Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • Eylem Şenkal Fenerbahçe Aylık Fenerbahçe Dergisi Temmuz 2011 - 07/02/2012
  •  

     

     

    Eylem Şenkal: “Kadınlar için en zarif spor voleyboldur”


     Fenerbahçe’ye hem oyuncu hem de taraftar yönüyle bakan bir göz onun ki…  Fenerbahçe Bayan Voleybol Takımı’ndan Dünya Best Model yarışmasının birinciliğine giden bir yol. Şanssız bir sakatlık sonrası değişen bir hayat çizgisi… Milli oyuncu Eylem Şenkal şimdi Fenerbahçe’de voleybol oynayamıyor ama onu her maçta, her etkinlikte görebiliyoruz. Başarılı bir tiyatrocu, başarılı bir sunucu, sinemacı, oyuncu, reklam yıldızı ama sporla bağını hiç koparmıyor. Bu arada sosyal sorumluluk projelerine verdiği desteklerle de övünç kaynağımız oluyor. Eylem Şenkal, çalışma azmi ve müthiş temposuyla bu sayfalara sığdığı kadarıyla bizlerleydi.

     

       Bir gün Fenerbahçe’de oynayacağım da hiç aklıma gelmemişti. Fenerbahçe Spor Kulübü’ne Lise 1’e giderken geldim. İşte o zaman tam bir Fenerbahçeli oldum. Üniversite 1’e kadar 4 yıl bayan voleybol takımında oynadım. Büyük bir şansızlık sonucu sakatlandım. 19 yaşımda omzumda lif kopunca sporu bırakmak zorunda kaldım.


      Ben sakatlanınca, Fenerbahçe’deki çalıştırıcım İsmail Vural, benim yerime Dünya Best Model yarışmasına Fenerbahçe formalı fotoğraflarımı göndermiş. Birazcık kız olmayı öğreneyim diye... Çünkü sporcu bayanların hayatı bellidir. Onların kızsal beğenileri yoktur, unisex giyinirler, pek makyaj yapmazlar, oturup kalkmalarına fazla özen göstermezler.


     Ben bu kulüp için ter akıtmışım, oynamışım, heyecanlanmışım ama taraftar, karşılıksız destek veren bir sevgiyle bir araya gelen topluluk. Bu hem şaşırtıcı, hem güzel… Fenerbahçe’nin gurur duyduğum en büyük tarafı; sadece bir futbol kulübü değil, her alanda başarılı bir spor kulübü olmasıdır.


      Best Model birinciliğimin ardından Kore’de Dünya birincisi oldum. Mankenlik dünyada değer gören bir meslekken Türkiye’de aynı ciddiyet yoktu. Manken çoktu fakat armutla sapı, ayrılamadı. Ben de o gölgeyle yaşayamadım. Bu mesleğin beni ifade etmediğine karar verdim ve tiyatroya başladım. Şimdi 14. oyunumu oynuyorum ve bu mesleğe aşığım.

     

    -Nasıl Fenerbahçeli oldunuz Eylem Hanım?
    Ben de doğuştan Fenerbahçeliyim. Fanatiklik derecesinde Fenerbahçeli olan bir annenin evladıyım. Bir gün Fenerbahçe’de oynayacağım da hiç aklıma gelmemişti. Bundan da her zaman gurur duyuyorum. Evde bebeklerimle oynamak yerine, erkek arkadaşlarımla futbol oynardım. İyi bir futbol seyircisiyim. Tüm ligleri takip ederim.
    -Fenerbahçe Spor Kulübü’nde voleybol oynadınız. O yıllardan söz edebilir misiniz?
    İlkokulun ilk yıllarında atletizm yaptım, dans ettim, bale yaptım. İlkokulun son sınıfında yani o yıllardaki prosedüre göre 5. sınıftayken voleybol hayatıma girdi. Minik takım, milli yıldız milli karmada oynadım. Ta ki Fenerbahçe Spor Kulübü’ne transfer olana kadar… Fenerbahçe Spor Kulübü’ne Lise 1’e giderken geldim. İşte o zaman tam bir Fenerbahçeli oldum. Üniversite 1’e kadar 4 yıl bayan voleybol takımında oynadım. Büyük bir şansızlık sonucu sakatlandım. 19 yaşımda omzumda lif kopunca sporu bırakmak zorunda kaldım. Sonrasında da uzun süre spor hayatım olmadı.


    -Dünya Best Model Yarışması’na katılmanız nasıl gerçekleşti?
    Ben sakatlanınca, Fenerbahçe’deki çalıştırıcım İsmail Vural, benim yerime Dünya Best Model yarışmasına Fenerbahçe formalı fotoğraflarımı göndermiş. Birazcık kız olmayı öğreneyim diye... Çünkü sporcu bayanların hayatı bellidir. Onların kızsal beğenileri yoktur, unisex giyinirler, pek makyaj yapmazlar, oturup kalkmalarına fazla özen göstermezler. Saçlarına fazla şekil vermezler. Ben şimdi yeni yeni görüyorum. Biraz değişti tabii. Kadınlar için en zarif spor voleyboldur ama yinede kabaydı hareketlerimiz diğer bayanlara göre. Sonuçta Best Model Yarışması’ndan çağrılınca fizik tedavimi bırakıp öylesine gittim. 4000 kişi arasından önce 400 sonra 50 sonra en sonunda da 20 kişiye düştük. İnanamıyordum. Sonra bizi kampa alacaklardı annemi aradım anne bana eşya getir dedim. Annem bana getire getire bütün spor malzemelerimi getirmez mi? Dizlikler, formalar eşofmanlar getirmiş. “Anne bunlar ne?” diye sorduğumda “Ne bileyim ben senin modellik yarışmasına katılacağını…” demez mi. Yarışmada Erkan Özarman, Cemil İpekçi, Cengiz Abazoğlu, Nurseli İdiz vardı, çok gülmüşlerdi. Yarışma boyunca bana çok yardımcı oldular. Sonra son kalan yirmi kişi arasında da birinci seçtiler. Kore’deki yarışmaya katılacaktım. Önce Malezya’ya gittik orada İngilizce bilmeyen ve üniversite okumayanları geri gönderdiler. Ben o sıralarda Marmara Üniversitesi’nde okuyordum. Yarışmada 75 ülkenin birincileri vardı. Kore’de de 1 aylık çalışma sonucu dünya birincisi seçildim. Bu sayede bir dünya turu yapmış oldum. Türkiye’ye dönünce 2 sene modellik yaptım.


    -Modellik neden bu kadar kısa sürdü?
    Mankenlik dünyada değer gören bir meslekken Türkiye’de aynı ciddiyet yoktu. Manken çoktu fakat armutla sapı, ayrılamadı. Ben de o gölgeyle yaşayamadım. Defilede modacıların hazırlamış olduğu tasarımları giyiyoruz fakat bu kıyafetler bizlerin kişilik ve karakterlerimizle çarpıştırılıyor ve her duruma giren bir kişi deniyor. Hâlbuki iyi bir model olmak o kadar kolay bir iş değil. Bunun için bir sporcu gibi yaşamalısın. Türkiye’de bu profesyonel mesleğe ciddi bakılmadığından mankenlik mesleği diye bir şey kalmadı. Sonra bu mesleğin beni ifade etmediğine karar verdim ve tiyatroya “Sigara Böreği” isimli oyunla başladım.

     

    -Tiyatro da çok zor bir disiplin…
    Tabii ki… Çok zor bir meslek dalı. Nasıl futbolcu 90 dakikalık bir futbol şöleni için hazırlanıyor veya nasıl 100 metrelik bir koşu için atlet gecesini gündüzüne katarak çalışıyor ve 9 saniyede kendini gösteriyorsa tiyatro da uzun soluklu bir çalışmadır; görünen kısmı perde işte…   En son 12. oyunum olan “Tarihten Garip Vakalar” oyununu oynadım. Tiyatro büyük bir aşk benim için…
    -Başka meşgaleleriniz de var…
    Plaj voleybolu oynuyorum sonra “3. Lig de oynamak ister misin?” dediler ona da peki dedim. 3 sene Formula1’de ilk ve tek Türk kızı olarak çalıştım, sunuculuklar yapıyorum,  o sporu anlattım. Redbull, Ferrari takımlarında çalıştım, güzel bir tecrübe oldu. Mentörlük yapıyorum. Sporcu psikologluğu konusunda eğitimler alıyorum. Sporu yapmış ve birebir yaşamış bir kişi olarak bu konuda daha fazla empati yapabiliyorum. Stres yönetimi, öfke kontrolü sistemi, çevresel faktörlerden etkilenip etkilenmeme, öğrenilmiş çaresizlikten uzaklaştırma, takım ruhu, bireysel ve takımla takım motivasyonu yaşamış olmak sonra okumak öğreniyor olmak, yönlendiriyor yönetiyor olmak ilerleyen safhalarda çok verimli olacağımı düşünüyorum.

     

    -Bu kadar donanımla sizi ekranda görebilecek miyiz?
    Evet… Eylül ayında bir televizyon kanalında bir spor programım olacak. Spor akademisi mezunuyum ve dediğiniz gibi kendimi her zaman eğitiyorum. Bu işi layıkıyla yapacağımı düşünüyorum. Programda tüm spor dallarını işleyeceğiz. Özellikle de gölgede kalmış spor dallarını ele alacağız. Görülmeyen bilinmeyen çok başarılar var.
    -Sinemada da gördük sizi…
    Evet, sinema filminde oynadım “Kadri’nin Götürdüğü Yere Git” filminde Şafak Sezer’le oynamıştım. 2008’de “Reyting Hamdi”de sonra “Sevgili Dünürüm” filmlerinde oynadım. Ama tiyatro beni kendine daha çok bağladı. Bu arada “ www.dikkatseyircivar.com” sitesi yaptık. Orada ünlülerle röportaj yapıyorum, dizi setlerine gidiyorum. Aslında televizyondan dizi izleyemiyorum, meslek deformasyonu diye bir şey var, hepsi arkadaşım olduğundan inandırıcılığı gidiyor. Bu site sayesinde konuları öğrendim, yeni yeni bakıyorum. Röportajlarla keyifli çalışmalar çıkıyor ama kitap okumayı veya sunum hazırlamayı televizyon izlemeye tercih ediyorum, yazmayı da çok severim. Akdeniz bölgesinde çıkan Incity diye bir dergi var, ona yazıyorum. Şu bize verilen armağan hayatı değerlendirmeye çalışıyorum. Zorla sevmediğim işlerde çalışmak istemiyorum.
    -Ya Fenerbahçe şimdi hayatınızın neresinde?
    Fenerbahçe ayrı bir şey benim hayatımda. Sosyal bir ortam, baktığınızda her branştan her meslekten insan var, onlarla buluşuyor olmak çok güzel bir duygu. Bunlar hep Fenerbahçe sayesinde. Düşünebiliyor musunuz, bu kulüpte oynamayıp sadece destek vermek adına olan bir buluşma bu. Ben bu kulüp için ter akıtmışım, oynamışım, heyecanlanmışım ama taraftar karşılıksız destek veren bir sevgiyle bir araya gelen topluluk. Bu hem şaşırtıcı, hem güzel. Fenerbahçe’nin gurur duyduğum en büyük tarafı; sadece bir futbol kulübü değil, her alanda başarılı bir spor kulübü olmasıdır. Her alanda ilklere imza atan bir kulüp sadece şampiyonlukla değil ilklerin kulübü olması sevindirici ve gurur kaynağı.
    -Sosyal sorumluluk projelerimize de her zaman destek veriyorsunuz. Bu ara yoğunlaştığınız Unicef projesi Stars Of İstanbul’dan söz eder misiniz?
    Stars Of İstanbul “İstanbul’un Yıldızları”; Unicef Türkiye’ye eğitim konusundaki önemli çalışmaları için fon sağlamak amacıyla ve hem de eğitim konusunda toplumsal sosyal sorumluluk bilincini oluşturmak adına düzenlenen renkli bir dünya olup, geleceğimiz olan çocuklarımıza birçok faydalar sağlayacaktır. Formunu endüstriyel tasarımcı Aziz Sarıyer’in tasarladığı yaklaşık 2 metrelik dev yıldızlar üzerinde markaların kendi adlarına yaratacakları, tasarlayacakları yıldızlar kentimizin önemli noktalarında Eylül - Ekim - Kasım 2011 tarihleri arasında sergilenerek 90 gün boyunca İstanbul’un meydanlarında, caddelerinde, alışveriş merkezlerinde, milyonların geçtiği noktaları sanat platformuna dönüştürecektir.  Her bir yıldız 100 çocuğun yüzünü güldürecek, eğitimine olanak tanıyacaktır. Günümüzün reklam ve pazarlama anlayışı içinde büyük önem taşıyan yeni mecra keşfetme noktasında da markalar için yepyeni ve fark yaratan bir tanıtım alanı yaratıyor.

     

    -Son olarak Dergimiz hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyiz?
    İşte Fenerbahçe’yi her şeyiyle en güzel bu dergi anlatıyor. İlk ağızdan; evirmeden, çevirmeden, döndürmeden en gerçek haliyle her şeyi öğreniyorum. Büyük bir arşiv. Annemli birlikte takip ediyoruz.




    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi2
    Bugün Toplam20
    Toplam Ziyaret133732