Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Röportajlarım

  • Hasan Pulur Fenerbahçe Aylık Resmi Dergisi Haziran 2010 - 06/02/2012
  •  

     

     

    Hasan Pulur: “Taraftarlık, evlilik gibidir; ‘İyi günde kötü günde’ dedik bir kere…”

      Hasan Pulur özellikle de Milliyet ve Hürriyet okurlarınca gazete ele geçtiğinde ilk okunacak köşe yazarlarından biridir. O’nun diğer köşe yazarlarından farklı bir kalemi vardır. Sade bir dille ve nüktedanlığıyla her yaştan okura hitap eden usta kalem. O hepimizin Fenerbahçeliliğiyle de tanıdığı bir yazardır. Ancak tüm sporseverlerce ayrım yapmaksızın sevilen, yazdıkları büyük bir beğeniyle okunan ender kişilerden de biridir.
    Bugün hala Milliyet Gazetesi’ndeki yazılarını severek takip ediyor ve Fenerbahçeliğiyle de gurur duyuyoruz…

     
      Yaşayan heykel dikilmez derler ama ben dikilmesinden yanayım. İnsanlar itibarı, onuru yaşarken görmeli… Öldükten sonra arkamdan kale diksinler ne kıymeti var. İşte aynı şeyi Can için yaptılar, Lefter için yaptılar çok da güzel oldu.

      Biz zamanında Melih Aşık’la çok takılırdık. Şimdi Galatasaray bu halde diye Melih takılmıyor bana, ben de sebep bulamıyorum. Galatasaray’ın hali meydanda… Yaralı aslana dokunulmaz.

      Futbol takımı taraftarı olmak evlilik gibidir, iyi günde de kötü günde de yanında olacaksın. Tavsiyem budur. İyi günde yaptıkları alkışları kötü günde de destek yapsınlar. Sonuçta hepimiz gideceğiz, Fenerbahçe kalacak.

      Yeni spor yazarları enteresan yazılar yazıyorlar. Kendilerini de frenliyorlar taraflı gibi gözükmemek adına. Eskiden öyle değildi, herkes tam gaz giderdi rengini belli ederdi. Namık Sevik’in, Necmi Tanyolaç’ın herkes Fenerbahçeli olduğunu bilirdi. Dürüst olduklarından sorun olmazdı.

     



      Hasan Pulur 1932 doğumlu. Gazeteci ve köşe yazarı. Babası subay olduğu için öğrenimini çeşitli okullarda tamamladı. Ortaokul ikinci sınıfta, biyoloji dersinde atmacanın kafa kesitini renkli tebeşirle kara tahtaya çizemediği için okulla ilişiğinin kesildiğine dair belge aldı. O konuda hala çok dolu. Bakın nasıl anlatıyor o günü…
    “O sistem (eğitim sistemi) çok değişmedi; aynı kafa devam ediyor. İnsanlara ezbere resim çizdirmektense, atmaca kuşunun nerede yaşadığını, ne yaptığını, ekolojiye faydası veya zararı olup olmadığını öğretmeleri, anlatmaları çok daha yararlı olacaktır.  
    “Al şunun kafatasını çiz! Çok meraklıysam, ansiklopediye bakarım, kafatasını görürüm. Bugünkü çocuklar patatesi bile ağaçta yetişiyor sanıyorlar. Çizsem ne olur, çizmesem ne olur? Atmaca nedir? Nereden bilecek çocuk? Eğitim sisteminin yanlışıdır, bir simgesidir.
    Diplomanın çok önemi vardı anladım, fark ettim bir atmaca yüzünden hayatımı riske edemem dedim. Sonra tekrar okul hayatıma döndüm.”
    Bu olaydan dolayı eğitimine üç yıl ara veren Hasan Pulur, ortaokul bitirme sınavlarına dışarıdan girdi, kazandı. Kabataş Lisesi’nde yatılı okudu. Sırasıyla, Son Saat (1954), Yeni İstanbul (1955), Vatan, Havadis, Akşam (1957), Milliyet (1 Mart 1958- , YİM Yrd; 1968-79, YİM); Hürriyet Gazetesi (1979-86, Yayın Koordinatörü), Güneş (1986-88), Halen çalıştığı Milliyet Gazetesi’nde (Temmuz 1988’den günümüze dek ) çeşitli kademelerde görev aldı. Yazıları başarı ödülleri kazandı. 30 yıldır, gazetecilikten başka herhangi bir yan işi olmayan değerli yazarımıza bu röportaj için teşekkür ediyor, Fenerbahçe Dergimiz adına saygı ve sevgilerimizi iletiyoruz.  

     

    - Biz aramızda “Fenerbahçeli olunmaz, Fenerbahçeli doğulur.” deriz her zaman. Peki, siz nasıl Fenerbahçeli oldunuz Hasan Bey?  

    Babam Kurtuluş Savaşı’na katılan subaylardandı. Kurtuluş Savaşı’nda ordu askerlerinin Fenerbahçeli olmasında en büyük etken; İstanbul’da İngiliz işgalci takımını Fenerbahçe Spor Kulübü’nün futbol takımı yeniyor ve yendikçe de bu haberler Anadolu’ya gidiyordu. “Fenerbahçe İngilizleri yendi, muhtelif karmayı yendi.” diye ordu içinde yayılıyordu.  Orduysa yabancılara karşı savaşta bir zafer kazanmış gibi heyecan duyuyordu. Böylece subayların da çoğu o yıllardan beri Fenerbahçeli oldu. Halen de Fenerbahçelilikleri devam ediyor zaten. İşte ben de babam gibi Fenerbahçeli oldum. Fenerbahçe ile büyüdük. Öyle ya da böyle 60 yıldır Fenerbahçeliyim.

    - Gazeteciliğinizin yanı sıra bir de spor geçmişiniz var…

    Kabataş’ta okudum, futbol oynadım, atletizm yaptım. Eskiden futbol oynadığında kızarlar “Bir yerin kırılır, ayakkabıların eskir” derlerdi. Fenerbahçe Spor Kulübü’nde atletizm yaptım. O yıllarda 100 metre rekorunu egale etmesi nedeniyle üne kavuşan, Avrupa’da 60 metrede hiçbir yabancı atlet tarafından geçilemeyen atlet Muzaffer Selvi de vardı. Çok iyi bir atlet değildim fakat severek yaptım.

    - Fenerbahçe Spor Kulübü’nün 1940’lı yıllarını bilen bir kişi olarak bugünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Ben Fenerbahçe Spor Kulübü’nün tahta tribünlü halini bilirim. Eski haliyle mukayese bile edilmez. 40 yıllık üyesiyim. O zaman bir gecekonduysa şimdi bir plaza. Her şeyiyle mükemmel. Sadece betonuyla değil, müzesiyle, ek inşaatlarıyla. Ayrıca bir kadirşinaslık da var. Mesela stada Şükrü Saracoğlu’nun adının verilmesi. O sahayı o araziye Maliye Bakanı’yken Şükrü Saracoğlu tahsis etmiştir. Komik bir rakamla 1 liraya…     
    Ben Şükrü Saracoğlu’nun İnönü Stadı’na da, bu stada da zor yürüyerek geldiğini bilirim.  Birçok anıları vardır. Hatta Faruk Ilgaz ve Ali Şen onu maç kuyruğunda görür ve alırlar.
    “Yaşayan heykel dikilmez.” derler ama ben dikilmesinden yanayım. İnsanlar itibarı onuru yaşarken görmeli, öldükten sonra arkamdan kale diksinler ne kıymeti var. İşte aynı şeyi Can için yaptılar, Lefter için yaptılar, çok da güzel oldu. Ben ayrıca bir Lefter hayranıyımdır.
    Aziz Yıldırım müthiş… Yaptığı binalar ne kadar önemliyse ondan daha da önemlisi moral olarak bu vefa örnekleri ve kulübü kurumsal bir hale getirmeleridir. Bunlar çok önemli. Eskiden bir Yağcı Ali vardı. Fenerbahçe için Yağcı Ali’nin kulübü derlerdi. Bir kongreyi tahta tribünün altında yaptığımızı hatırlıyorum. Bir de Süreyya Sineması’nın salonunda yapılırdı. Bir takım Başkanlar geldi geçti. Bazıları hoş olmayan başkanlardı. Kimisini ben Fenerbahçe’ye yapı olarak olmaz, uymaz diye düşünürdüm. Kimisi de iyi niyetli ama yeteneksizdi. Aziz Yıldırım bütün bunların iyi yönlerini kendi kişiliğinde üst üste topladı ve çok başarılı bir Başkan oldu Fenerbahçemize. Duyumlarıma göre masaya yumruğunu vuran bir Başkan ama belki de öyle gerekiyor. Kritik maçlar geçirdik. Futbol bu belli olmuyor. Şampiyon olamadık. Moral bozmamalıyız. Umarım başarılı bir 2010-2011 sezonu geçireceğiz.

    - İlk gittiğiniz maçı anımsıyor musunuz?

    Evet, hatırladığım bir maç var; babam beni Fenerbahçe Stadı’na götürmüştü. 1940’lı yıllardı. Bir Fenerbahçe - Galatasaray maçıydı. 3. dakikada Naci Bostancı golü attı. İlk hatırladığım maç ve ilk gol odur.

    - Peki, unutamadığınız karşılaşmalar…

    Unutamadığım birkaç maç var. Biri Lefter, Ergün ve Niyazi’nin attığı gollerle 3-0’lık bir skor var. Bir bayram günüydü. O gün çifte bayram yaşamıştık. Saracoğlu’nda Gaziantepspor’a 3-0 mağlupken 4-3’lük ve 6-0’lık Galatasaray maçlarını da hiç unutmam.
    Bir de 4-3 lük Galatasaray maçı var. İlk yarıyı Galatasaray 3-0 önde kapatmıştı. İkinci yarı başladığında ise sahada bambaşka bir Fenerbahçe vardı sanki. Fenerbahçe ataklarıyla Galatasaray’ı sahasında adeta hapsetmiş, bunaltmıştı. O maçın kahramanı olan Hasan Vezir’i Rizespor’dan almıştık. Galatasaray Yöneticisi Ergun Gürsoy o maçtan sonra onu alıp Galatasaray’a transfer etmişti. Fakat sonra unutuldu gitti. O Fenerbahçe’de kalsaydı takımımızın kralı olurdu eminim. Aykut da gol sahibiydi o maçta… Ben Aykut’u çok yararlı bir insan olarak tanırım. Oturup konuşulacak çok iyi bir insandır.  Saygıdeğer bir çocuktur. Antrenörlüğü de başarılıdır. Kendi içimizden çıkacak Aykut gibi bir adamın kulübün teknik direktörlüğünü uzun yıllar yapabilmesini takımı yönetmesini isterim.

    - Guiza İspanya’da gol kralı olduğu için takıma transfer edildi. Fakat Türkiye’de bir başarı kaydetmedi. Siz neler söyleyeceksiniz?

    Bir yazar için söylemişimdir. Türkiye’nin en çok Nobel alamayan yazarı diye. Bu da Türkiye’nin gol atamayan gol kralı…

    - Maç izlerken ya da seyrederken nasılsınız? Uğurlarınız var mı?

    Eskiden stada gidiyordum fakat şimdilerde televizyondan izliyorum. Maçları seyrederken 50 yaşına kadar olan heyecan kalmıyor. Heyecan var da tepkisi küçük oluyor. Mesela benim büyük oğlum da, küçük oğlum da Fenerbahçelidir. Büyük oğlan diyor ki “Baba, belgesel seyreder gibi maç seyrediyorsun.” Çünkü onlar bağırıp çağırarak maç seyrediyorlar. Uğurlarım yoktur.

    - Milliyet Gazetesi’nin yazarısınız. Hasan Cemal, Güneri Civaoğlu gibi koyu Galatasaray taraftarı olan yazarlar da aynı gazetenin kadrosunda. Derbi öncesi veya sonrası birbirlerinize takılır mısınız ya da iddiaya girer misiniz?
     
    Yok şimdilerde...  Fakat eskiden Namık Sevik zamanında çok oluyordu. Şimdi bir arada maç seyretmişliğimiz bile olmuyor. Biz zamanında Melih Aşık’la çok takılırdık. Şimdi Galatasaray bu halde diye Melih takılmıyor bana, ben de sebep bulamıyorum. Galatasaray’ın hali meydan da. Yaralı aslana dokunulmaz.

    - Bir gazete yazarı olarak takım taraftarlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    En renkli taraftar gurubu bizimkilerle, çarşı taraftarıdır. Her ikisi de yaratıcı ve coşkulular.
    Eskiden “Emniyet” diye bir takım vardı. O maçta çok kötü oynadı bizimkiler. Kıyamet koptu, yuhaladılar. Ertesi maç kimleydi hatırlamıyorum. Bizimkiler de çok iyi oynuyorlardı. Bütün tribünler başladı: “Geçen hafta şaka yaptık.” diye…  Çok güzel bir espriydi. Bir kere de arkalarını döndüler. Fenerbahçe taraftarı çok da vefalı aynı zamanda. Bizim zamanımızda bu kadar vefa göstermezlerdi. Bir defa kadınların girdiği yer daha farklı şimdi. Fenerbahçe’de çok bayan taraftar var. Bunlar bir düzen getirdi.

    - Dünya’nın en büyük derbilerinden sayılan Fenerbahçe - Galatasaray maçları için neler söyleyeceksiniz?

    Hasan Şaş şöyle demişti, hatırlarsınız: “Biz bu Fenerbahçe ile ne zaman maç yapsak, karşılarına çıkınca elimiz ayağımız titriyor. Ne yapsak kazanamıyoruz. Ne dualar ettik uğurlar yaptık, denedik olmadı” dedi ve bir şey itiraf etti: “Emre Belezoğlu Fenerlidir, biliriz, Galatasaray’da oynarken de Fenerbahçeliydi.” dedi. Fenerbahçe bu kadar kök salmış. Emre gibi biri Galatasaray’ın içindeyken bile Fenerbahçe’yi tuttuğuna göre Fenerbahçe’nin kökü meydanda.
    Ben biraz Galatasaraylıları kızdırıyorum. “Biz Galatasaray’ı yenelim, Fenerbahçe şampiyon olsun olmasın önemli değil” diyorum. Çok kızıyorlar. Ama ben de Galatasaraylı olsam çok sinir olurdum. Kaç senedir doğru dürüst yendikleri yok.
    Mehmet Yalçındağ Galatasaraylı olduğu için, Galatasaray kazandığı zaman maç sonrası binada özellikle Galatasaray bayrakları asılırdı. Sonra biz de astık, ses çıkarmadılar.

    - Yeni nesil yazarları nasıl buluyorsunuz?

    Yeni spor yazarları enteresan yazılar yazıyorlar. Kendilerini de frenliyorlar taraflı gibi gözükmemek adına. Eskiden öyle değildi, herkes tam gaz giderdi rengini belli ederdi. Namık Sevik’in, Necmi Tanyolaç’ın herkes Fenerbahçeli olduğunu bilirdi. Dürüst olduklarından sorun olmazdı.

    - Bir gününüz nasıl geçiyor?

    Sabah saat 10.00’da evden çıkarım, gazete binasına gelirim. Günlük gazeteleri okurum, yazılarımı elden geçiririm, ziyaretçilerimi ağırlarım. Akşam da bir yerlere uğrayıp arkadaş sohbeti yaparız. İki oğlum var, onlar da çalışıyorlar. Torunlarım var. Eşim de rahmetli Galatasaraylıydı; şakalaşırdık.

    - Fenerbahçe Dergisi ve Televizyonu’nu nasıl buluyorsunuz?

    Dergi çok güzel, bir resmi görüşü yansıtıyor, renkli konular da var. FBTV çok ilgimi çekiyor. İhsan Topaloğlu da bizden gitmişti, bilirsiniz.

    - Taraftara mesajınızı alabilir miyiz?

    Futbol takımı taraftarı olmak evlilik gibidir, iyi günde de kötü günde de yanında olacaksınız. Tavsiyem budur. İyi günde yaptıkları alkışları kötü günde de destek yapsınlar. Sonuçta hepimiz gideceğiz, Fenerbahçe kalacak.

     




    Videolarım
    Site Haritası
    Ziyaret Bilgileri
    Aktif Ziyaretçi1
    Bugün Toplam9
    Toplam Ziyaret133799