği konuşma zamanı. Aziz Başkanımızın en büyük hayallerinden biri olan 1.000.000 FB Kart kampanyasına desteğimizi sürdürmeli, Fenerium’lardan alışveriş etmeli, alışverişlerde FB Kartlı kredi kartlarını tercih etmeli, Fenerbahçe Dergisi’ne abone olmalı, Fenercell, Fenernet kullanarak, mümkün olduğunca kulübümüze destek olmalıyız. Bu süreçte Fenerbahçe taraftarından bir ricam da, Metris’teki kahramanlarımızı yalnız bırakmamalarıdır. Onlara olan inançlarını yazdıkları mektuplarla iletsinler.
    Fenerbahçe, tarihinde hep büyük acılar yaşamış, ama bunlardan her seferinde daha da güçlenerek çıkmayı bilmiştir. Bu kez de öyle olacağına inancım tam. Tıpkı Aziz Başkanımın şampiyonluk kutlamasında söylediği gibi “Zafer inananların olacaktır”.

     
    Funda Sibel Pala kimdir:

    18.09.1965’de İstanbul Küçükçekmece’de doğdu. Babası emekli profesör, annesi ise hemşiredir. İki kız kardeşler. İTÜ Fizik mühendisliği mezunu. İstanbul Üniversitesi’nde Radyobiyoloji ve Sağlık Fiziği Yüksek lisansı ve Radyobiyoloji doktora ve 11 yıl süreyle Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi Radyobiyoloji bölümünde görev yaptı. 2002 yılından beri Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi biyoloji A.D. da öğretim üyeliği ve Eylül 2010’dan beri de Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı başkanlığı görevini yürütmektedir. 2005 yılından bu yana Fenerbahçe Spor Kulübü Kongre üyesi olup, 2009 yılında koyduğu başkan adaylığıyla Fenerbahçe Spor Kulübü ilk kadın başkan adayı ayrıcalığını taşımaktadır.




    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam23
    Toplam Ziyaret135262